Başlangıç > 19 Aralık 'Hayata Kasıt', Raporlar-İncelemeler, Tecrit, Toplum Konuşuyor > Helsinki Yurttaşlar Derneği: F-Tipi Cezaevlerinde Tecrit Uygulaması Bitirilsin!

Helsinki Yurttaşlar Derneği: F-Tipi Cezaevlerinde Tecrit Uygulaması Bitirilsin!

Helsinki Yurttaşlar Derneği bu konuda bugüne kadar benzer çözüm önerileri sıralayan insan hakları kuruluşları, barolar, tabip odaları ve aydınların taleplerine katılarak, açlık grevlerini bir an önce sona erdirecek önlemlerin hükümetçe alınmasını talep ediyor.
Türkiye herkesin vicdanını yaralayacak yeni ölümlerle sarsılmamalı…

  1. F-tipi cezaevlerinde yasal ve idari düzenlemelerle bir ve üç kişilik tecrit uygulamasına son verilmeli;
  2. Sağlık sorunu olan tutuklu ve mahkumların zorla tedavi uygulamasına başvurulmaksızın hekim kontrolünde tedavileri sağlanmalı;
  3. 19 Aralık 2000 tarihli ‘Hayata Dönüş’ ve daha önce cezaevlerine yönelik yapılan operasyonlardaki, idare, jandarma ve emniyet güçlerinin yasa dışı uygulamaları ve aşırı güç kullanımı bağımsız inceleme sonucu ivedilikle yargı aşamasına getirilmeli;
  4. F-tipi ve diğer cezaevleri, ivedilikle bünyelerinde sivil toplum kuruluşlarının da yer aldığı bağımsız konseylerin inceleme ve denetimlerine açılmalı;
  5. Cezaevleri sorununu gündemlerine alarak çözüm arayışına giren, önerilerde bulunan ve çalışma zeminlerini uluslararası ve ulusal anlaşma ve yasalardan alan sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri üzerindeki adli ve idari baskılar kaldırılmalı…

F-tipi Cezaevleri Raporu, 12 Haziran 2001

F-TİPİ CEZAEVLERİNDE TECRİT UYGULAMASI BİTİRİLSİN!

Türkiye, cezaevleri sorununu askeri darbeler ve çatışmalar ortamına paralel olarak uzun bir süredir yaşıyor. Türkiye’deki insan hakları örgütlerinin önemli bir gündem maddesi olan cezaevlerinin, çağdaş standartlardan oldukça uzak olduğu çeşitli uzmanların raporlarına da konu oldu.

F-tipi cezaevlerini protesto etmek üzere 20 Ekim 2000 tarihinde çeşitli cezaevlerinde başlayan açlık grevleri dönemine kadar, cezaevlerindeki koşulları protesto etmek üzere yapılan açlık grevlerinde 27, güvenlik güçlerinin müdahaleleri sonucunda da 29 mahkum ve tutuklu öldü. Özellikle 12 Eylül askeri darbesi sonrasında cezaevlerindeki olumsuz koşulları protesto etmek için kendilerini yakarak intihar eden mahkum ve tutukluların kesin sayısı ise hala bilinmiyor.

19 Aralık 2000 tarihli ‘Hayata Dönüş’ adı verilen son cezaevi operasyonlarının bilançosu ise ikisi asker, 30’u mahkum ve tutuklu olmak üzere 32 kişinin öldürülmesi oldu. F-tipi cezaevleri ve ‘Hayata Dönüş Operasyonu’nu protesto etmek üzere sürdürülen açlık grevlerinde ise bugüne kadar 19’u cezaevlerinde, dördü ise dışarıdan destekçi olarak 23 kişi yaşamını yitirdi.

Bugün bu bilançoya rağmen sorunun çözüldüğünü öne süren Adalet, İçişleri ve Sağlık bakanlarının bu iddialarına karşın açlık grevleri artan bir katılımla sürdürülüyor.

Helsinki Yurttaşlar Derneği bu konuda bugüne kadar benzer çözüm önerileri sıralayan insan hakları kuruluşları, barolar, tabip odaları ve aydınların taleplerine katılarak, açlık grevlerini bir an önce sona erdirecek önlemlerin hükümetçe alınmasını talep ediyor.

Türkiye herkesin vicdanını yaralayacak yeni ölümlerle sarsılmamalı…

  1. F-tipi cezaevlerinde yasal ve idari düzenlemelerle bir ve üç kişilik tecrit uygulamasına son verilmeli;
  2. Sağlık sorunu olan tutuklu ve mahkumların zorla tedavi uygulamasına başvurulmaksızın hekim kontrolünde tedavileri sağlanmalı;
  3. 19 Aralık 2000 tarihli ‘Hayata Dönüş’ ve daha önce cezaevlerine yönelik yapılan operasyonlardaki, idare, jandarma ve emniyet güçlerinin yasa dışı uygulamaları ve aşırı güç kullanımı bağımsız inceleme sonucu ivedilikle yargı aşamasına getirilmeli;
  4. F-tipi ve diğer cezaevleri, ivedilikle bünyelerinde sivil toplum kuruluşlarının da yer aldığı bağımsız konseylerin inceleme ve denetimlerine açılmalı;
  5. Cezaevleri sorununu gündemlerine alarak çözüm arayışına giren, önerilerde bulunan ve çalışma zeminlerini uluslararası ve ulusal anlaşma ve yasalardan alan sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri üzerindeki adli ve idari baskılar kaldırılmalı…

Türkiye’de Cezaevleri ve Açlık Grevlerinde Son Durum

Cezaevlerinin koşulları ve bu koşulların yarattığı sorunlar, Türkiye’nin gündeminde uzun süredir önemli bir yer tutuyordu. Ancak cezaevleri üzerine tartışmalar, geçtiğimiz yılın başından itibaren yoğunlaştı. Cezaevleri, genellikle 60 ya da daha fazla tutuklu ve hükümlünün bir arada yaşadığı koğuşlardan oluşuyordu. Devlet yetkilileri tarafından ‘terör örgütlerine ideolojik çalışma zemini sağladığı’ gerekçesiyle eleştirilen koğuş sisteminin yerini kısa bir zaman içinde F-tipi cezaevlerinin alacağı artık belli olmuştu. Bu sürecin ilk adımı, dokuz sene önce atıldı. Devlet 1992 yılında 17 cezaevi için 60 milyon dolarlık bir yatırım planladı, aradan geçen zaman içinde var olan cezaevlerine yeni binalar eklendi ve 2000 yılında açılması planlanan 11 adet F-tipi cezaevinin yapımına başlandı. Koğuş sistemini ortadan kaldırarak hücre sistemini getiren F-tipi cezaevleri, bir ve üç kişilik hücrelerden oluşuyordu. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin görev alanı içindeki suçlardan yargılanan ya da hüküm giymiş tutuklu ve hükümlüler için inşa edilen bu yeni cezaevlerine öncelikle siyasi mahkumlar taşınacaktı. Hücre sistemi, devlet tarafından terörle mücadelede yeni bir adım olarak değerlendiriliyordu aynı zamanda. Mahkumlar arasındaki tüm sosyal ilişkiler ortadan kaldırılarak terör örgütlerinin ideolojik çalışma ortamı yok edilecek, koğuşların sağladığı dayanışma ve cezaevi eylemleri sona erdirilecekti. Tam bir denetim sağlamak üzere tutuklu ve hükümlüler arasındaki her türlü ilişkiyi istenildiği anda kesmeye olanak sağlayan hücre sistemi ve yüksek güvenlikli F tipi cezaevlerinin, şimdiye dek yaşanan her türlü bozukluğu ortadan kaldıracağı düşünülüyordu.

“…Hükümlü ve tutuklulara ayrılmış tek kişilik odalar 10 m² den oluşmakta ve yan yana bulunan iki veya üç oda aynı havalandırma bahçesini kullanmaktadır. Havalandırma alanları 42-50 m² arasında değişmektedir.
Üç kişilik odalar ise; 25 m² alt ve 25 m² üst olmak üzere toplam 50 m² olarak planlanmış, yine bu bölüme ait havalandırma alanları 50 m² olarak düzenlenmiştir.
Tek ve üç kişilik odalarda hükümlü ve tutuklular, gündüz saatleri içinde havalandırma bahçesinde birlikte olabilecekler, konuşma ve iletişim gibi sosyal ihtiyaçlarını karşılayabileceklerdir. Bu şekilde, hükümlü ve tutukluların tecrit edilme hissine kapılmamaları düşünülmüştür.

Bu alanlar plânlanırken, Avrupa Standartlarının üstünde tutulmasına özen gösterilmiştir. Blok ve oda pencereleri gerekli aydınlatmayı sağlamak üzere standartların üzerinde bir genişlikte yapılmıştır.

Cezaevlerinde son yıllarda yaşanan toplu isyan, görevlileri rehin alma, açlık grevine zorlama, yangın çıkarma, tünel kazarak firar etme, haraç alma, örgüt içi şiddete tabi tutma, kurum görevlileri ile tutuklu ve hükümlüleri yaralama, öldürme ve bunun gibi asayiş ve güvenliği ilgilendiren sorunların çözümünün aciliyeti ve yasal mevzuat olan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri Kanunu’nun getirdiği zorunluluğun yanında, cezaevlerinin tek ve üç kişilik proje üzerine hazırlanmasının bir diğer nedeni de, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin cezaevlerimizde 19 – 23 Ağustos 1996 tarihinde gerçekleştirdiği ziyaret sonucu 11 Mart 1997’de kabul ettiği Türkiye Raporunda koğuş sisteminin eleştirilmesi ve bu sistemin suç örgütlerinin iç dayanışmasını kolaylaştırdığı yönündeki yorumudur. Komite’ce mahkûmlar için bireysel oda ya da daha küçük koğuşlar yapılmasının yararlı olacağı, ancak günün bir bölümünün yatakhane dışında yararlı faaliyetlerle geçirmesine imkân sağlayacak ortamın da sağlanması tavsiye edilmiştir…”

Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü
Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevleri, 27.11.2000
http://www.adalet.gov.tr

Ancak, başta mahkumlar olmak üzere onların aileleri, sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucuları, baştan beri F-tipi cezaevlerine karşı çıktılar.Yeni sistemin küçük grup veya tecrit izolasyonuna yol açacağına dair endişelerin bugün ne kadar yerinde olduğu ortada. Çünkü dokuz yıl boyunca kamuoyuna hiçbir bilgi verilmeden yürütülen F-tipi cezaevleri projesinin hukuksal temelleri, 1991 yılında yürürlüğe konan 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın (TMY) 16. maddesine dayanıyor.

3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu
Üçüncü Bölüm: Cezaların İnfazı

Cezaların İnfazı ve Tutukluların Muhafazası

Madde 16 – Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanların cezaları, tek kişilik veya üç kişilik oda sistemine göre inşa edilen özel infaz kurumlarında infaz edilir.

Bu kurumlarda açık görüş yaptırılmaz. Hükümlülerin birbirleriyle irtibatına ve diğer hükümlülerle haberleşmesine engel olunur.

Bu kurumlarda cezasının en az üçte birini iyi halle geçiren hükümlüler diğer kapalı infaz kurumlarına nakledilebilirler.

Bu Kanun kapsamına giren suçlardan tutuklananlar da birinci fıkrada gösterilen şekilde inşa edilmiş tutukevlerinde muhafaza edilirler. İkinci fıkra hükümleri tutuklular hakkında da uygulanır.

Sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucularının da çabaları sonucu, geçici kabulü yapılan üç cezaevinden biri olan Sincan F-tipi Cezaevi, Adalet Bakanlığı’nın izni ile 28 Temmuz 2000 tarihinde İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Mazlum Der temsilcileri tarafından incelendi. İncelemenin ardından heyet tarafından yapılan açıklamalarda “Hücre kapılarının dışında birer sürgü olduğu ve havalandırmaya çıkışın tümüyle cezaevi yönetiminin kontrolünde olduğu, tek kişilik odaların tecrit odası niteliğinde olduğu ve mahkumların nasıl yönetileceği, hangi haklara sahip bulunduğunu düzenleyen hukuksal bir metnin olmadığı” belirtildi.

Türk Tabipleri Birliği ve Barolar Birliği başta olmak üzere birçok kitle ve meslek örgütü hazırladıkları raporlarda “yüksek güvenlikli cezaevi” olarak tasarlanan F-tipi cezaevlerinin sosyal izolasyon ve duyusal yalıtım koşullarına sahip olduğunu ve bu nedenle iddia edilenlerin aksine insan onuruyla bağdaşmayan çağdışı bir nitelik taşıdığını belirttiler.

Mahkumların Protestoları ve Devletin Müdahalesi

Koğuşlardan daha küçük hücrelere geçiş süreci, Türkiye cezaevlerinde büyük çaplı protestolar ve çatışmalar yaşanmasına sebep oldu. Eylül 1999’da, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde mahkumların gardiyan ve askerlerle çatışması sonucu 10 mahkum öldü, düzinelercesi de yaralandı. Ölüm sebepleri tartışmalıydı ve avukat ile mahkumların yakınları otopsiye alınmadı. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu, olayla ilgili bir rapor hazırlayarak, güvenlik güçlerinin ölüm ve yaralanmalara sebebiyet veren aşırı güç kullandığı sonucuna vardı. Komisyon ayrıca ölen 10 kişinin otopsilerinin uluslararası standartlara uygun olmaması ve kanıtların gereken azami çaba ile korunmadığını da eleştirdi. Olayla ilgili 116 güvenlik görevlisi Mart 2001’den bu yana yargılanıyorlar ve savcı beraatlerini talep ediyor.

5 Temmuz 2000 tarihinde Burdur Cezaevi’ndeki siyasi mahkumlar F-tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla barikatlar kurarak kendilerini koğuşlara kapattı. Mahkumların ifadelerine göre, güvenlik güçleri koğuşlara sis bombası, gözyaşı ve sinir gazları atarak duvarları buldozerlerle yıkmaya başladılar. Mahkumlar, güvenlik güçlerinin demir çubuklar, coplar, kiremit ve taşlarla saldırdığını, baygın durumdaki mahkumları koğuşlardan uzun saplı kancalarla dışarı sürüklediklerini söylediler. 8 Temmuz’da müvekkillerinden bazılarını görmelerine izin verilen avukatlar, mahkumların vücutlarında ağır yaralanma izlerinin bulunduğunu, konuşma ve nefes alma güçlüğü çektiklerini ifade ettiler. Olayda Veli Saçılık adlı tutuklunun kolu, koğuş kapılarının inşaat kepçesi ile kırılması sırasında ezildi. Isparta Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Veli Saçılık’ın kolu kesildi. Burdur valisi savcının, haklarında resmi şikayette bulunulan 405 güvenlik görevlisine karşı dava açılması talebini Nisan 2001’de reddetti.

Açlık Grevleri

Bugüne kadar Türkiye cezaevlerinde ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan birçok olay yaşandı ve son beş yılda (19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ hariç) güvenlik güçlerinin saldırıları ve şiddet kullanımı sonucunda 29 tutuklu ve hükümlü öldürüldü, yüzlercesi de yaralandı. Son 20 yıl içinde bazı tutuklu ve hükümlüler, işkence ve kötü muameleden kaynaklanan koşulları protesto etmek için kendilerini yakarak intihar ettiler. Son 20 yıl içinde cezaevlerindeki olumsuz koşulların ortadan kaldırılmasına yönelik olarak mahkumlar tarafından farklı dönemlerde yapılan uzun süreli açlık grevleri ve ölüm oruçlarında ise (son dönemdeki ölüm orucu hariç) toplam 27 tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi.

F-tipi cezaevlerine öncelikle siyasi mahkumların yerleştirileceğinin açıklanması; sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucularının tepkilerine ve uyarılara karşın yetkililerin F-tipi cezaevlerinden vazgeçilmeyeceğine ilişkin beyanları, gerilimi artırdı. Buna karşın Adalet Bakanlığı koğuş sisteminin iflas ettiği, F-tipi cezaevlerinin, terör ve mafya tipi suçlular için öngörüldüğü ve diğer cezaevlerinde de koğuş sisteminden hücre sistemine geçme yolunda çalışmaların başlatıldığına ilişkin açıklamalarını sürdürdü.

Bu atmosferde 20 Ekim 2000 tarihinde Türkiye’deki 18 cezaevinde Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (DHKP/C) ve Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML) örgütleri davalarından yargılanan 865 tutuklu ve hükümlü, F-tipi cezaevlerini protesto amacıyla açlık grevine başladılar. Mahkumların bir kısmının açlık grevini 20 Kasım 2000 tarihinde ölüm orucuna çevirmeleri ile artan baskılar sonucunda, Adalet Bakanlığı 3 Aralık 2000 tarihinde Türk Tabipleri Birliği’ni görüşmeye davet etti. Bu aşamadan sonra insan hakları savunucuları, sivil toplum örgütleri ile Adalet Bakanlığı ve mahkumlar arasında görüşmeler başladı.

Mahkumların temel talepleri şunlardı:

* F-tipi cezaevlerinin kaldırılması,
* Terörle Mücadele Yasası’nın kaldırılması,
* Adalet, İçişleri ve Sağlık bakanlıkları arasında yapılan “Üçlü Protokol”ün kaldırılması,
* 1996 yılında yapılan açlık grevinden dolayı sakat kalanların tedavi edilmesi ve özel afla tahliye edilmesi,
* Cezaevlerinde yapılan operasyonlar sonucu meydana gelen ölüm ve yaralanma olaylarından sorumlu olanların yargılanması,

Ancak, bu talepler arasında öncelikli olan, F-tipi cezaevlerinin kaldırılmasıydı.

9 Aralık 2000 tarihinde Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, F-tipi cezaevi uygulamasının ertelendiğini; F-tiplerinin mimarisi dahil her yönden inceleneceğini ve bu incelemenin Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye Barolar Birliği (TBB), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) katılımıyla gerçekleştirileceğini açıkladı. Türk, cezaevi koşullarını ağırlaştıran ve tecrit öngören yasanın 16. maddesinin değiştirileceğini, infaz hâkimliği ve izleme kurulları kanun tasarılarının da yasalaştırılacağını belirtti. (İzleme kurulları yasası, cezaevlerinin sivil denetime açılmasını gerekli kılıyor. Mahkumlar izleme kurullarının, kitle örgütlerince oluşturulmasını isterken, hükümet, bu kurulları emekli hâkim, emekli doktor, öğretmen gibi kişilerden oluşturmayı planlıyor.) Ancak tutuklu ve hükümlüler Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarını güven verici bulmadıkları için ölüm orucuna devam edeceklerini bildirdiler.

13 Aralık 2000’de TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Mehmet Bekaroğlu, TMMOB Başkanı ve TTB İkinci Başkanı, Bayrampaşa Cezaevi’nde örüm orucunda olan tutuklu ve hükümlülerle görüştüler. Bekaroğlu, Adalet Bakanı Türk’ün F-tipi cezaevlerinde yapılacak düzenlemeler üzerine söz konusu sivil toplum kuruluşlarının bir taslak hazırlamalarını ve onlarla mutabakata varılmadan nakillerin yapılmayacağını söylediğini bildirdi. Bu yaklaşımı güvence altına alacak formülü henüz geliştiremeden Adalet Bakanı’nın verdiği süre dolduğu için görüşmeler 14 Aralık 2000 tarihinde geceyarısı sona erdirildi. Bu tarihten sonra mahkumların, sivil toplum örgütlerinin ve görüşmeci heyetin tüm ısrarlı taleplerine olumsuz yanıt verildi ve görüşmeler bir daha başlayamadı.

Görüşmelerin kesilmesinden bir gün önce Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), F-tipi cezaevlerini protesto eylemleri ve açlık grevlerine ilişkin haberlere “gereğinden fazla” yer verilmemesi konusunda yayın kuruluşlarını uyardı. RTÜK’ün bu uyarısının ardından, 14 Aralık 2000 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, ölüm oruçları ve F-tipi cezaevleriyle ilgili “yasadışı örgütlerin açıklama ve propagandası” niteliğindeki haber ve görüntülere yayın yasağı koydu.

‘Hayata Dönüş’ Operasyonu

Daha önce defalarca operasyon yapmayı düşünmediğini ifade eden hükümet, 19 Aralık 2000 günü sabaha karşı açlık grevleri ve ölüm orucunda olanları “hayata döndürme” operasyonunu başlattı. Operasyon sabahı Adalet Bakanı, “…İnsanların göz göre göre ölüme sevk edilmesine devletin seyirci kalması düşünülemez. Bu nedenle 20 cezaevinde bir müdahale kaçınılmaz hale gelmiştir. Müdahalenin amacı, insanların hayatını kurtarmaktır…. Operasyon şu ana kadar tam bir başarı ile yürütülmüştür. Herhangi bir zayiat yoktur,” demiş olmasına karşın İçişleri, Adalet ve Sağlık Bakanlığı’nın ortaklaşa hareket ettikleri “hayat kurtarma” operasyonu, iki askerle 30 mahkumun ölümü ve yüzlerce mahkumun yaralanmasıyla sonuçlandı. Operasyon 22 Aralık 2000 tarihinde öğlen saatlerinde son buldu.

Operasyonun hemen ardından F-tipi cezaevlerine sevkler başladı. 20 Aralık 2000 tarihinde Kocaeli (Kandıra), Edirne ve Sincan F-tipi cezaevlerine toplam 490 tutuklu ve hükümlü sevkedildi. Operasyon, sevkler ve cezaevine kabul sırasında mahkumlara zor kullanıldı ve birçok mahkum yaralı, çıplak ve ıslanmış olarak hücrelere konuldu. Bayrampaşa Cezaevi’ndeki tutuklular, üzerlerine güvenlik güçleri tarafından kimyasal bir toz atıldığını, bu tozun vücuda değince alev aldığını ileri sürdüler. İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun vücudu kömürleşen bazı kadın mahkumların otopsilerine ilişkin 21.12.2000 tarihli raporları, bu iddiayı destekliyor. Ancak aynı konuda devlet yetkilileri, mahkumların ‘Hayata Dönüş Operasyonu’nu protesto etmek maksadıyla kendilerini ve birbirlerini yaktıklarını iddia ettiler. Yine Adli Tıp Kurumu’nda otopsisi yapılan altı tutuklunun vücudunda ateşli silah yarası ve bir tutuklunun dumandan boğularak öldüğü saptandı.

Mahkumların bir kısmına gönderildikleri cezaevlerinde copla tecavüz edildiği iddiaları gündeme geldi. İzmit Cumhuriyet Başsavcılığı’na 28 Aralık 2000 tarihinde başvuruda bulunan Av. Gülizar Tuncer ile Av. Mihriban Kırdök, müvekkilerine sevk sırasında copla tecavüz edildiğini belirterek işkence ve tecavüz olaylarının failleri olan görevliler hakkında suç duyurusunda bulundular. Copla tecavüz edildiği iddia edilen mahkumların isimleri: Bülent Özdemir, Taylan Süren, Nuri Akalın, Birol Paşa, Cemal Keser, Sadık Akyüz, İrfan Kaplan, Hüseyin Kızıltoprak. Copla tecavüz iddialarına TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu’nun 16 Mayıs 2001 tarihinde basına açıklanan F-tipi cezaevleri raporunda da yer verildi.

Operasyondan sonra F-tipine nakledilmeyen tutuklu ve hükümlüler, bazı cezaevlerinde hücrelere yerleştirildiler, tutuklu ve hükümlülerin bütün şahsi eşyalarına el konuldu, avukatların müvekkilleri ile görüşmeleri kısıtlandı, bazı cezaevlerinde avukatların müvekkilleriyle olan yazışmaları engellendi ve evraklarına el konuldu, tutuklu ve hükümlülerin tamamının saç ve sakalları zorla kesildi. F-tipi cezaevleri aylarca ısıtılmadı, mahkumlara yeterince giysi verilmedi, kitap ve dergi sokulmadı. (Kaynak: İzmir Barosu Bülteni, sayı 114-115)

Operasyondan sonra diğer cezaevlerinde de tutuklu ve hükümlüler üzerindeki baskılar artırıldı. Bu cezaevlerinin de hücrelere dönüştürülmesi çalışmaları hızlandı. Adalet Bakanı Türk, 3 Ocak 2001 günü yaptığı açıklamada 41 cezaevinden 1118 tutuklu ve hükümlünün süresiz açlık grevi, 395 kişinin de ölüm orucu eylemini sürdürdüğünü açıkladı. Türk, Sincan F-tipi Cezaevi’nde 103 kişinin ölüm orucu, 165 kişinin süresiz açlık grevi, Edirne F-tipi Cezaevi’nde 99 kişinin ölüm orucu, 192 kişinin süresiz açlık grevi, Kocaeli F-tipi Cezaevi’nde 28 kişinin ölüm orucu, 159 kişinin süresiz açlık grevi yaptığını söyledi. Çok sayıda cezaevinde de destek açlık grevlerinin devam ettiği ifade edildi.

‘Hayata Dönüş’ Operasyonu’nda Yaşamını Yitirenler:

1. Ahmet İbili. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar. Ümraniye.
2. Ali Ateş. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa.
3. Ali İhsan Özkan. Bursa.
4. Alp Ata Akçayüz. Ateşli silah yaralanması. Ümraniye
5. Aşur Korkmaz. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa.
6. Berrin Bıçkılar. Yanık ve ölüm orucu sonucu ölüm. Uşak.
7. Cengiz Çalıkoparan. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa.
8. Ercan Polat. Karın alt kısmında ateşli silah yarası. Ümraniye.
9. Fahri Sarı. Kurşunla ölüm. Çanakkale.
10. Fırat Tavuk. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa.
11. Fidan Kalşen. Kurşun ve yanma sonucu ölüm. Çanakkale.
12. Gülser Tuzcu. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa.
13. İlker Babacan. Çanakkale.
14. İrfan Ortakçı. Çankırı.
15. Murat Ördekçi. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa.
16. Murat Özdemir. Bursa.
17. Mustafa Yılmaz. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa.
18. Nilüfer Alcan. Yüzü ve elleri 1. derecede yanık, duman zehirlenmesi. Bayrampaşa.
19. Özlem Ercan. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa.
20. Seyhan Doğan. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa.
21. Sultan Sarı. Çanakkale.
22. Şefinur Tezgel. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa
23. Ünsal Gedik. Kafasında ekimoz var. Karbonmonoksit zehirlenmesi olabilir. Ümraniye.
24. Yasemin Cancı. Uşak.
25. Yazgülü Güder Öztürk. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa.
26. Halil Önder. Ceyhan.
27. Hasan Güngörmez. Ölüm Oruçcusu. Sincan.
28. Rıza Poyraz. Ateşli silah yaralanması, künt kafa travması. Ümraniye.
29. Kimliği Belirsiz. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar sonucu tanınmaz durumda. Ümraniye.
30. Kimliği Belirsiz. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar sonucu tanınmaz durumda. Ümraniye.

Bu operasyonlar sırasında Ümraniye Kapalı Cezaevi’nde Uzman Çavuş Nurettin Kurt ile Çanakkale Kapalı Cezaevi’nde Mustafa Mutlu adlı iki asker de yaşamlarını yitirdi. Nurettin Kurt’un, teslim ol çağrılarına ateşle karşılık veren mahkumlarca vurulduğu açıklandı. Ancak Kurt’a yapılan otopside ölüme yol açan yaralanmaya “yüksek kinetik enerjili bir silahın” sebep olduğu belirlendi. Ümraniye Cezaevi’nden çıkarıldığı iddia edilen beş adet tabancanın içinde “yüksek kinetik enerjili silah” olarak kabul edilen uzun namlulu silahlar yoktu. (15 Mayıs 2001, Radikal Gazetesi)

‘Hayata Dönüş’ Operasyonu Bilançosu

Operasyon Düzenlenen Cezaevi Sayısı 20
Öldürülen Tutuklu Ve Hükümlü Sayısı 30
Hastaneye kaldırılan yaralı Tutuklu-Hükümlü 237
Yaşamını Yitiren Asker 2
Yaralanan Asker sayısı 6
Edirne F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler 348
Kocaeli F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler 340
Sincan F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler 341
Kartal F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler 67
Bakırköy Kadın Ve Çocuk Tutukevine Sevkler 45
Açlık grevi süren cezaevi 41
Operasyon öncesi ölüm orucunda olanlar 259
Operasyondan sonra ölüm orucunu sürdürenler 357
Açlık Grevini Sürdürenler 1656
Operasyonu Protesto sırasında Gözaltına Alınanlar 2145
Operasyonu Protesto Edenlerden Tutuklananlar 58
Copla tecavüz iddiası 8
Operasyon sonra basılan kültür merkezi, dernek, parti binası 18
Mühürlenen dernek sayısı 2

(Kaynak: İnsan Hakları Derneği ‘Hayata Kasıt Operasyonu Brifing Metni’)

Operasyondan Sonra

Nakillerle birlikte özellikle F-tipi cezaevlerini protesto amaçlı her türlü eylem, basın açıklaması, miting yasaklandı. F-tipi cezaevlerini protesto gösterileri nedeniyle gözaltına alınan onlarca kişi hakkında Türk Ceza Yasası’nın 169. maddesi uyarınca “örgüte yardım ve yataklık etmek” suçlamasıyla dava açıldı. İnsan Hakları Derneği İzmir, Van, Bursa, Antep, Malatya, Konya şubeleri kapatıldı, Ankara şubesinin kapatılması istemiyle dava açıldı, İstanbul şubesi yönetici ve üyeleri hakkında da “dernekler yasasına aykırı davrandıkları” gerekçesiyle dava açıldı. Emeğin Partisi ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin birçok binası basıldı.

F-tipi cezaevlerinin yapımının durdurulması için 16 Eylül 2000 tarihinde Galatasaray Lisesi önünde açıklama yapmak isterken tartaklanarak gözaltına alınan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) yönetici ve üyesi 26 avukata “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası”na muhalefet ettikleri suçlamasıyla dava açıldı.

Adalet Bakanlığı, açlık grevlerinin sona erdirilmesi amacıyla arabuluculuk yapan İstanbul Barosu hakkında, F-tipi cezaevlerine yönelik protestolara destek verdiği iddiasıyla fesih istemiyle soruşturma başlattı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nin cezaevleri operasyonuyla ilgili açıklaması nedeniyle ‘görevden alınması’ istemiyle Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bir dava açıldı. Davanın 28 Mayıs 2001 tarihinde görülen ilk duruşmasında TTB Merkez Konseyi Başkanı Füsun Sayek, “22 Aralık 2000 tarihinde yapılan basın açıklaması halkın habere ihtiyacı olan bir dönemde yapıldı. Bu açıklama suç değil, onurdur. Hekimlik halk salığıyla doğrudan ilgilidir. Bu dava siyasi gerekçelerle açılmıştır,” dedi.

Ancak açlık grevleri bitmedi, F-tipi cezaevlerinde büyüyerek devam etti. Daha önce açlık grevine katılmayan yaklaşık 500 tutuklu ve hükümlü de operasyondan sonra açlık grevine başladı. Operasyonun sorumlularının yargılanarak cezalandırılması ve F-tipi cezaevlerindeki tecrite son verilmesini isteyen bu son gruptaki mahkumların talepleri şunlar:

* 19 Aralık katliam operasyonları, barolar, ÇHD, TTB, İHD, aile örgütlenmeleri, Tüm Yargı-Sen vb. kurum temsilcilerinden oluşan bağımsız kurumlar tarafından hiçbir kısıtlama getirilmeksizin soruşturulmalı.
* F tipi cezaevlerindeki tecrit ve izolasyona derhal son verilmeli. Bu bağlamda;
a- Uluslararası standartlara göre, 15 kişilik yerlerden az mekan tecrit sayılır. Bulunduğumuz tecrit koşullarına son verilip, 15-25 kişilik ortak yasam alanları sağlanmalı.
b- Kitap, dergi, yayın vb. her türlü kısıtlamaya son verilmeli.
c- Spor alanları ve diger ortak kullanım alanları “tretmana uyma” vb. koşullara bağlı olmaksızın hemen kullanıma açılmalı.
d- Haberleşme özgürlüğümüze hiçbir kısıtlama getirilmemeli. Gönderdiğimiz ve bize gelen kart, mektup, faks mektup vb. zamanında gönderilmeli ve bize verilmeli.
e- Görüşlerde “akrabalık” koşulu getirilmemeli, ziyaret günü ve saatleri çoğaltılmalı, en az iki ayda bir açık görüş hakkı tanınmalı.
f- Aynı davadan yargılanan tutukluların biraraya gelebilmesine olanak tanınmalı.
g- Siyasi temsilcilik konumu tanınmalı ve işletilmeli.
h- Komün oluşturma, dayanışma, paylaşım hakkımız engellenmemeli.
i- Televizyon, buzdolabı, radyo vb. gibi temel gereksinimlerimizin karşılanması ile kullandığımız elektriğin parasını dahi bizlerden tahsil etmeye kalkışan “paralı mahpusluk” uygulamalarına son verilmelidir.
* Tutukluların temel insani ve demokratik hakları açıkça tanınmalı, cezaevleri ve döneme göre değişen keyfi uygulamalara, arama ve nakillerdeki işkence, eziyet ve onur kırıcı dayatmalara son verilmeli, bu tür uygulamalar cezai yaptırımlarla engellenmeli.
* Cezaevleri, Barolar, ÇHD, İHD, TTB, TUYAP ve TAYAD ile Tüm Yargı- Sen vb. kurum temsilcilerinden oluşacak “Bağımsız İzleme Komisyonuları”nın düzenli denetimine açılmalı.
* TMY’nin 16. maddesi başta olmak üzere, infaz ve ceza artırımı konusunda siyasi tutuklular aleyhine hükümler içeren maddeler ortadan kaldırılmalı.
* ’96 ölüm orucu direnişi ile bugünkü ölüm orucu direnişinin vücudunda kalıcı ve ağır tahribatlar yarattığı tutuklular başta olmak üzere, cezaevlerinde tedavisi imkansız ağır hasta tutukluların cezaları ertelenmeli.

Toplam 41 cezaevinde 19 Aralık’tan sonra artan katılımlarla süren açlık grevlerinde ilk ölüm Ankara Sincan F tipi Cezaevi’nde 21 Mart 2001 tarihinde gerçekleşti, bugüne kadar çeşitli cezaevlerinden 24 kişi hayatını kaybetti. Ölüm oruçlarında bugüne kadar yaşamını yitirenlerin adları:

1. Cengiz Soydaş: Ankara Sincan F Tipi Cezaevi, DHKP-C davası tutuklusu (21 Mart).
2. Adil Kaplan: Edirne F Tipi Cezaevi, TKP-ML davasından hükümlü (6 Nisan).
3. Bülent Çoban: Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi, DHKP-C davası tutuklusu (7 Nisan).
4. Tuncay Günel: Edirne F Tipi Cezaevi, TİKB davası tutuklusu (11 Nisan).
5. Nergis Gülmez: İstanbul Kartal Özel Tip Cezaevi, TKP-ML davası tutuklusu (11 Nisan).
6. Fatma Ersoy: Kütahya E Tipi Cezaevi, DHKP-C davası tutuklusu (11 Nisan).
7. Celal Alpay: İzmir Buca E Tipi Cezaevi TKP-ML davası tutuklusu (12 Nisan).
8. Abdullah Bozdağ: İzmir Buca E Tipi Cezaevi, DHKP-C davası tutuklusu (12 Nisan).
9. Erol Evcil: Ankara Sincan F Tipi Cezaevi, DHKP-C davasından hükümlü (13 Nisan).
10. Murat Çoban: Ankara Sincan F Tipi Cezaevi, DHKP-C davası tutuklusu (14 Nisan).
11. Sedat Gürsel Akmaz: İzmir Buca F Tipi Cezaevi, DHKP-C davası tutuklusu (16 Nisan).
12. Ender Canyıldız: Ankara Sincan F Tipi Cezaevi, TKP-ML davasından hükümlü (18 Nisan).
13. Sibel Sürücü: İstanbul Kartal F Tipi Cezaevi, TKEP-L davası tutuklusu (22 Nisan).
14. Hatice Yürekli: Ankara Ulucanlar Cezaevi, TKİP davası tutuklusu (22 Nisan).
15. Sedat Karakurt: Edirne F Tipi Cezaevi, DHKP-C davası tutuklusu (25 Nisan).
16. Fatma Hülya Tümgan: Ankara Ulucanlar Cezaevi, DHKP-C davası tutuklusu (28 Nisan). 17. Hüseyin Kayacı: İzmir Buca Cezaevi, MLKP davasından hükümlü (6 Mayıs).
18. Cafer Tayyar Bektaş: Ankara Sincan F Tipi, TKP(ML) davası tutuklusu (6 Mayıs).
19. Uğur Türkmen: Mersin, (27 Mayıs). DHKP-C davası tutuklusu iken af yasasından yararlanarak Sincan F-tipi Cezaevi’nden tahliye olan Uğur Türkmen, açlık grevini Mersin’deki evinde sürdürüyordu.

Bu arada cezaevlerinin dışında destek amacıyla ölüm orucunu sürdüren mahkum yakınlarından beş kişi hayatını kaybetti:
1. Gülsüm Dönmez: İstanbul, Sarıyer Küçükarmutlu (9 Nisan),
2. Canan Kulaksız: İstanbul, Sarıyer Küçükarmutlu (15 Nisan),
3. Şenay Hanoğlu: İstanbul, Sarıyer Küçükarmutlu (22 Nisan),
4. Erdoğan Güler: İzmir (25 Nisan ).

16. Madde’de Yapılan Değişiklik

Tutuklu ve hükümlülerin taleplerinden biri olan Terörle Mücadele Yasası’nın (TMY) 16. maddesinin değiştirilmesine ilişkin tasarı 1 Mayıs 2001 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 16. maddede değişiklik yapan yasayı 5 Mayıs günü onayladı.

Kanunla, tutuklu ve hükümlülerin ortak kullanım alanları terör suçlularına da açılırken, kullanım süresi de uzatılıyor. Kanun, F-tipi cezaevlerindeki terör suçlularına da dini ve ulusal bayramlarda yakınlarıyla görüşme imkânı sağlıyor. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen değişikliğe göre; tutuklu ve hükümlüler, işledikleri suçlara, kurumdaki davranışlarına, ilgi ve yeteneklerine göre değerlendirilerek, kendileri için hazırlanan ‘iyileştirme ve eğitim programları’ çerçevesinde eğitim ve spor, meslek kazandırma ve işyurdu çalışmaları ile diğer sosyal ve kültürel faaliyetlere katılabilecek.

İyileştirme programlarının amaca aykırı sonuçlar verdiği hükümlüler ile ‘iyileştirme programına uyum gösteremeyen’ hükümlüler, bu uygulamadan yararlanamayacak. Bu durumda programda değişiklik yapılabilecek. Disiplin cezası uygulanan hükümlüler dışında kalanlar açık görüş yapabilecek. Ancak kınama dışında disiplin cezası alanlar bu haklardan mahrum kalacaklar. Açlık grevi ve ölüm orucu yapmanın bile disiplin cezası almaya yettiği dikkate alındığında, tüm siyasi mahkumlar cezalandırılabileceği için, bu hak kâğıt üstünde kalabilecek.

Pişmanlık Yasası’ndan yararlanan hükümlülerden, cezalarının en az üçte birini iyi halle geçirenler, diğer infaz kurumlarına nakledilebilecek.

Yapılan değişikliğe ilişkin bir açıklama yapan İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman şunları söyledi: “Tecritin sadece biçimi değiştirilmiştir. Hücre kapılarının açılması ‘hak’ olarak tanınmıyor. Kapıların açılması eğitim ve ıslah koşuluna bağlı; ‘ödül’ olarak bağışlanıyor. Kapılar sadece kütüphane, çok amaçlı salon ve işyurtlarına, yani ‘işlevli’ alanlara açılacak. Kütüphanede idarenin belirlediği kitapları okuyabilecekler, sohbet etmeleri imkansız…” (3 Mayıs 2001, Radikal Gazetesi)

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, değişiklikle ‘tecritin ortadan kalkacağını’ söylerken, değişikliği ‘yetersiz’ bulan mahkumlar ölüm orucuna devam etme kararı aldılar.
Bu arada çeşitli cezaevlerinde bulunan 50 mahkumun daha, 11 Mayıs 2001 tarihinde ölüm orucuna başladığı bildirildi. PKK davalarından yargılanan yaklaşık 8000 mahkum da, 1 Nisan günü süresiz açlık grevine başlamıştı. Mahkum yakınları ayrıca Sincan ve Kandıra F-tipi cezaevlerinde 10 mahkumun daha ölüm orucuna başladığını bildirdiler. Bu mahkumların ölüm orucunda kalıcı sakatlığı önleyici B1 vitaminini almayacakları açıklandı. (19-20 Mayıs 2001, Evrensel ve Radikal gazeteleri)

Sivil toplum örgütleri ve mahkumlar, değişikliğe, ‘tecriti ortadan kaldırmadığı, aksine ağır şartlara bağlayarak biçimini değiştirdiği’ gerekçesiyle karşı çıkıyorlar. Açlık grevlerinde bugüne dek cezaevi içinden ve dışından 23 kişi hayatını kaybetti. Tutuklu ve hükümlülerin F-tipi cezaevlerine karşı başlattığı açlık grevi bugün (12 Haziran 2001) 236. gününde…

Reklamlar
  1. 23 Temmuz 2007, 19:18

    seni çok özledik

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: