Başlangıç > F Tipi, Salih Mirzabeyoğlu, Tecrit, Telegram - Zihin Kontrolü > Sencer Ekin: Telegram, Makine ile Ruhun Savaşı

Sencer Ekin: Telegram, Makine ile Ruhun Savaşı

zihin kontrolu“Yasadışı İBDA-C örgütünün lideri olduğu iddiasıyla halen tutuklu olarak yargılanan müvekkilimiz Salih İzzet Erdiş, tutuklu bulunduğu Kartal Özel Tip Cezaevinde (hücre tipi) 5 aydır tek başına kaldığı hücresinde 25.06.2000 tarihinde intihara teşebbüs etmiş ve son anda 23 haziran günü yanına verilen Fazıl Aslantürk isimli tutuklunun müdahalesiyle kurtarılmıştır.”

Bu dehşetengiz hadiseden birkaç gün sonra Mirzabeyoğlu’nun avukatı Harun Yüksel basına bu açıklamalarda bulunmuştu. Sanat, tarih, felsefe, dil, bilim, iktisat, hukuk vb. birçok mevzuda 40 küsur telif eseri bulunan, insan ve kainata dair görüşleri ile dünya çapında bir fikir sistemi kuran bu insan ne olmuştu da intihar etmek istemişti, yoksa intihar etmeye zorlanmıştı desek daha mı doğru olur?

21 Temmuz 2000 tarihli Sabah Gazetesinde yer alan “Bizi uydudan yönetiyorlar” başlıklı haber ile avukatlarının ve yakınlarının şaşkın bekleyişi, yerini olup bitenlerin anlaşılmasına bırakmıştı. Sabah’ın bu haberinde, Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) elektromanyetik dalgalar aracılığıyla dünyadaki herkesin düşünce ve davranışlarının takip ve kontrol edilebileceği iddiasına yer veriliyor, kaynak olarak da konuyla alakalı birçok bilimsel ve akademik çalışmanın yayınlandığı Project Freedom (Özgürlük Projesi) (1) isimli internet sitesi gösteriliyordu.

Mirzabeyoğlu’nun avukatları bu haber üzerine intihar teşebbüsünün perde arkasını araştırmaya başladılar ve bulgularını açtıkları internet sitesinde yayınladılar.

Medya o günlerde sanki tek bir merkezden emir almışçasına mevzuu sadece filmlerde olabilecek bir fantezi olarak görmeye ve işi sulandırıp ciddiyetini ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı. Aralarında Sabah Gazetesi’nin de bulunduğu kartel, “Meğer dijital manyaklığın kurbanıymış”, “Erdişi cip yönetiyormuş” gibi başlıklarla verdikleri haberlerde akıllarınca avukatları ti’ye alıyorlardı.

Halbuki Mirzabeyoğlu’nun avukatları mevzuu ilk defa Sabah Gazetesi’nden öğrenmişlerdi. İlginç olan bu gazetenin karalama kampanyasına katılmış olması değil, hiç yeri yokken ve intihar teşebbüsünün hemen ardından NSA’dan ve onun uzaktan beyin kontrolü silahlarından bahsetmesiydi. Asıl şaşırtıcı olan ise, yukarıda bahsettiğimiz haberin bu gazetede yayınlanmasından bir hafta sonra Kartal Özel Tip Cezaevi’nin müdür, başgardiyan ve gardiyanlarından oluşan 38 kişilik personelin yolsuzluk (?) iddiasıyla görevden açığa alınmasıydı. Halen mahkemesi süren bu davanın dosyasına şerh konulmuş, yani dava gizli olarak yönetiliyor. Belli ki birileri birileriyle hesaplaşıyor.

Meselenin ilk defa Mirzabeyoğlu’nun avukatları tarafından ifşa edildiği günlerde konuyla alakalı herhangi bir kitabın bulunmadığını söylemiştik. Takip eden günlerde meselenin ciddiyetinin anlaşılması çok zaman almadı ve kamuoyundaki alakaya binaen tercüme ve derleme eserler yayımlanmaya başlandı. Timaş Yayınları’ndan çıkan “İpler Kimin Elinde”, Agartha, Beyin kontrolü, HARP, Echelon ve IQ Yayınları’ndan çıkan “CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol Operasyonları” bu kitaplardan bazıları; ayrıca Alev Alatlı’nın Rüya isimli romanındaki konunun 10 sayfalık özetini de bunlara ekleyebiliriz.

Dr. Delgado

19. yüzyılın başlarında, ölü kurbağaların kaslarının elektrik ile uyararak kımıldatılması şeklinde başlayan çalışmaları, ‘beynin fiziksel kontrolü’ fikrine zemin teşkil eden deneyler olarak gösterebiliriz. Kâmil manada ilk ciddi araştırmaları yapan kişi ise İspanyol doktor Jose Delgado’dur ve 1969’da çıkardığı ‘Beynin Fiziksel Kontrolü – Psiko-medeni bir topluma doğru’ (Physical Control of the mind -Toward a Psychociviliaed Society-) (2) isimli kitabı ile mevzuunun mihrak şahsiyeti olarak gösterilebilir.

Delgado çalışmalarına Amerika’da bulunan, Yale Üniversitesi’nde devam ediyor. Rockefeller University, Amerikan Deniz Kuvvetleri Araştırma Dairesi, Birleşmiş Milletler Hava Kuvvetleri 6571. Aeromedikal Araştırma Laboratuarı yine kitabın takdiminde çalışmalara katkıda bulunanlar olarak zikredilen, hepsi de ‘yeni dünya düzenci’ oluşumlar.

Delgado’nun tezi şu:

“(1) Beyinde zihni aktivitelerden, idrakten, hislerden, mücerret (soyut) düşünmeden, sosyal ilişkilerden ve nahif artistik sanat istidatlarından sorumlu basit mekanizmalar vardır. (2) Bu mekanizmalar fizikî ve kimyevî yollarla tespit, tahlil ve tahkim edilebilir; bazen de değiştirilebilir. Bu yaklaşım sevginin ve düşüncelerin sadece nöropsikolojik fenomenler olduğunu öne sürmez; öbür yandan merkezi sinir sisteminin davranış göstermede mutlak gerekliliğini kabul eder. Bu bahsi geçen mekanizmaların çalışmasını planlar. (3) Beynin doğrudan manipülasyonu ile tahmin edilebilir davranışsal ve zihnî tepkiler meydana getirebilir. (4) Sinir sisteminin işleyişini değiştirebiliriz.” (3)

Bitkilerde olduğu gibi hayvanlarda ve insanlarda bütün biyolojik işlemler hücrelerdeki iyon hareketleriyle ve elektriksel değişikliklerle alakalıdır. Dolayısıyla herhangi bir hücrede veya organda meydana gelen tüm elektriksel aktiviteler hücre zarına veya organa uygun uzaklığa yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla kaydedilebilir veya değiştirilebilir. Delgado deneylerini beynin içine soktuğu çok ince teller (elektrot) ile beynin muayyen bölgelerini uyarmak suretiyle yapıyor.

Yapılan Deneyler

Septal bölgesi 30 saniye boyunca uyarılmış bir maymun aniden uyumaya başlıyor.. Hayvan önce gözlerini kapatmaya başlıyor, kafası düşüyor, vücudu rahatlıyor, ve tabiî bir halde uykuya dalmış gibi görünüyor. Gürültüye veya dokunmaya karşı gözlerini yavaşça açıyor, sersem bir şekilde etrafına bakıyor ve tekrar uykuya dalıyor.

Delgado’nun hayvanlar üzerinde yaptığı en meşhur deney, arenada üzerine gelen boğayı elektriksel uyarım kullanarak durdurmasıdır.

Bir hasta üzerinde yapılan deneyde beyne sokulan elektrotlarla sol parietal korteksin uyarılması hastanın sağ elinin ilk iki parmağının kasılmasına sebep oluyor ve bunu sırayla diğer parmakların kasılması izliyor. Hastaya beyninin uyarıldığı ve büzülen elindeki parmaklarını düzeltmesi söylendiğinde hasta parmaklarını düzeltemiyor ve şunları söylüyor: “Doktor, sanırım sizin elektriğiniz benim irademden daha güçlü.”

Bu etkilere zıt, ESB ile bazı düzenli tepkiler oluşturmak da mümkün… Yine bir hasta üzerinde yapılan deneyde rastral bölgenin iç kapsülü uyarılıyor, buna tepki olarak hasta sanki o an gördüğü bir şeye bakıyormuş gibi kafasını çevirip vücudunu yavaşça o tarafa doğru hareket ettiriyor. İlginç olan şu ki hasta her defasında yaptığı hareketlerle ilgili mantıklı bir açıklama sunuyor: “Ne yapıyorsun?” diye sorulduğunda “Terliklerimi arıyorum” “Bir ses duydum sanki” “Rahatsız oldum” veya “Yatağın altına bakıyordum” gibi cevaplar alınıyor.

Bir kadın hastanın beyninin thalamus bölgesi uyarılıyor; önce kadının yüzünde tipik bir korku ifadesi beliriyor; sağa sola dönmeye başlıyor ve arkasında kalan bölümü gözleyerek kontrol etmeye başlıyor. Kendisine ne yaptığı sorulduğunda ise bir tehlike duyumsadığını ve sanki kötü bir şeyler olacakmış gibi hissettiğini söylüyor.

Pallidum bölgeleri uyarılan bazı hastalar, endişe ve rahatsızlık gösteriyorlar ve ayrıca göğüslerinde kasılma ve sıcaklık hissediyorlar. Bazı hastalar sol göğüslerinde huzursuzluk olduğunu bildiriyorlar ve uyarım tekrarlandığında endişeli bir şekilde çığlık atmaya başlıyorlar. Bir hasta şöyle söylüyor: “Karşıdan üzerime neyin geldiğini kestiremiyorum; sanki bir hayvan…”

Amygdaloid’in uyarılmasının şiddet hareketlerini doğurduğu başka araştırmacılar tarafından da ispatlanmış. King isminde bir araştırmacı depresyon ve itilmişlik duyguları içindeki neşesiz bir tonda konuşan,şaşkın ve sabit bir yüz ifadesine sahip bir kadının beyninin amygdaloid bölgesine 9 mili amperlik akım veriyor ve kadının sesinin değiştiğini ve yüzünün kızgın bir ifade aldığını gözlemliyor. Bu süre zarfında kadın şunları söylüyor: “Bu sandalyeden kalkmayı istediğimi hissediyorum! Lütfen bunu yapmama izin vermeyin! Bunu bana yapmayın! Rezil olmak istemiyorum!” Mülakat yapan kişi hastaya o an vurmak isteyip istemediğini soruyor, kadın “Evet, bir şeylere vurmak istiyorum. Elime birlşeyler alıp onu parçalamak istiyorum sadece. İnanın yapmayacağım!” daha sonra kadın röportajcıya bir tomar kâğıt karşılığında eşarbını veriyor ve bir yandan “Böyle hissetmek istemiyorum” diyor, bir yandan da aldığı kâğıtları paramparça ediyor.

Uyarımın şiddeti 4 mili ampere düşürüldüğünde bu sefer ağzını yaya yaya gülmeye başlıyor ve şunları söylüyor: “Bunun aptalca olduğunu biliyorum, ne yapıyorum ben. Şimdi bu sandalyeden kalkıp koşmak istiyorum. Bir şeylere vurmak istiyorum, bir şeyleri parçalamak, her ne olursa… Sizi değil, sadece bir şeyleri… Şimdi sadece kalkmak ve parçalamak istiyorum, kendimi kontrol edemiyorum.” Uyarımın şiddetinin tekrar 5 mili ampere çıkarılması yine aynı agresiflikleri tezahür ettiriyor ve kadın kolunu sanki vuracakmış gibi havaya kaldırıyor.

ESB’nin haz etkisinin en iyi gözlemlendiği bir örnek de, üzgün ve sıkkın görünen bir hastanın beyninin rostral bölgesi uyarıldığında hemen gülümsemeye başlaması, uyarım kesildiğinde ise eski üzgün haline dönmesi ve uyarım tekrar uygulanır uygulanmaz yeniden gülümsemeye başlaması…

Bazı hastalarda temporal lobun uyarılması müzik duyuyormuş hissi yaratıyor. Bazen bu belirli müzik tonu kişi tarafından tanınabiliyor ve kişi bunu mırıldanıyor, bazı durumlarda da bir odada çalan radyo veya teyp sesi gibi geliyor. Duyulan sesler hatırlamadan ziyade hakikaten çalan bir orkestranın enstrümanlarının veya bir şarkının sözlerinin duyulması şeklinde oluyor.

İnsanlar üzerinde yaptığı deneyler Delgado’yu heyecanlandırmış olsa gerek ki şunları söylüyor:

“Yakın gelecekte ‘uyarı’ların insan ve bilgisayar arasında geri beslemeli bir iletişim bağı kurabileceğini tahmin etmek mantıklıdir. Sinir hücreleri ile bu enstrümanlar arasında kurulacak karşılıklı bağ nöropsikolojik fonksiyonların kontrolü konusunda yeni bir program başlatacak. Örneğin bölgesel anormal elektrik uyarım ile epilepsi atağı uzaktan bilgisayarlar tarafından kontrol edilen elektrotlar vasıtasıyla engellenebilir. Elektriksel rahatsızlığın teşhisi anında radyo sinyalleri ile hastanın kafasındaki ‘uyarıcı’ aktive olabilir ve sorunlu bölgeye elektriksel uyarım uygulanabilir; böylece nöbet bloke edilebilir.” (4)

Artık beyne ağır ameliyatlar gerektiren elektrot takma işine gerek kalmadan deri altına yerleştirilen mikroçipler de aynı görevi görebiliyor.

Çok daha yeni bir teknik ise herhangi bir çip veya beyne sokulmuş elektrotlara ihtiyaç duymadan direkt olarak elektromanyetik dalgaların beyne yöneltilmesi ve kurbanın beyin fonksiyonları müdahele edilmesi; işin asıl ürkütücü kısmı da burası…

Sinyal İstihbaratı

Zihin kontrolü teknolojisinde en son gelişme ‘sinyal istihbaratı’ denilen teknikle kurbanın EEG’sinin saptanmasıdır. EEG (elektroencephologram) beynin işleyişi sırasında yaydığı e.m. dalgalara veya bu dalgaların ölçülmesi tekniğine verilen isimdir.

İçinde elektrik akımı bulunan her şeyin çevresine elektromanyetik dalga yayması prensibine dayanan ‘sinyal istihbarat’ı, ilk önce her insanda farklı olan ve frekansı 3-50 herz arasında değişen beynin dalgarını bilgisayara kaydedilebiliyor ve artık o kişi uydular veya yerleşik bazı aygıtlar vasıtasıyla 24 saat takip edilebiliyor. Aynı iddiaya göre çok gelişmiş bilgisayarlar yardımıyla kişinin öfke, acı, endişe, küçümseme, ümitsizlik, dehşet, sıkıntı, kıskançlık, korku, hayal kırıklığı, keder, günahkarlık, kin, ilgisizlik, kızgınlık, merhamet, hiddet, pişmanlık, gücenme, üzüntü, utanç, garez, terör, sevinç, heyecan ve uyku hallerinde beynin yaydığı radyasyon frekansları kaydediliyor ve daha sonra istenilen psikoloji uygun frekanstaki elektromanyetik dalga dışarıdan beyne gönderilerek oluşturulabiliyor.

Yine iddialara göre kurbanın konuşma merkezindeki elektrik akımının analizi ile kişinin sözleri tespit edilebiliyor, aynı şekilde kurbanla herhangi bir temas olmaksızın kurbanın beynindeki görme merkezindeki elektrik faaliyetleri saptanabiliyor ve kurbanın o an gördüğü görüntüleri kendi monitörüne aktarabiliyor. NSA kurbanın duyduğu, konuştuğu ve gördüğü her şeyden haberdar olabildiği gibi, uyku esnasında kurbanın beynine gizlice görüntüler yollayabilir.

Elektro Manyetik Dalgaların Tıbbi Etkileri

Hafıza kaybı ve davranış bozuklukları, göz kapaklarında ani ve şiddetli kaşınma, halisülasyon görme, mikrodalga duyuş, kulak çınlaması, çenede titreme, solunum yollarının etkilenmesi, şiddetli kalp çarpıntısı, omuzlar ve kollardaki kas sisteminin bozulması, sırttaki büyük kaslarda kasılma, dirseklerin refleks ile atması, el hareketlerinde bozukluk, genital bölgede kaşıntı, şiddetli ağrı ve beklenmedik orgazm, bacaklarda ağrı, kaslarda gereksiz sertleşme ve sağa sola sallanma, parmakların istem dışı bükülmesi elektromanyetik dalgaların etkileri…

Elektromanyetik dalgaların hem elektrik alan hem de manyetik alan bileşenlerinin kendilerine has usullerle yüklü (pozitif veya negatif) parçacıklar üzerinde hareket ettirici veya hareketi durdurucu etkilerinden bahsetmiştik. E.M. dalgalar bu parçacıkların tabi hareketine mani olur ve netice olarak hücrelerde ve organlarda çeşitli rahatsızlıklara sebebiyet verir. (+) ve (-) iyonlar bulundukları yerde karşılıklı birikmeye başlar; bu yüzden iyon akışı aksar. Yine e.m. dalgalar iyonlar arasındaki elektron alışverişini olumsuz yönde etkiler ve vücuttaki bazı ‘kendiliğinden manyetik özelliği bulunan maddeler’e tesir eder.

Prof. Şeker, “Elektromanyetik Alanların Biyolojik Etkileri, Güvenlik Standartları ve Korunma Yöntemleri” isimli kitabının önsözünde şunları aktarıyor:

“Elektromanyetik dalgalar insan organizmasında büyük ölçüde karışıklığa sebep olabilirler. Vücudun molekül ve atomları dengelerini kaybeder, biyokimyasal faaliyetler etkilenir ve vücudun elektrik sirkülasyonu zarar görür. (…) Elektrik alanların dışardan bu hassas sisteme tesir etmesi durumunda, doğal sirkülasyon zarar görebilir. Kalp dolaşım sistemi ve sinir sisteminde buna bağlı bozukluklar ortaya çıkabilir. Vücudun bağışıklık sisteminin sürekli zayıflamasının ‘kanseri artıran bir etki’ yapacağı sorusu da artık gündeme gelmiş konulardandır.”

Dokulara gelen e.m. dalgaların değişen manyetik alanları, dokuların iletken tel gibi davranması sebebiyle doku içinde indüksiyon akımı oluşturur. Böylelikle vücutta biriken elektrik akımı, metal bir cisme yaklaşıldığında veya dokunulduğunda vücuttan metal cisme doğru ark edecek; yani kısa bir süre elektrik çarpılması hissi yaşanacaktır.

Mirzabeyoğlu’nun avukatları müvekkilinin ve aynı hücrede kalan başka bir tutuklunun ranza veya kapı kolu gibi metal eşyalara dokunduklarında, statik elektrik boşalması diye bilinen küçük elektrik arklarından çok daha şiddetli ve acı verici elektrik çarpılmalarından şikayet ettiklerini aktarmıştı. Belli ki Kartal F Tipi Cezaevinde tutukluların bulunduğu hücreye yakın bir odaya aşırı düşük frekansta elektromanyetik dalga üreten bir cihaz yerleştirilmiş, böyle bir işkence metodu tezgahlanmıştı.

Farklı frekanstaki dalgalar farklı etkilere yok açıyor. Biyolojik malzemede radyo frekans enerji (RFR) soğurulmasının en iyi bilinen etkisi ısınmaya yol açmasıdır. En fazla ısı artışı vücudun dış yüzeyi olan deri üzerinde ortaya çıkar ve yerel yanmalar oluşturabilir. Belirli bir seviyeden sonra kan damarları ciddi manada zarar görür ve bu sebeple iç organlarda kanamalar oluşur. Bazı organların aşırı ısınmadan dolayı zarar görmeleri mümkündür. Ayrıca vücudun çeşitli bölgelerine ameliyatla yerleştirilmiş metaller RFR’nin yoğunlaşmasına sebep olabilmektedir. (5)

Şuuraltına Gizlice Ekilen Tohumlar

İnsan beynine el atan teknoloji sadece elektromanyetik dalgaları kullanmakla yetinmiyor. Göz ve kulağın algı eşiklerine (alt ve üst sınırlar) çok yakın frekanslarda yapılan görsel ve işitsel yayınlar, beyin tarafından algılansa da tam manasıyla ‘şuurlaştırılamıyor’. İspatlanmış ve patenti bulunan bu teknik ile kişiye gizlice telkinlerde bulunmak mümkün oluyor.

Şuuraltı telkin için en iyi yöntem müziğin gerisine psiko-akustik denilen özel metodlarla telkin mesajları kaydedilmesidir.

‘Beyaz Ses’ denilen bu telkin mesajları East Joast mağazalar zincirinde mağazada sık karşılaşılan hırsızlık olaylarının önlenmesinde denenmiştir. Mağazada çalan müziğin gerisine “Çalma, çok daha fazla alışveriş yap!” sözcüklerinin tekrar edildiği başka bir kayıt gizlenmişti. Bu sayede hırsızlık olaylarında %37 azalma olduğu gözlemlendi ve bu hileli yolla mağaza ilk 9 ay içerisinde 600.000 dolar elde etmiştir. (6) Daha sonra sistemin kullanımı yasaklanıyor ve yasal işlem başlatılıyor.

Prof. Türkkan benzer bir teknikle yapılan başka bir deneyi şöyle anlatıyor:

“Çok eski olmayan bir başka yöntemin adı ‘subliminal conditioning’ (bilinçaltını şartlandırma). Sinemaların birinde ekranda, gözün göremeyeceği kadar hızlı bir mesaj ‘flaş’ edilmiş: ‘Çık Coca Cola iste ve iç’. Film bitmeden salondan çıkıp büfeden Coca Cola isteyenler her zamankinin üç katı olmuş. Niçin Cola aldığı sorulanlar: ‘Birden içimden Coca Cola içmek geldi’ demişler. Colorado Üniversitesi’nden Dr. Hal Becker bu denemesini saniyenin 1/60’I kadar hızla yaptığını ve perdede 30 defa tekrarlandığını belirtmiş. Fakat reklamcılar bunu televizyonda uygulamak isteyince devlet yasak koydu.” (7)

Beynin İçine Yollanan Sesler

1974’te Joseph Sharp Washington DC’de bulunan bir askerî hastanede bir kişinin beynine başkaları duymadan ses göndermeyi başardı. Sharp’ın bu deneyi duyum eşiklerine yakın sesler göndererek gerçekleştirdiği söyleniyor. Bu teknikte kurban hipnotik mesajlar gönderen hipnozcuya karşı koyamıyor, çünkü beyninin içine gönderilen sesleri ‘şuurlu’ bir şekilde duyamıyor.

‘Infrasound’ nedir? Infrasound güçlü, çok düşük frekanslı akustik dalgalardır. Duyabildiğimiz tüm ses, en düşük bas’tan en yüksek tiz’e kadar 16 ilâ 20000 Hz arasındadır. Bu değerlerin altındaki ve üstündeki sesler insan kulağı tarafından duyulamaz. Infrasound’lar tanımı gereği 16 hz’in altındaki ses dalgaları olduğu için, kulağımızı ‘bypass’ eder (pas geçer), fakat bunlar vücudumuz tarafından saf titreşimler olarak hissedilebilir.(8)

Buna yaklaşık bir örnek olarak işitme engellilerin kulaklarına taktığı işitme cihazları gösterilebilir. Bu cihazlar dışarıdan aldığı sesi kulak kepçesinin arkasındaki kemiğe vuruş olarak iletirler. Bu cihazların sesten dolayı ürettiği vuruşları parmağınızın ucuyla dokunarak da hissedebilirsiniz.

Hipnozla Beyin Kontrolü

Uzaktan hipnozla programlanabilecek ve hipnoz esnasında bilinçlerini aşan emirlerle yönlendirilecek eşsiz istihbarat elemanları verilen görevleri yerine getirebilirlerdi. Hedefin itaat ettiği herhangi bir hipnotik komut, hedefin görünürde kendi beyni içinde doğan fikri olarak kabul edilebilir; radyo frekans programlanması gelecekte, daha önce belirtilmiş bir vakitte bu komutu tetikleyebilir. Buna benzer şekilde verilen emir, hiptonik telkinle bir kelime, resim veya başka bir sinyalle harekete geçirilebilir.

Hücre (F) Tipi CezaevleriHücre tipi cezaevlerinin devlet için köşeye sıkışmış kurban üzerinde istediği tacizi ve işkenceyi yapabilmenin kolaylığını sağladığı için biçilmez kaftan olduğunu; hatta sadece ve sadece psikotronik saldırıları da kapsayan çeşitli ruhî ve fizikî hastalıklara yol açan tecrit gayesine yönelik inşa edildiğini söyleyebiliriz. Beynin EEG’sinin kopyalanmasından, kişinin beynine ses göndermeye kadar ve ayrıca yapılan tacizlerin etkilerini yakından görebilmek açısından cezaevleri ‘telegram’ için en uygun yerlerdir.

Hücre tipi cezaevleri, kurbana ‘kendi ipini kendi eliyle çektirme’ yerleri olarak modern dar ağaçları olarak görülebilir. Bugün dünyada, hukukun devletlerin gayrı meşruluğunu gizlemek için bir paravanadan başka bir işlevi yoktur. Hücre tipi cezaevleri de, bu gayrı meşruluğun devletin ellerini hiç bulaştırmadan mahkuma ‘kendi ipini kendi eliyle çektirmek’ suretiyle icra ettiği yerlerdir.

Cezaevlerinde beyin kontrolü işi, bu cihazların uzmanları, cezaevi personeli ve bazı işbirlikçi mahkumların yardımıyla kotarılır. Tacizler esnasında genellikle yalnız olan kurban sadece kendisinin duyabildiği ve nereden geldiği belli olmayan seslerle, düşüncelere müdahele ederek, tıkırtı, patlama ve çeşitli gürültülerle taciz ediliyor.

Gardiyanlar biraraya gelerek kurban üzerinde kalabalık psikolojisi kurmaya çalışıyorlar. Kurban gardiyanların kendi aralarındaki alakasız konuşmaları bile kendi üstüne alınıyor, onların seslerini çok uzakta olmalarına rağmen duyabiliyor, daha doğrusu o sesler kurbana bazı aletler vasıtasıyla duyuruluyor, yahut kurbanın duyum eşiği genişletiliyor.

Kurban radyo veya televizyondaki yayının aniden değiştiğini ve spikerin ona küfrettiğini veya onu aşağıladığını duyuyor.

Avukat Harun Yüksel Hücre (F) Tipi cezaevleriyle ilgili şunları söylüyor:

“Oyun bozuldu… Operasyon başlamadan bitti… Niçin mi? Derin devlet bu operasyondan çok daha kapsamlı bir projeyi bitirmek üzereydi. Artık iş kamuoyunu ikna safhasına gelmişti: Siyasi tutuklu ve hükümler için yapımı hızla süren HÜCRE TİPİ (F Tipi) Cezaevleri projesi…

Proje gerçekten çok büyüktü… Tam 10000 siyasi tutuklu ve hükümlü bu ‘konforlu’ hücrelerde ‘ölmek mi zor, yoksa çıldırmak mı?’ cenderesine alınacak, gözlerden uzak izbelerde sessiz sedasız yokedileceklerdi.”

O günlerde beyin kontrolü silahlarından habersiz olan avukatlar, Sabah Gazetesi’ndeki sözügeçen haberi okuyorlar ve korkutucu gerçekle tanışıyorlar: NSA, öldürmeyen silahlar, sessiz ses, kıyamet teknolojisi ve daha neler neler…

İntihar Mı, Eylem Mi?

Oyun gerçekten de bozulmuştu. Mirzabeyoğlu’nu kendi elleriyle öldürtüp ortadan kaldırmak istiyorlardı, fakat hesaplar bir kez daha bozuldu ve intihar teşebbüsü Mirzabeyoğlu’nun canını ortaya koyarak yaptığı muhteşem bir eylem olarak onların başında patladı.

İnandığı ve adına savaş verdiği tüm değerlere çeşitli halisülasyonlarla ve kafasının içinde duyduğu seslerle saldırıldığı ve küfredildiği, fizikî ve ruhî işkencenin zirveye ulaştığı hücresinde her ‘Allah’ deyişinde kafasının içine gönderilen ‘yok!’ sesine karşı ‘Allah yoksa ne diye yaşayayım!’ diyor ve ranzaya bağladığı iple kendini asma teşebbüsünde bulunuyor.

Mirzabeyoğlu 15 sene önce yayınlanan Gölgeler isimli romanında söylediği; ‘İmanın mı yaşatıyor seni, yoksa avanaklığın mı?’ cümlesini, yani ‘yazdığını’ yıllar sonra bizzat yaşıyordu.

Yazdığını daha iki paragraf sonra tekzip eden veya ağzı başka söyleyip bacakları başka tarafa giden, fikir namusu açısından nasipsizlerin yanında Mirzabeyoğlu, ‘kendi iradesi ile yaptığı’ eylemiyle bir kez daha fikrinin ispatçısı olmuştur.

Allah Resulü’nün söylediği ölçü:

“İmam (kumandan) bir kalkandır; onun arkasında çarpışılır ve onunla korunulur. Eğer o takva ile emrederse ve kendisi adil olursa ona ecir var, bunun gayrını emrederse ona vebal vardır.” (9)

Mirzabeyoğlu, sözü geçen silahlara ‘fikri’ ve ‘fikrinden dolayı şahsı’ sebebiyle Anadolu insanı adına maruz kalmıştır. Fikri, şahsı ve yakınları için gurur vesilesi olan bu eylemde Mirzabeyoğlu, şahsında Üstad Necip Fazıl’ın yıllar önce ‘Bu makine gide gide öyle bir yere gidecek ki, bir âleme, beşeri hiçbir cehde yer kalmayacak hiç…’ diye işaretlediği, fizikî alemde tüm ipleri eline alan makineye karşı ruhun savaşını vermiştir.

Dipnotlar

1- Özgürlük Projesi, http://www.ozgurlukprojesi.cjb.net

2- Kitabın tam metni için: http://www.angelfire.com/or/mctrl/delgado.htm

3- Dr. Jose Delgado, Physical Control of the Mind, s. 68

4- a.g.e., s. 92

5- Prof. Dr. Selim Şeker-Doç. Dr. Osman Çerezci, Elektromagnetik Alanların Biyolojik Etkileri, Güvenlik Standartları ve Korunma Yöntemleri, s. 104

6- Ali Çimen-Hakan Yılmaz, İpler Kimin Elinde, s. 148

7- Eğitim Bilim Dergisi, Mayıs 2002

8- Fergus Day, Deadly Silence, http://www.ozgurlukprojesi.cjb.net, Have ultra-low frequency infrasound weapons been used on you?

9- Salih Mirzabeyoğlu, Başyücelik Devleti-Yeni Dünya Düzeni, İBDA Yay., S. 232

http://www.geocities.com/akademyayeni/maktelegram1.htm’den özetlenmiştir.

Wikipedia.org, Mind Control (ingilizce)

Reklamlar
  1. 10 Nisan 2007, 13:13

    TİLEGRAMMA

    Dr. Hakkı Açıkalın

    Bir kitab yazıldı, adı ‘Telegram’. Yazarı: Salih Mirzabeyoğlu. Τελεγραμ κελιμεσινιν κλασικ μâνâσı, Τελγραφ. Εωετ, bildiğimiz telgraf. Yunanca; Tile: Uzak ve Gramma: Harf, Yazım mânâsına. Yani uzağa yazmak veya yazıyı uzağa göndermek. Yeni Türkçe’de bir aralar ‘Uza-yazım’ diye bir kelime uydurulduydu fakat zannediyorum tutmadı, kullanılmıyor. Mütefekkir’in yazdığı bu kitab, dar anlamıyla bir telgraf, insanlığa, Müsülmanlar’a ve bizlere çekilmiş bir telgraf. F-Tipi zindanlarından dışarıya telgraf çekmek yasak. Mütefekkir bir mucize gerçekleştirerek zindandan telgraf göndermiş. Bu yönüyle mucize değil sâdece, muhtevâsı ve başına getirilmenlerin ve getirilmeye çalşılanların üstesinden gelebilmesiyle de yani insanüstü varlığıyla da bir mucize. Geçmişte yaşanan mucizelerden bahsetmiyoruz, El’an yaşanan bir mucizeden söz ediyoruz. İnşaallah, başta İngilizce olmak üzere bütün dillere terceme edilir de, dünya Anadolu’da neler olup bittiğini anlama fırsatı bulur.

    Dar anlamı bu. Bir de geniş anlamı var ki, üzerine kitab yazılması gerekir. Neler yok ki; eskiden bildiğimiz isimler, kurumlar, örgütler, eskiden duyup da bilmediklerimiz ve yeni duyup öğrendiklerimiz. Bunların hepsine birden bir makâle sığasında deyinmek mümkün değil. Değinebildiğimiz kadar değinelim…

    Dost Tarikatı… Tarikat yerine örgüt demek daha doğru. ‘Barışçıl!!!’ bir şiddet örgütü. Yeteri kadar anlatılıyor kitabda, bozmamak lâzım.

    Sene 84… Hekim olan bir arkadaşım bir çevreden bahsediyor; ‘Bilgi muhibleri’ veya ‘Bilgiciler’ diyorlar. Teyzesi de kurucuları arasında, Kendi aralarında, bir mühim şahsın etrafında toplanıp ‘vahiy’ alıyorlar. Vahiy lafı sonraları ‘Göksel bilgi’ ve ‘Göksel haber’ kavramıyla yumuşatıldı ki, es kaza Müslüman hassasiyeti olan birileri huylanıp uzaklaşmasın diye. Merkez şahıs Bostancı da mukîm bir medyum ve kendisine sürekli bir kitab yazdırılıyor. Yani (haşâ huzurdan), vahy indiriliyor ve o da hâliyle bu yeni dinin (Bilgi Dini) rasûlü oluyor. Yaşlı bir kadın bu, sonraları meşhur olacak biri… Örgütlenmenin iki merkezinden biri kadının Bostancı’daki evi, diğeri ise, sırasıyla Etiler (Akadlar) ve Ulus çevresi. Arkadaşımın teyzesi Etiler ekibini örgütlüyor. Bu insan daha sonra yapıdan ayrıldığı için kimliğini vermiyorum. Aynı ânda, kadının talimatıyla Antalya ili ikinci merkez seçiliyor ve burada bir otel alınıyor: Ufo Oteli! Bu otel şimdi var mı, yok mu bilmiyorum. O zamanlar bu örgütün İstanbul dışındaki ikinci merkezi konumunda, mühim toplantılar burada yapılıyor. Zaman içinde sırasıyla, Bursa, İzmir ve Ankara’ya yayılıyor. Daha öteye gitmiyor yani metropolleri tercih ediyor. Burada kısa bir parantez açarak bir iki kelâm edelim: Antalya önemli bir merkez; turistik olması ve bu tip şeylerin sempatiyle karşılanması açısından… Hâl-i hazırda Boston’da yaşayan Ahmed Hulusî Akten’in de ana karagâhı oradaydı. Diğer karargâh ise-hâlâ duruyor mu bilemiyorum-Cağaloğlu’ndaki Ulus gazetesidir (ilân gazetesi) ve örgütün İstanbul temsilcilerinden biri bu gazetenin görünür sahibi Adnan’dır. Antalya aynı zamanda Satanizm’in de 90’lı yılların başında uç verdiği bir şehir. Belki başkaları da vardır…

    Bu kadın daha sonraları medyatize olan Vedia Bülend Çorak’tır ve anadan Ermenî’dir. Cinnî etki altında olup sık sık Can’ın etkisi altına girmekte ve kendisine ‘el verilip’ yazı yazdırılmaktadır. Yani ilmî dille söylemek gerekirse ‘Possédé’dir (Ele geçirilmiştir). Bu kadına yazdırılan ‘kitab’a, çevresinde bulunanlar ‘Altın Çağ Bilgi Kitabı’ adını vermişler ve yayınlamaya başlamışlardır. Kitab, fasiküller hâlinde 92 senesinde Yeni Günaydın isimli gazetede tefrika edilmiş ve aynı gazete Ahmed Hulusî Akten’in cevabî nitelikteki değerlendirmelerini de yayınlamıştır. Ahmed Hulusî Akten, bu örgütün cinnî possesion neticesi kaleme alındığını ve kadının da cinnî etki altında olduğunu söylemiştir. Ayrıca, toplantılarında da bunu dile getirmiştir.

    Şimdi bu, Altın Çağ Bilgi Kitabı’ndan misâller verelim:

    Altın Çağ Bilgi Kitabı

    Kitabın üzerinde temsilî bir güneş mevcud olub bu güneşin 18 ışını bulunmaktadır. Güneşi temsil eden dairenin ortasında Bir üçgen yer almakta ve kenarlarının üstünde, ‘Dünya Kardeşlik Birliği’ yazısı okunmaktadır. Üçgenin köşelerinde ise ‘K’, ‘O’ ve ‘M’ harfleri mevcuddur. Üçgenin ortasında ise bir daire daha mevcud olub onun da içinde bir ikinci üçgen görülmektedir.

    Örgütün amblemi ise;

    Bir daire, onun içinde bir ikinci daire; ikinci daireden birinciye doğru yönelen ve ışınları temsil eden 18 adet sarı renkli yapraksı figür, ikinci dairenin ortasında bir üçgen ve onun içinde de bir ikinci üçgen bulunmaktadır.

    Örgütün resmî ismi;

    DÜNYA KARDEŞLİK BİRLİĞİ EVRENSEL BİRLEŞİM MERKEZİ DERNEĞİ

    DÜNYA KARDEŞLİK BİRLİĞİ MEVLÂNÂ YÜCE VAKFI’dır.

    Örgüt’ün referans (mukaddes) kitab olarak lanse bilgi kitabı şöyle tanıtılmaktadır:

    Biligi Kitabı-Alfa Kanalı-Altın Çağ hakkında açıklayıcı bilgidir.

    “Dostlarımız,

    Şu an maddi manevi ve doğal yönden birçok niteliğini kaybetmiş olan planetimiz, tekrar restore edilmektedir. Bugüne kadar yaşanmış ve yaşanacak olan olaylar, çok kısa bir zamanda insanlığı hakikat bilincine ulaştırarak bir bütünlükte birleştirecektir. Yaşadığımız dönemde tüm planetimizde Birleşim, Barış ve Dostluk Şuurunu oluşturmaya çalışan birçok Spiritik Odaklar mevcuttur. Ve bu Odakları 20. yüzyılın başında ve bilhassa son yarısında, 10. Boyuttan verilen kozmik tesirler ile uyanan insanlar, görevli kadrolar olarak devreye almışlardır. Ve herkes aldığı tesirleri ya bilinçli, ya da bilinçsiz olarak tatbik etmiştir ve etmektedir.

    Bu son çağda aynı gaye ve düşünce doğrultusunda hareket eden odaklar, bugüne kadar bir hazırlanış dönemi yaşamıştır. Ancak şimdi artık el ele vererek birleşme ve TEK’e hizmet zamanıdır. Bu neden ile herkes yapmış olduğu çalışmaların ışığında birleşebilir ise, Dünyamız çok şey kazanacaktır.

    Altın Çağ masalı asırlara matuf bir yatırımdır. Aslında her reformik düzen bir Altın Çağdır. Ancak bu 26.000 yıllık son siklus geçiş programının, diğer dönemlerden daha değişik bir hazırlanış programı vardır. Bu hazırlanış programı, sistematik bir şekilde asrımıza kadar gelmiştir. Önce Kutsal Kitaplar ile bildirilen göksel öneriler, insanlığı bir Hakikat Bütünlüğünde toplayarak, planetimizi Tek Tanrı bilincinde birleştirmiştir. Geçen zaman süreçlerinde tüm hakikatler ve göksel bildiriler, planetimizdeki insanlara bugüne kadar ışık tutmuştur.

    Medyamik bir çağ olarak değerlendirdiğimiz bu özel çağda, artık hakikatler, kazanılan bilinçler doğrultusunda gözler önüne serilmektedir. Yapılan bunca çaba ve birleşim çağrıları, sadece planetimize ait bir olgu değildir. Bu son çağ sistemi tüm Evrensel Bütünlüğün Kâinatlar Nizamları ile bir bütünde birleşimidir ki, işte bu gelecek çağa Altın Çağ denilmektedir.

    Altın Çağ yarınlarda Tek Tanrı, Tek Düzen, Tek Sistem ve Tek Kitap doğrultusunda bizlere ışık tutan ve kardeş dünya bütünlüğünde mutlu insanların yaşayacakları bir ortamın müjdecisidir. Ancak özlenen Altın Çağ’a gelininceye kadar planetimizin daha aşacağı eşikler vardır. Altın Çağın bu hazırlık dönemine 3 Kozmik Çağ tanınmıştır.

    Biliyoruz ki (bir Kozmik Çağ bir asrı kapsamaktadır). Birinci Kozmik Çağımız, 1900 Hızlı Evrim Programı ile devreye girerek, programını tamamlamak üzeredir. İkinci Kozmik Çağ, 21. yüzyılı kapsamakta, Üçüncü Kozmik Çağ ise, 22. yüzyılı içine almaktadır.

    Yukarıda bahsettiğimiz özlenen ve arzu edilen Altın Çağın başlangıç tarihi 23. asırdan itibaren başlayarak 7 asırlık bir Dönemi içine alacaktır. Şu an bu dönemin hazırlık programlarını bir bir sıralar isek, Altın Çağ’a hiç de kolay yollardan kavuşulamayacağı idrakine varırız.

    Altın Çağ’ın Hazırlık Programında ( 5 ) skala vardır. Her bir skala bir Çağı kapsamaktadır. bunu sırası ile yazarsak:

    1. Bu bir Hazırlık Çağıdır ki, Kutsal Kitaplar Dönemini kapsar.

    2. Uyanış Çağı : Bu, yaşamış olduğumuz Geçiş Boyutu ve bugüne kadar Bizlere bildirilen KIYAMET tâbir edilen Dönemdir. Şu an Planetimiz bu kaosun içindedir.

    3. Yeni Çağ : Burada alışılagelmiş Dönemlerin dışına taşılarak, Bilinmeyene Ulaşma – Çalışma – Araştırma – İdrake varma Dönemi devreye girecektir. İki asırlık Kozmik Çağ bu dönemi yaşayacaktır.

    4. Altın Çağ : 23. Yüzyıldan sonra 7 Asırlık bir Dönemin yaşamını kapsar. Burada Birlik – Bütünlük Bilinci doğrultusunda, Evrensel Şuurun ve Birleşiminin direkt İdrakine varılarak, Planetimizde henüz anlaşılamayan fakat tanıtmaya çalıştığımız bir Mekanizmanın – Sistemin – Tanrısal Düzenin -Realitenin Varlığına tanık olunacak ve Bilinmeyenlere Bilinçli olarak kanat açılacaktır.

    Işık Çağı : Altın Çağ’dan sonra başlayacak olan Çağa, Işık Çağı denilmektedir. Bu 30. Yüzyıldan sonra devreye girecek bir Çağdır ki burada direkt Tanrı’nın Düzeni devrededir.

    5. Uyanış Çağı : Bu, yaşamış olduğumuz Geçiş Boyutu ve bugüne kadar Bizlere bildirilen KIYAMET tâbir edilen Dönemdir. Şu an Planetimiz bu kaosun içindedir.

    6. Yeni Çağ : Burada alışılagelmiş Dönemlerin dışına taşılarak, Bilinmeyene Ulaşma – Çalışma – Araştırma – İdrake varma Dönemi devreye girecektir. İki asırlık Kozmik Çağ bu dönemi yaşayacaktır.

    7. Uyanış Çağı : Bu, yaşamış olduğumuz Geçiş Boyutu ve bugüne kadar Bizlere bildirilen KIYAMET tâbir edilen Dönemdir. Şu an Planetimiz bu kaosun içindedir.

    8. Yeni Çağ : Burada alışılagelmiş Dönemlerin dışına taşılarak, Bilinmeyene Ulaşma – Çalışma – Araştırma – İdrake varma Dönemi devreye girecektir. İki asırlık Kozmik Çağ bu dönemi yaşayacaktır.

    9. Altın Çağ : 23. Yüzyıldan sonra 7 Asırlık bir Dönemin yaşamını kapsar. Burada Birlik – Bütünlük Bilinci doğrultusunda, Evrensel Şuurun ve Birleşiminin direkt İdrakine varılarak, Planetimizde henüz anlaşılamayan fakat tanıtmaya çalıştığımız bir Mekanizmanın – Sistemin – Tanrısal Düzenin -Realitenin Varlığına tanık olunacak ve Bilinmeyenlere Bilinçli olarak kanat açılacaktır.

    10. Işık Çağı : Altın Çağ’dan sonra başlayacak olan Çağa, Işık Çağı denilmektedir. Bu 30. Yüzyıldan sonra devreye girecek bir Çağdır ki burada direkt Tanrı’nın Düzeni devrededir.

    Bu yolda hazırlanan İnsanlık, artık bu Sistemin direkt Öz Elemanı olacaktır. İşte bu Evrensel Işık yoluna Altın Çağ diyoruz. Yarınların güzel günlerinin son hazırlık dönemlerine, şu an yaşadığımız ortamda hızlı bir şekilde girilmiştir.

    Artık hepimiz biliyoruz ki yaşayacağımız Çağlar yaşadığımız Çağlardan çok farklı olacaktır. Ancak bu farklılık ve değişim planetimizin her kesiminde birçok sancılara neden olmaktadır ve değişen zaman ile insanlar da değişmektedir. Bu şekilde şuursal bir kaosu yaşayan insanlık, yarınların Altın Çağına hazırlık yapmaktadır.

    Bu bir geçiş dönemidir. Bu dönemde, planetimizin her kesiminde beşeriyeti Altın Çağa hazırlamak ve insani Bütünlüklerde kitlevi Şuurlanma, Uyanma ve Arınma aşamalarını hızlandırmak gayesi ile, birçok Odaklar ve Dernekler kurulmaktadır.Bizler, Dünya Kardeşlik Birliği Evrensel Birleşim Merkezi olarak, bu Evrensel Yolda 30 yıldır hizmet veren bir ekolüz.

    Bizim Bilgi Kitabı adını taşıyan bir Kitabımız vardır. Bu Kitabı fasiküller halinde seminer çalışmaları ile topluma açmaktayız. Bu Evrensel programları tüm dünya boyutuna anlatıp tanıtmak, bizim Misyonumuzun Görevidir.

    Dünyada resmen Dernekleşip Vakıf kurmamız, 1993 yılında devreye alınmıştır. Ancak 30 yıldır tüm dünya ile irtibattayız. Ve bu Bilgi Kitabını tüm dünya, 1950 yılından beri beklemektedir.

    Şimdi sizlere Bilgi Kitabının bazı özellikleri hakkında daha detaylı ve açıklayıcı bir bilgi vermek istiyoruz. ( BİLGİ KİTABI ) 1.11.1981 yılında Birleşik İnsanlık Realitesi Kozmos Federal Meclisi tarafından Anadolu Türkiyesine, ALFA Kanalından yazdırılmaya başlandı.

    Ancak henüz Toplumun hazır olmadığı gerekçesi ile Bilgi Kitabı 3 yıl insanlığa açılmadı, 1984 yılında tüm Dünyada Birleşim ve Realite yolunda Spiritik Odaklar oluşturuldu ve Kitabı topluma açma ve tanıtma emri aldık. Bilgi Kitabı halen 12 senede tamamlanarak Kitap haline getirilmiş ve ingilizceye de çevrilmiştir.

    11. Uyanış Çağı : Bu, yaşamış olduğumuz Geçiş Boyutu ve bugüne kadar Bizlere bildirilen KIYAMET tâbir edilen Dönemdir. Şu an Planetimiz bu kaosun içindedir.

    12. Uyanış Çağı : Bu, yaşamış olduğumuz Geçiş Boyutu ve bugüne kadar Bizlere bildirilen KIYAMET tâbir edilen Dönemdir. Şu an Planetimiz bu kaosun içindedir.

    13. Yeni Çağ : Burada alışılagelmiş Dönemlerin dışına taşılarak, Bilinmeyene Ulaşma – Çalışma – Araştırma – İdrake varma Dönemi devreye girecektir. İki asırlık Kozmik Çağ bu dönemi yaşayacaktır.

    14. Altın Çağ : 23. Yüzyıldan sonra 7 Asırlık bir Dönemin yaşamını kapsar. Burada Birlik – Bütünlük Bilinci doğrultusunda, Evrensel Şuurun ve Birleşiminin direkt İdrakine varılarak, Planetimizde henüz anlaşılamayan fakat tanıtmaya çalıştığımız bir Mekanizmanın – Sistemin – Tanrısal Düzenin -Realitenin Varlığına tanık olunacak ve Bilinmeyenlere Bilinçli olarak kanat açılacaktır.

    15. Işık Çağı : Altın Çağ’dan sonra başlayacak olan Çağa, Işık Çağı denilmektedir. Bu 30. Yüzyıldan sonra devreye girecek bir Çağdır ki burada direkt Tanrı’nın Düzeni devrededir.

    16. Uyanış Çağı : Bu, yaşamış olduğumuz Geçiş Boyutu ve bugüne kadar Bizlere bildirilen KIYAMET tâbir edilen Dönemdir. Şu an Planetimiz bu kaosun içindedir.

    17. Yeni Çağ : Burada alışılagelmiş Dönemlerin dışına taşılarak, Bilinmeyene Ulaşma – Çalışma – Araştırma – İdrake varma Dönemi devreye girecektir. İki asırlık Kozmik Çağ bu dönemi yaşayacaktır.

    18. Uyanış Çağı : Bu, yaşamış olduğumuz Geçiş Boyutu ve bugüne kadar Bizlere bildirilen KIYAMET tâbir edilen Dönemdir. Şu an Planetimiz bu kaosun içindedir.

    19. Yeni Çağ : Burada alışılagelmiş Dönemlerin dışına taşılarak, Bilinmeyene Ulaşma – Çalışma – Araştırma – İdrake varma Dönemi devreye girecektir. İki asırlık Kozmik Çağ bu dönemi yaşayacaktır.

    20. Altın Çağ : 23. Yüzyıldan sonra 7 Asırlık bir Dönemin yaşamını kapsar. Burada Birlik – Bütünlük Bilinci doğrultusunda, Evrensel Şuurun ve Birleşiminin direkt İdrakine varılarak, Planetimizde henüz anlaşılamayan fakat tanıtmaya çalıştığımız bir Mekanizmanın – Sistemin – Tanrısal Düzenin -Realitenin Varlığına tanık olunacak ve Bilinmeyenlere Bilinçli olarak kanat açılacaktır.

    21. Işık Çağı : Altın Çağ’dan sonra başlayacak olan Çağa, Işık Çağı denilmektedir. Bu 30. Yüzyıldan sonra devreye girecek bir Çağdır ki burada direkt Tanrı’nın Düzeni devrededir.

    Merkezi Güneşler Birliği – Evrensel Nizam Konseyi – Birleşik Nizam Konseyi, üçlü olarak müşterek çalışma yapan Evrensel bir kadrodur. Buna Rahman Boyutu yani Sistem denir. Bu boyuta direkt Tanrı’nın yansıma Mekanizması olan Alfa Kanalı bağlıdır. Ve bugüne kadar Planetimize hediye edilen tüm Kutsal Kitaplar yani ( Tevrat – Zebur – İncil – Kuran ) bu Kanaldan Planetimize indirilmiştir.

    Bu Kitaplar İnsanı eğitici, Yetiştirici, Bilinçlendirici ve Bütünleştirici Kutsal Kitaplardır. Bilgi Kitabı da aynı Kanaldan yazdırılmış olmasına rağmen, tapılacak bir Kitap değildir. O, Planetimize tüm sırları ve Hakikatleri açan, İnsanlığa bugüne kadar yürüdüğü yolların nedenini açıklayan bir Rehber Kitaptır. Bilgi Kitabı aynı zamanda bugüne kadar bilinen tüm Kutsal Kitapların frekanslarını da bünyesinde toplayan bir Hakikat ve Birleşim Kitabıdır.

    Bu Kitap Planetimizin halen bilmediği ve ( Işık – Foton – Siklon ) tekniği denilen değişik bir Teknik ile yazdırılmıştır. Bu tekniğe göre zaman enerjisi harf frekanslarına yüklenmektedir. Bu neden ile Kitabı okuduğunuz zaman anlarsınız ve kendinize göre bir Bilgi edinirsiniz. Sonra hafızalardan silinir. Ancak kaba Bilgisi kalır. Diğer Kutsal Kitapları ezberleyebilirsiniz. Ancak bu Kitabın bir sayfasını bile ezberleyemezsiniz. Çünkü zaman enerjisine bağlı olduğu için, zaman kaymakta ve Bilgiler de hafızadan kaymaktadır. Bu Özel bir tekniktir.

    Bize bu Kitabın 19 Asırlık bir hükmü olduğu söylenmiş ve yarınların Tek Kitabı olarak tanıtılarak yazdırılmıştır. Bilgi Kitabına bu son Çağın Kozmik Kitabı da denilmektedir. Ve bu Kitabın kendine özgü değişik fonksiyonları da okundukça devreye girmektedir.

    Bu Kitabı okuyanlar direkt Birleşik İnsanlık Realitesinin Merkezi Sistemine bağlanır ve mikro arşivlerde bulunan Evrensel dosyalarınızın açılmasını sağlar. Realite bu yol ile Bireyleri tanır. Ve herkesin ihtiyacına göre teker teker onları yetiştirir. Ve kapasitelerine göre görev taksimi yapar. Bu neden ile bizlerden bu kitabın fasiküllerinin en ücra yerlere kadar dağıtılması istenmiştir.

    Ve 30 yıldan beri fasiküller ile tüm dünyanın değişik kesimleri tanışmıştır ve tanışmaktadır. Bilgi Kitabını devamlı okuduğunuz taktirde, kazandığınız Bilinç nisbetinde içindeki Bilgilere değişik yorumlar getirerek, bir sayfanın içinden en az 10 mesaj çıkartabilirsiniz ve o zamana kadar göremediğiniz Bilgileri zaman süreçlerinde görürsünüz.

    1996 yılında Bilgi Kitabı adı ile basılan bu Kitabın, Planetimizde aynı görüşü paylaşan dostlara ulaştırılması istenmiştir. Ve onların Bilgileri ile de birleşerek müşterek birşeyler yapmak ve Birleşmek Bizlerin ve Evrensel Dostlarımızın tek arzusudur. Bizlere verilen bilgiye göre bu Kitap 7.000.000.000 İnsan Bilincine göre hazırlanmış bir Kitaptır. Ve herkes tüm sorularının cevaplarını bu Kitabı derinlemesine okuduğu zaman almaktadır.

    Şayet siz bir görevli iseniz, sizin gen programınızdaki şifre ile Kitabın içinde bulunan milyonlarca gizli şifre içinden size ait olan şifre birleşir ise direkt bağlantı kurulur ve siz Sistem ile bağlantıyı kendi kendinize yaparsınız. Önce açılan kanalınız sizi yetiştirici bir görevi üstlenir daha sonra hakiki görevinize atanırsınız. Kitabın özelliği budur.

    22. Uyanış Çağı : Bu, yaşamış olduğumuz Geçiş Boyutu ve bugüne kadar Bizlere bildirilen KIYAMET tâbir edilen Dönemdir. Şu an Planetimiz bu kaosun içindedir.

    Kozmik akımları direkt kendi Bilinçleri ile çekemeyen insanlar, Bilgi Kitabı yolu ile uyandırılmaktadır. Ve bu Sistem direkt Kozmozun programıdır. Ve dünyamız 10. Boyuttan verilen ve Evrim enerjileri taşıyan Kozmik tesirler ile 1960 yılından beri hazırlanmaktadır. Bu şekilde Planetimizde birçok birleştirici Kozmik Odaklar devreye alınmıştır. Ancak artık şimdi Birleşme zamanı gelmiştir.

    Her güneş sistemi kendi boyutunun Evrimini yapmak ile mükelleftir. Bizim Evrim ve Çıkış Boyutumuz SATÜRN’dür. Omega’ya buradan geçilir. 6. Boyut Nirvana Ölümsüzlük Boyutudur. 7. Boyut İnsanlığın son Evrim sınırıdır ve burası Satürn’dür. Yani buraya ulaşabilmiş İnsan Bilinci, Hakiki İnsan olarak Ruhsal Enerjisine sahip çıkar ve Omega’dan çıkış hakkı kazanır.

    Bilgi Kitabı sizleri bu Evrensel Boyutların frekanslarına tedrici alıştırarak bu Boyutlara rahatlıkla girebilmenizi sağlayacak yegane kitaptır. Bu son geçiş programında İnsanlığın kurtuluşu için Planetimize 3 Kozmik Çağ tanınmıştır ( her Kozmik Çağ 1 Asırdır ). 1900 yılından itibaren çok hızlı bir Evrim programına alınan Planetimiz, ilk Kozmik Çağını 2000 yılında tamamlamaktadır. Bu 20. Yüzyıldır.

    21. ve 22. yüzyıllar Dünyamızın değişik imtihan yılları olacaktır. 23.Yüzyılda arzu edilen ALTIN ÇAĞ’ın hakiki temeli atılacaktır. 30.Yüzyıla kadar Altın Çağ

    Her güneş sistemi kendi boyutunun Evrimini yapmak ile mükelleftir. Bizim Evrim ve Çıkış Boyutumuz SATÜRN’dür. Omega’ya buradan geçilir. 6. Boyut Nirvana Ölümsüzlük Boyutudur. 7. Boyut İnsanlığın son Evrim sınırıdır ve burası Satürn’dür. Yani buraya ulaşabilmiş İnsan Bilinci, Hakiki İnsan olarak Ruhsal Enerjisine sahip çıkar ve Omega’dan çıkış hakkı kazanır.

    Bilgi Kitabı sizleri bu Evrensel Boyutların frekanslarına tedrici alıştırarak bu Boyutlara rahatlıkla girebilmenizi sağlayacak yegane kitaptır. Bu son geçiş programında İnsanlığın kurtuluşu için Planetimize 3 Kozmik Çağ tanınmıştır ( her Kozmik Çağ 1 Asırdır ). 1900 yılından itibaren çok hızlı bir Evrim programına alınan Planetimiz, ilk Kozmik Çağını 2000 yılında tamamlamaktadır. Bu 20. Yüzyıldır.

    21. ve 22. yüzyıllar Dünyamızın değişik imtihan yılları olacaktır. 23.Yüzyılda arzu edilen ALTIN ÇAĞ’ın hakiki temeli atılacaktır. 30.Yüzyıla kadar Altın Çağ kurulacak ve Birleşik İnsanlık Realitesi bu tarihten sonra görevini tamamlayarak platformdan çekilecektir. Bilgi Kitabı direkt RABBİN Kitabıdır. Bu neden ile ALFA Kanalından yazdırılmıştır.

    Birleşik İnsanlık Realitesi Bilgi Kitabını 30. Yüzyılda ( Hakiki Kaynağına ), yani RABSAL Düzene devredecektir. Rabsal Düzen de bu Kitabı 9 Asır daha zaman enerjisini çekme gerekçesi ile kullanacaktır. Bu Dönemden sonra Kitaplar Dönemi kapanarak arşive alınacaktır.Bundan sonra daha değişik Teknolojiler devreye girecektir.

    Burada Sizlere Bilgi Kitabı’nın kısa bir tarihçesini açıkladık. Ancak bu Kitabın Kaynağından indirildiği Zamandan beri, kendine özgü değişik Çalışma Nizamları da vardır. Şimdi size biraz da ALFA Kanalından bahsetmek isteriz.

    1. ALFA Kanalı Direkt Rabbin yani Allah’ın Kanalıdır. Ve bu kanal Sabit değişmez bir Kanaldır.Ancak Dünyamızın 23 derece ekseni etrafında dönüşü nedeni bu kanal Kuzeye doğru kaymaktadır. Bugün tüm Planetimizin Kozmik Tesirler ile uyandırılma projesi 6000 yıllık bir programın son tatbikatıdır.

    2. Birinci 2000 yıl, Musa’dan önceki dönemdir. Bu dönemde tüm planetimize bugün olduğu gibi Kozmik Tesirler ile Evrim akımları verilmiştir. Bu akımları alanlar bir bir tesbit edilerek, ikinci enkarnelerinde hepsi ( yakın plandan, İnsandan İnsana yansıma programı gerekçesi ile ) Uzakşark’ta bir arada beden kazanmışlardır. Bu program ile Planetimiz ilk defa direkt olarak Tanrısal Enerji ile tanışmıştır. Bu program ilk 2000 yıllık dönemi kapsar ve buna Allahın Birinci Düzeni denir.

    3. Musa’nın programına ise Allah’ın İkinci Düzeni denir. O Dönemde Alfa Kanalının izdüşümü Mısır’da piramitlerin ve Nil’in üzerine düştüğü için Musa Mısır’da bedenlenmiştir. Musa görevi gereği direkt Realite Bilgilerini, Tevrat’ta Kabala Bilgisi olarak toplumuna vermiştir. Bu ikinci 2000 yıllık program, İsa dönemine kadar sürmüştür.

    4. Bilindiği gibi Evrim yapacak bir Bilincin aşacağı ilk basamak önce Sevgidir, sonra da Bilgidir. Bu neden ile İsa, önce Sevgi programını alarak insanları tek Tanrı Bilincinde Birleştirmiştir, İncil bu neden ile Sevgi frekansı taşımaktadır. Daha sonra da Muhammet Kuran ile Bilgi vererek Dünya yaşam sistemini oluşturmuştur. O dönemde Alfa Kanalı kuzeye kayarak KudüsALFA Kanalı Direkt Rabbin yani Allah’ın Kanalıdır. Ve bu kanal Sabit değişmez bir Kanaldır.Ancak Dünyamızın 23 derece ekseni etrafında dönüşü nedeni bu kanal Kuzeye doğru kaymaktadır. Bugün tüm Planetimizin Kozmik Tesirler ile uyandırılma projesi 6000 yıllık bir programın son tatbikatıdır.

    5. Birinci 2000 yıl, Musa’dan önceki dönemdir. Bu dönemde tüm planetimize bugün olduğu gibi Kozmik Tesirler ile Evrim akımları verilmiştir. Bu akımları alanlar bir bir tesbit edilerek, ikinci enkarnelerinde hepsi ( yakın plandan, İnsandan İnsana yansıma programı gerekçesi ile ) Uzakşark’ta bir arada beden kazanmışlardır. Bu program ile Planetimiz ilk defa direkt olarak Tanrısal Enerji ile tanışmıştır. Bu program ilk 2000 yıllık dönemi kapsar ve buna Allahın Birinci Düzeni denir.

    6. Musa’nın programına ise Allah’ın İkinci Düzeni denir. O Dönemde Alfa Kanalının izdüşümü Mısır’da piramitlerin ve Nil’in üzerine düştüğü için Musa Mısır’da bedenlenmiştir. Musa görevi gereği direkt Realite Bilgilerini, Tevrat’ta Kabala Bilgisi olarak toplumuna vermiştir. Bu ikinci 2000 yıllık program, İsa dönemine kadar sürmüştür.

    7. Bilindiği gibi Evrim yapacak bir Bilincin aşacağı ilk basamak önce Sevgidir, sonra da Bilgidir. Bu neden ile İsa, önce Sevgi programını alarak insanları tek Tanrı Bilincinde Birleştirmiştir, İncil bu neden ile Sevgi frekansı taşımaktadır. Daha sonra da Muhammet Kuran ile Bilgi vererek Dünya yaşam sistemini oluşturmuştur. O dönemde Alfa Kanalı kuzeye kayarak Kudüs -Mekke ve Medine üzerinde olduğu için İsa ve Muhammet programı Allah’ın üçüncü Düzeni olarak devreye girmiştir. Muhammet Dönemi ile Kutsal Kitaplar ve Peygamberlik dönemi sona ermiştir. Bundan sonra İnsanlık 1500 sene kendi Kitapları ile baş başa bırakılarak Hakikatlerin Kavranılması beklenilmiştir.

    8. Birinci 2000 yıl, Musa’dan önceki dönemdir. Bu dönemde tüm planetimize bugün olduğu gibi Kozmik Tesirler ile Evrim akımları verilmiştir. Bu akımları alanlar bir bir tesbit edilerek, ikinci enkarnelerinde hepsi ( yakın plandan, İnsandan İnsana yansıma programı gerekçesi ile ) Uzakşark’ta bir arada beden kazanmışlardır. Bu program ile Planetimiz ilk defa direkt olarak Tanrısal Enerji ile tanışmıştır. Bu program ilk 2000 yıllık dönemi kapsar ve buna Allahın Birinci Düzeni denir.

    9. Musa’nın programına ise Allah’ın İkinci Düzeni denir. O Dönemde Alfa Kanalının izdüşümü Mısır’da piramitlerin ve Nil’in üzerine düştüğü için Musa Mısır’da bedenlenmiştir. Musa görevi gereği direkt Realite Bilgilerini, Tevrat’ta Kabala Bilgisi olarak toplumuna vermiştir. Bu ikinci 2000 yıllık program, İsa dönemine kadar sürmüştür.

    10. Bilindiği gibi Evrim yapacak bir Bilincin aşacağı ilk basamak önce Sevgidir, sonra da Bilgidir. Bu neden ile İsa, önce Sevgi programını alarak insanları tek Tanrı Bilincinde Birleştirmiştir, İncil bu neden ile Sevgi frekansı taşımaktadır. Daha sonra da Muhammet Kuran ile Bilgi vererek Dünya yaşam sistemini oluşturmuştur. O dönemde Alfa Kanalı kuzeye kayarak Kudüs -Mekke ve Medine üzerinde olduğu için İsa ve Muhammet programı Allah’ın üçüncü Düzeni olarak devreye girmiştir. Muhammet Dönemi ile Kutsal Kitaplar ve Peygamberlik dönemi sona ermiştir. Bundan sonra İnsanlık 1500 sene kendi Kitapları ile baş başa bırakılarak Hakikatlerin Kavranılması beklenilmiştir.

    11. Şimdi 2000 yılında 6000 yıllık program bitmekte ve insanlara herşey tüm açıklığı ile anlatılmaktadır. Şu an Alfa Kanalı Anadolu Türkİye’sinin üstünde olduğu için Bilgi Kitabı Türkiye’den devreye alınmıştır.Ve artık Bilgi Kitabı ile İnsanlığa herşey çok açık bir şekilde anlatılarak yarınların Dünya Devletinin Temelleri atılmaktadır. Ve bu Düzene de ALLAH’ın Dördüncü Düzeni denilmektedir. Yine tekrarlayalım Alfa Giriş Omega çıkış projesine göre hazırlanmış olan Bilgi Kitabına Kurtuluş Kitabı da denilmektedir. Ancak asla tapılacak Kutsal bir Din Kitabı değildir. O bir Rehber Kitaptır.

    12. Bu son çağın yoğun programının içinde Bunalan İnsanlığa, Bilgi Kitabı bunalımlarının nedenini açıklayarak İnsanlığı mantıklı bir Düşünceye çekmekte ve rahatlatmaktadır. Bizlerin Çalışmaları bu yolda olduğu için sizlere herşeyi açıkladık. bu bir Birleşim Programıdır.

    Altın Çağ’ın bu hazırlık programında, insanlığa tutulan ışıkları görebilen dostlarla el ele Gönül Bütünlüğü ve Barış ile müştereken bir işbirliğine gidilmektedir. Bugüne kadar Altın Çağ’a yapılan yatırımlar, artık tüm planetimizde filiz vermeye başlamıştır. Şu an Kurtuluş ortamına hazırlanan dünyamız, imtihanını kendi kendine vermektedir. Bu bir programdır. Anlayış, Sevgi, Hoşgörü, Makul vicdan ve Güzelliklerle kurulması arzu edilen Altın Çağ, ileri yıllarda planetimize Harpsiz, Çiçekli Mutlu yarınlar getirecektir. Bu görüşten yola çıkarak el ele Işık Yolunda beraberce bir dünya halkası oluşturmak en büyük dileğimizdir. Işık Yolunda buluşmak üzere tüm Sevgimiz sizleredir”.

    Evet, birkaç dakikanızı boşa geçireceksiniz amma, Bilgi Kitâbı’nı da öğrenmiş olacaksınız. Örgüt, kendini 23. asra göre projelendiriyor ve şimdiden kolları sıvamış. Işık deyip duruyor. Ne ki? Yani İllüminasyon, yani Lucifer, yani Eosferos yani Şeytan, yani Kabbalah… Ne kadar Masonik-Yahudî örgütlenme varsa bu dünya üzerinde hepsinin merkezinde ‘Işık-Güneş ve Aydınlık’ vardır. Ben, sırf bu ibnelerin yüzünden ‘Aydınlık’ mefhumundan (ALLAH afvetsin) nefret ediyorum ve ‘Zulmet’ kelimesine de bayılıyorum.

    İşte, buyurun Bilgi örgütü bu. Mütefekkir’in İ.G diye bahsettiği İ. Güven de, hem emekli asker hem de Bilgi Örgütü’nün eski üyesi sonra da ‘Dost Örgütü’nün kurucularından… Bu Biligi’ciler, Beyti Dost, Mustafa Molla, Güzel Dost vs. gibi kavramlar kullanıyorlar ve bu kavramların karşılıkları da oynak. Yani, meselâ, ‘Beyti Dost’ (Beyt-i Dost: Dostun Evi) kimi zaman (sümme hâşâ!) Hz. Peygamber’in ‘Alfa Boyutu’ndaki kod adı! Kimi zaman da M. Kemal’in. Mustafa Molla da öyle… Her ikisi içun da kullanılıyor, işlerine nasıl gelirse. Yine Dost Mewlana deyince de Mewlânâ Celâl Ed Dîn hazretleri de akla geliyor, Allah Râsûlü de. İsâ (A.S) da, Musa (A.S) da bu pisliklere âlet ediliyorlar. Gûya hepsi bu kahpe medyuma ‘Uzay’dan bilgi gönderiyorlar. Bunlara ‘Spiritik Odaklar’ deniyor işte. Kaltak da oturup bunları yazıyor, diğer deyyuslar da bunları basıyorlar. Mütefekkir’in bahsettiği kaşar da onların eski-yeni arkadaşı, aynı alçak soyu. Hepsi (ve kasden) Yahudî-Siyonist ideolojinin değirmenine su taşıyan Kabbala müsveddeleri. Sûret-i Haq’dan görünmeye çalışan bazıları da netice itibârıyla aynı lâşeler merkezine kova kova irin taşıyorlar. Ve, akılalmaz mâlî gelirleri var. Nereden geliyor? Bir kısmı zengin mürîdlerden, diğeri kısmı ise muhtemelen örtülü ödenekten, psikolojik savaş departmanından vs. Yani devletten!!! Devlet, İslâm olmasında isterse Beelzebul yani Lâîn olsun, ben o Lâîn’e ve taifesine elimden gelen her türlü yardımı yapacağım diyor. Zengin’in, züppenin, mankenin, hamam ve şamar oğlanlarının, hadımağalarının, sapıkların, sosyete müslümanlarının, çağdaş! gençliğin çok hoşuna gidiyor bu hikâyeler: Namaz yok, niyaz yok, siyâset yok, ideoloji yok, karı-erkek kucak kucağa, ekonomik sorun da yok, oooh ne âlâ; Gönül dostunun, zannedersem Fazıl Aslantürk gönüldaşa atfen, söylediği bir lâf var: Nefs hem mollalık ister hem hovardalık! Müdhiş bir tarif. Midesi, tenâsül uzvu ve cebi mutmain olmuş kişiler, mânevî ihtiyaçlarını da bu tür hovardahânelerde tatmin ediyorlar ve huzura eriyorlar. Bunlar, meyhânede Şeri’at konuşuyorlar, yatakta cimâ hâlinde iken, Hz. İysâ’nın nasıl doğmuş olabileceğine ilişkin tıbbî mekanizmaları tartışıyorlar, orgazm hâlinde evrimin Âdem (A.S)dan sonra mı evvel mi olduğu konusunda fikir teâtisinde bulunuyorlar… Ne güzel değil mi? Mes’ûliyyet yok, ağzından çıkanı kulağının duyması ihtiyacı yok, hesab soran yok. Aksine, aman ne iyi, kimse memlekette dönen binbir dolabı düşünmesin, düzüşsün, yeni ve modern ilâhlar edinsinler, Lucifer’in testislerinde dolaşsınlar amma sakın ola ki, İSLÂM’ın, Şeri’atın çizgisine gelmesinler. YNÖ’sünden Hıyânet-Cinâyet İşleri Bşk.lığı’na, Nacar’dan Beyaz’a, AHC’dan Bayraktar’a kadar ne kadar çevre varsa hepsinin tek korkusu bu! Vampir’in sâlibden ürpermesi gibi bu vampirler de İSLÂM’dan o kadar tırsıyorlar. O nedenle, Anadolu İslâm İnqilâbı’nın öncü gücü İBDA ve Mütefekkir’e nefretle bakıyorlar. UFO’lar, Altın Çağ zırvaları, 10. Boyut bok yemeleri ve daha neler neler, siyonist devletin bayıldığı işler ve destekliyor hepsini. Şimdi, bu Bilgiciler kendilerinin deyişiyle 50 senedir örgütlüler. Yani demek ki, 1950’lerden beri bunlar faal, icraat yapıyorlar, kitab basıp satıyorlar, propaganda yapıyorlar ve devletle kolkolalar. DGM savcılarının gözleri önünde oluyor bunlar. Niye hiçbiri tutuklanmıyor veya hakkında dava açılmıyor, ve yahut, açılan davalar hiçbir işe yaramıyor? Onun faaliyeti ‘yasadışı örgüt’ faaliyetleri arasına girmiyor mu? Bal gibi giriyor hattâ normalde ‘İrticâ’dan yargılanmaları gerekiyor zira adamlar Federasyon’dan, Baş Nizâm’dan vs. bahsediyorlar. Yani, heriflerin devleti hazır, federe olmuşlar bile ve Anadolu Türkiye’sinde de örgütlüyüz diyorlar. Adresleri belli. Gidemezler, kendi koltuğunun altında oturttuğu örgütü tasfiye eder mi hiç devlet? Etmez tabiî ki! Bir de bu örgütlerin yalakalık düzeyi çok yüksektir; çarşaf çarşaf M. Kemal posteri basıp yayınlarlar, M. Kemal rozeti dağıtırlar ve onun peygamber, mehdî, uzay federasyonu üyesi veya yüce ruh olduğunu söylerler. Mâlûm Türkiye’de bir şey yapmak istiyorsan evvelâ, M.Kemal’e imân edeceksin: Tanıklık ederim ki, M. Kemal’den başka ilâh yoktur diyeceksin.

    Telegram’da bazı simâlar var;

    Ç.E kim ola ki?
    Çelik Erişçi, 1966 yılında Istanbul´da doğdu. Istanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi´nden mezun oldu. Müzik yaşamına Istanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikîsi Devlet Konservatuarı´nda başladı. 1991 senesinde Ercan Saatçi ve İzel (Yidel) Çeliköz´le biraraya gelerek ‘İzel, Çelik, Ercan’ adını verdikleri toplulukla ‘Özledim’ adlı bir albüm çıkardılar.

    Müzik otoriteleri tarafından dünyanın en kötü şarkıcısı olarak tanımlanıyor. Peki nasıl oluyor da ünleniyor? Aynı yoldan; koluna bir yahudî (Yidel) takıyor, arkasına İ.G isimli ilâhı (güzeller güzelini) alıyor, gittiği her yerde M. Kemal’den bahsedip kutsuyor ve onun adını duyunca esriyor, uyuşuyor.

    Ayrıca, çeşitli sivil! güçlerle askerî çevreler arasında ‘haber’ taşıyor. Yani muhbirlik yapıyor.

    Çelik Erişçi ile alâkalı ilginç bir bilgi daha verelim: Merkezi İzrael’de bulunan ‘Elina Electronic Engineering Ltd.’ şirketinin sahibi Yasef Arie’nin de yakın dostu ve iş ortağı. Bu Yasef de, İzrael devletinin dış ülkelerde aldığı ihâlelerde pay sahibi oluyor. Türkiye’de de acep bu nev’î işlere bulaşmış mı? Bence (b)ulaşmış. Ne güzel değil mi? Sanatkâr-kemalist-dost tarikatçısı Çelik’in bir meziyetini daha öğreniyoruz: yahudîler’le iktisadî irtibat. Hattâ, ihâle tâkibciliği… Bu arada Çelik sık sık barbekü partileri verip, dostlarına İzrael’in ne kadar mühim bir güç olduğunu anlatıyormuş. Bunu da, o partilere katılan ve Çelik’le fingirdeyen bir kahpe yayıyormuş sağa sola… İşte modern sanatkâr dediğin böyle olmalı, tarikatı da, ticârî-siyâsî ilişkileri de modern… Çağdaş Türkiye’nin en çağdaş ve ilerici sanatkârını kutluyoruz…

    Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim diye bir veciz söz vardır… Çelik’in arkadaşlarından ve berâber müzik grubu kurduğu kişilerden biri yahudî kızı İzel Çeliköz ve asıl ismi de Yidel Çeliköz. Yidel ne mene bir kelimedir? Yid-El: Yuda-El’den mülhem. İlâh’ın Yuda’sı mânâsına. Batı lisanlarına ise Yudith, Judith, Judeeth olarak geçmiş. İzel de şarkıcı ve san’atını tenini göstererek pekiştiriyor. Yani, kötü bir sanatçı… eski partneri Çelik gibi.

    Diğer şerik Ercan Saatçi. O da diğer ikisi gibi dünya şarkıcılar klasmanında son 3’e aday. Bunun yanısıra yahudîlerin gazetesi (Türkiye’nin en çok küfredilen gazetesi) Hürriyet’te köşesi var, orada futbol yazıyor. Nasıl gelmiş oraya? Eh, tabiî ki, Ertuğrul Özkök’ün damadı olursanız gelirsiniz…

    Güzeller güzeli Çelik’in hikâyesi böyle…

    Başka?

    Bir N. T var, profesör. Kim o?

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan beyefendi!…

    Kulelî Askerî Lisesi’ni 1969’da, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni 75’de bitiriyor. GATA’da psikiyatri ihtisası yapıyor. GATA-Haydarpaşa Hastahânesi’inde psikiyatri kliniğinin direktörlüğünü yapıyor. Van 100. Yıl Üniversitesi’nde de görev ifâ ediyor. 1990’da doçent, 93’de albay, 96’da profesör oluyor. 3 sene Adlî Tıp kurumunda çalışıyor. 99’da emekli oluyor ve S-TV’de program yapıyor.

    91 senesinde Hollanda’da ‘Destructive Drives and Impulse Control—Tahribkâr sürükle(n)meler ve sevk kontrolü’ sempozyumunda ‘En iyi araştırma’ ödülü alıyor.

    Hâlen, ‘Memory Centers of America’ Nöropsikiyatri merkezi Türkiye direktörlüğünü yürütüyor.

    Yani adam ‘Sevk-kontrol-sürükleme’ işlerine oldum olası meraklı ve ‘Uluslararası!!!’ ajan kurumlarının da Türkiye temsilcisi.

    Nedir bu, ‘Memory Centers of America’ yani ‘Amerika Hafıza Merkezleri’.

    Asıl adı ‘Leeza Gibbons’ (Lizabeth Gibbons) Memory Centers’ olan bir teşkilât. Yahudîliğe ve siyonizm ideolojisine hizmet veren ‘bilimsel’ kurumlardan biri. Hafıza ve ileri-düşünce (forward-thinking) üzerine araştırmalar yapıyor. Mr. Nevzat da bu örgütün Türkiye şubesinin direktörü yani ajanı. Örgütün merkezinin Florida-Miami olduğunu hatırlatalım. Bu Florida ne mühim bir yermiş!..

    Başka?

    Asker-eczâcı HHI (Hüseyin Hilmi Işık) var (Işık’sız olmuyor anlaşılan) Işıkçılar’ın kurucusu, damadı ve Türkiye pavyonunun sahibi eşekçi nâm zoofil E.Ö (Enver Ören) var (oğlu ABD’de keriz Müslümanlar’ın parasını yemekle meşgul), M.A (Mehmet Ağar: DYP genel başkanı, işkenceci, uyuşturucu kaçakçısı, adâlet ve içişleri eski bakanı, Elazığ milletvekili, İzrael ajanı ve belki de müstaqbel başbakan), İ.E var (Bunun kim olduğunu bilmiyorum, gönüldaşlar ilgilenirlerse memnun olurum), benzetme olarak K.P isimli aktör var (Kenan Pars: Ermenî asıllı ünlü aktörümüz, ben onu çok beğenirim). Şu âna kadar okuduğum bölümlerdeki karakterler bunlar.

    Mütefekkirin değindiği bir kavram var:

    Limbic Lob (Lobus Lymbicus):

    Beyinde bulunan ve faaliyeti henüz tam olarak belirlenememiş olan bir bölüm. Amygdala (Bâdem), Fornix (Kamara, Apsis), Hippocampus (Deniz atı), Gyrus Cinguli Anterior (Ön Kemersi Çevrem), Gyrus Cingıli Posterior (Ard Kemersi Çevrem) isimli yapılardan müteşekkildir.

    İşlevi

    Limbik Sistem’deki Nöron Şebekesi’nin Enformasyon süreçlerinin İşlevi:

    Limbik Sistem’in temel fonksiyonunun genel olarak ‘Emosyonel’ (Heyecan, coşku, yüksek duygular vs) olduğu sanılıyor. Fakat kaynak net olarak bilinmiyor. Limbik Sistem’deki Nöron Şebekeleri’nin heyecanı ürettiği tahmin ediliyor.

    Hissî Tanıma ve Epizodik (Hadisevî) Hafiza Teşkil etme işlevi:

    Hippocampus adlı oluşumun (Hippocampal Formation) mekânî tanıma ve rotalandırmada rol oynadığı düşünülüyor.

    Sözlü olmayan (Non-Verbal) iletişimlerin Nöral İşlevleri:

    Hissî iletişim, hareketler, sayısız bedenî form ifâdeleri, sözlü iletişimimizden çok daha fazla rol oynamaktadır hayatımızda. Fakat, sözlü olmayan bilginin, iletişime nasıl aktarıldığı konusu hâlâ karanlıktır. Çözüme kavuştuğu takdirde, özellikle Otistler’in ve Shizofrenler’in (Şizofren) iletişim tarzı da anlaşılabilecektir.

    Tevalî Öğrenme’nin ve Tanıma’nın Nöral İşlevi, Ard Kemersi Çevrim’deki Nöronal hususiyyetlerin his, hareket, heyecan ve öğrenme üzerine etkileri: Bu işi PCCx adı verilen nöronlar yürütmektedir.

    Limbik Sistem’e aid bazı oluşumların NMRI (Nuclear Magnetic Resonance Imaging) görüntüleri aşağıda verilmiştir.

    Transaxial
    (capraz eksen buudu)
    Sagittal (yaysi eksen buudu)

    Ense kokunden burun kokune dogru cizilen yaysi eksen
    Coronal

    (Tacsi eksen buudu)

    Basa takilan tacin izledigi eksen

    Hippocampus (Deniz ati)
    Hippocampus (Deniz ati)
    Hippocampus (Deniz ati)

    Transaxial
    Sagittal
    Coronal

    Fornix (Kamara/ Apsisi)
    Fornix
    Fornix

    Transaxial
    Sagittal
    Coronal

    Gyrus Cinguli Posterior (Ard Kemersi Gyrus Cinguli Posterior Gyrus Cinguli Posterior
    Transaxial
    Sagittal
    Coronal

    Gyrus Cinguli Anterior (Ön Kemersi
    Gyrus Cinguli Anterior
    Gyrus Cinguli Anterior

    Telegram Türkiye’yi sarsacak olan bir eser. İlk baskısının tükendiğini öğrendim. Çok kısa sürede büyük bir satış değerine ulaşması Türkiye’nin ilgisinin yoğunluğunu gösteriyor. Her geçen gün, yahudî-siyonist varlığın (canxwar-canavar) memleketi ahtapot gibi kollarının arasına alıp nasıl sömürdüğü ve posalaştırdığı ve ‘İllumination’cu şeytanların nasıl devleti ele geçirdiği meydana çıkıyor. Eğer, Müslüman halkın sesi olduklarını iddia geden, Vakit, Millî Gazete, Yeni Şafak, Cuma, Kanal-7 vs. gibi basın organları bu, yüzyılın en büyük skandalını ve Mütefekkir tarafından ortaya çıkarılışını bilerek es geçerlerse ben onların Müslümanlığından da, insanlığından da, namusundan da şübhe ederim. Aldığım haberler müsbet yönde gelişmelerin olduğunu gösteriyor. Göreceğiz. İslâmî çevreler haricindeki çevrelerin de, özellikle Kürtler’in bu kitabı okumalarında faide var, şöyle ki, aynı uygulamalara Abdullah Öcalan da maruz kaldı diye düşünüyorum. Komplonun gerçekleştiği ilk gün MED-TV’deki bir programa bağlanıp bu konuyu gündeme getirmek istedim fakat bağlanmayı başaramadım. O nedenle KADEK mensublarının bu kitabı mutlaka okuması gerekir diye düşünüyorum.

    Vesselâm…

    http://www.drhakkiacikalin.up.to

  2. tahir
    29 Temmuz 2007, 22:17

    siz sedece belli bir kısmını biliyorsunuz bunun birde bilmediğiniz yönleri var

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: