Başlangıç > F Tipi, Hukukçular Konuşuyor, Raporlar-İncelemeler, Tecrit, Toplum Konuşuyor > Mazlum-Der İstanbul Şubesi: Bolu F Tipi Cezaevi Raporu

Mazlum-Der İstanbul Şubesi: Bolu F Tipi Cezaevi Raporu

Mazlum DerCezaevinde halen en temel sorun “tecrit” uygulamasıdır. Mahkûmların tümü, üçer kişilik koğuşlarda kalmaktadırlar. Mahkûmlar; diğer mahkûm ve tutuklularla hertürlü irtibatın kesilerek “yalnızlaştırma”ya tabi tutulduklarını, bu “tecrit”in sadece üçer kişilik koğuşlara kapatılmakla sınırlı olmayıp sosyal alanları (kütüphane vs.) kullanırken de devam ettiğini, sosyal alanlarda bir başka mahkûm veya tutuklu ile en ufak bir sohbet nedeniyle disiplin cezasına tabi tutulduklarını, “tecrit” uygulamasındaki şikâyetlerinin Cezaevi İdaresinden ziyade cezaevindeki “tecrit” koşullarından kaynaklandığını, F tipi ile ilgili yasal düzenlemelerin “tecrit”e yönelik olduğunu, bu yasal düzenlemelere bir de cezaevi idaresinin uygulamaları eklendiğinde insani bir hayattan mahrum olduklarını, sosyal alanlardan tam olarak yararlansalar bile bir mahkûmun görebileceği başka mahkûm sayısının 10 kişiyle sınırlı olduğunu beyan etmişlerdir. “Tecrit” durumu psikolojik olarak mahkûmları zorlamaktadır. Güvenlik tedbirleri artık paranoya haline gelmiştir ve güvenlik gerekçesiyle mahkûmların hakları ihlal edilmektedir. Bu nedenle, mahkûmlarda bedensel rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Memurlar bile bu güvenlik paranoyasından rahatsızlıklarını belirtmektedirler.

İstanbul Şubesi – 13 Ocak 2005
BOLU F TİPİ CEZAEVİ RAPORU

Hazırlayanlar Av. Ali Öztürk Av. Cihat Gökdemir Av. Halim Yılmaz

MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ BAŞKANLIĞI’NA

BOLU F TİPİ CEZAEVİ RAPORU

GİRİŞ

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği-MAZLUMDER İstanbul Şubesi avukatlarının çeşitli tarihlerde hazırladıkları ve özellikle 09.05.2003 tarihli Bolu F Tipi Cezaevi Raporu cezaevi şartlarında kısmî iyileşmelere neden olmuş, bu durum cezaevindeki mahkûm ve tutuklularca da derneğimize iletilmişti. Ancak Bolu Cumhuriyet Savcısın değiştiği, yeni atanan Bolu Cumhuriyet Savcısının cezaevi kurallarını mahkûm ve tutuklular aleyhine daha sert uygulamaya başladığı ve başkaca şikâyetler üzerine anılan cezaevinde kalan kimi hükümlü yakın ve vekilleri derneğimize başvurmuşlar ve yerinde gözlem ve inceleme yapmamızı talep etmişlerdir. Şubemiz yönetim kurulunca konuyu araştırma yapmakla görevlendirilmemiz üzerine, 17.12.2004 Cuma günü Bolu F tipi cezaevine giderek, aşağıda yazılı gözlem ve tespitleri kamuoyuna duyurulmak üzere Sayın Başkanlığa sunmaktayız.

TUTUKLULAR İLE GÖRÜŞMEMİZ

Daha önceki cezaevi raporlarını hazırlamadan,Cezaevindeki gözlemlerin yerinde ve çıplak gözle yapılması ve idarenin, mahkûmların şikâyetlerine ilişkin beyanlarını alabilmek bakımından gerekli iznin verilmesi için Adalet Bakanlığı’na başvuruluyordu. Ancak bu başvuruların hiçbirine Adalet Bakanlığı’nın cevap dahi vermemesi üzerine, bu defa başvuru gereği duymadan cezaevi ziyaretini gerçekleştirilmiştir.

Bolu F Tipi Cezaevinde, Adalet Bakanlığı’nın gerekli kolaylığı sağlanmaması nedeniyle ancak belgelerini temin edebildiğimiz beş hükümlü ile görüşülebilmiştir. Görüşülebilen hükümlüler, 2002 yılında Bolu F Tipi Cezaevine getirilmişler ve 2,5 yıldır da adı geçen cezaevinde kalmaktadırlar.

Cezaevinde, Derneğimizin daha önceki raporundan sonra bazı sorunlar hafiflemişse de, şuan aynı sorunlar tekrar etmektedir. Hükümlülerin beyanları, raporumuzda mümkün olduğunca ortak bir dil ile kendi ağızlarından ifade edilmeye çalışılmıştır. ;

Bolu F Tipi Cezaevi İçin Bildirilen Sorunlar;

1- Cezaevinde halen en temel sorun “tecrit” uygulamasıdır. Mahkûmların tümü, üçer kişilik koğuşlarda kalmaktadırlar. Mahkûmlar; diğer mahkûm ve tutuklularla hertürlü irtibatın kesilerek “yalnızlaştırma”ya tabi tutulduklarını, bu “tecrit”in sadece üçer kişilik koğuşlara kapatılmakla sınırlı olmayıp sosyal alanları (kütüphane vs.) kullanırken de devam ettiğini, sosyal alanlarda bir başka mahkûm veya tutuklu ile en ufak bir sohbet nedeniyle disiplin cezasına tabi tutulduklarını, “tecrit” uygulamasındaki şikâyetlerinin Cezaevi İdaresinden ziyade cezaevindeki “tecrit” koşullarından kaynaklandığını, F tipi ile
ilgili yasal düzenlemelerin “tecrit”e yönelik olduğunu, bu yasal düzenlemelere bir de cezaevi idaresinin uygulamaları eklendiğinde insani bir hayattan mahrum olduklarını, sosyal alanlardan tam olarak yararlansalar bile bir mahkûmun görebileceği başka mahkûm sayısının 10 kişiyle sınırlı olduğunu beyan etmişlerdir.

“Tecrit” durumu psikolojik olarak mahkûmları zorlamaktadır. Güvenlik tedbirleri artık paranoya haline gelmiştir ve güvenlik gerekçesiyle mahkûmların hakları ihlal edilmektedir. Bu nedenle, mahkûmlarda bedensel rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Memurlar bile bu güvenlik paranoyasından rahatsızlıklarını belirtmektedirler.

2- Mahkûmla Avukatının görüşme yaptığı kabinin dışında bekleyen görevli, görüşmenin tüm ayrıntılarını duyabilmektedir. Bu da cezaevi idaresi ve cezaevinin şartlarıyla ilgili şikâyetlerini dillendirememesine neden olmaktadır. Avukatın görüşme yaptığı kabin ile görevlinin bulunduğu yer arasına çift camlı bir bölme konmuşsa da, Avukat içeriden görevlinin yaptığı en küçük konuşmaları dahi duyabilmekte, görevli de içerideki konuşmaları idare duyabilmektedir.

3- Mahkûmlara, sosyal alanlar, iletişim imkânları ve benzeri imkânların kullandırılmasını bir formalite olarak görmektedirler. Güvenlik gerekçesi ile iletişim imkânlarının gerek kişiler yönünden gerek zaman ve mekân yönünden sınırlandırıldığını, dönüşümlü olarak, bir hafta açık spor alanına, bir hafta da kapalı spor alanına altışar kişilik grupla çıkarıldığını, 6 kişi ile herhangi bir oyun vb. sosyal faaliyet imkânı bulunamadığını, Bakanlığın öngördüğü sayı 10 kişi olmasına karşın güvenlik gerekçesiyle idarenin 6 kişide ısrarcı davrandığını, 6 kişinin belirlenmesinde kişilerin iradesinin dikkate alınmadığını, bu 6 kişinin İdarenin üç aylık dönemlerle kendi uygun gördüğü kişilerden müteşekkil olduğunu, bu nedenle kişilerin tanışması ve kaynaşmasının olamadığını, sosyal alanlarda kalma süresinin kısıtlı tutulduğunu, açık (yeşil saha) alana ise sadece yazın ve 15 günde 1 saat çıkarıldıklarını, bu imkânın da resmi veya dini bayramlardan birine denk gelmesi halinde iptal edildiğini, kışın “çamur oluyor” gerekçesiyle yaklaşık 6 ay açık alana çıkarılmadıklarını, bu mağduriyet için İnfaz Hâkimliğine yaptıkları şikâyete cezaevi idaresinin “sahanın tadilatta olduğu ve çim yetiştirdikleri” şeklinde cevap verdiğini, havalandırma alanının gökyüzüne bakan kısmındaki küçük bir alanın dahi güvenlik gerekçesiyle dikenli telle çevrilerek doğrudan gökyüzünü görebilme imkânlarının da kısıtlandığını beyan etmişlerdir.

Anılan nedenlerle mahkûmlara sunulan sosyal imkânların içi boşaltılarak işlevsiz hale getirildiği tespit edilmiştir.

4- Sosyal alanlarda, haftada bir hoca eşliğinde çini, resim dersleri, 15 günde 1 saatte kütüphaneden yararlanma imkânı veriliyor. Ancak, mahkûmlar iş yurtlarında çalışmak isteseler de “personel az” denilerek bu tür imkânlardan yararlanmalarına engel olunmaktadır.

Bu imkânlardan yararlanan hükümlüler 9 kişilik gruplara ayrılarak sosyal alana çıkabiliyorlar. Grupların oluşturulmasında idare tamamen keyfi davranarak karşıt görüşteki hükümlüleri aynı grup içinde sosyal alana çıkartmaktadır. Bu keyfi uygulama da ileride pek çok sorunu ortaya çıkartabilir.

İdare daha önce saz kursu açmış, mahkûmlar bu kursa devam etmek için birer saz edinmiş, fakat kurstan sonra “her koğuşta tek bir saz olacağı” gerekçesiyle idare diğer sazları toplamış, saz öğrenmeye devam etmek isteyenler de kursa devam edememişlerdir.

Sosyal alanlara çıkış küçük bahanelerle iptal edilmektedir. Örneğin kütüphanede bir başka mahkûmla yapılan en ufak bir konuşma “kütüphane amacı dışında kullanmıştır” şeklinde değerlendirerek sosyal alanlara çıkış iptal edilmektedir.

5- Mahkûm ve tutuklu yakınlarının cezaevi ziyaretlerine ilişkin sorunlar halen devam etmektedir.

Ziyaretler 1 saat ile sınırlıdır ve bu 1 saat ziyaret gününün herhangi bir saati değil, her mahkûm için önceden belirlenmiş bir saattir. Aynı şehirde oturan iki mahkûmun ailesi çocuklarını ziyaret etmek istediğinde; a) ziyaret günlerinin aynı olması ve b) ziyaret saatlerinin yakın olması gerekir ki aileler birlikte ziyarete gelebilsinler. Ziyaret günlerinin farklı olması halinde, maddi durumu yetersiz uzak illerden ziyarete gelecek aileler birlikte gelememekte, birlikte gelseler de farklı saatler nedeniyle saatlerce beklemektedirler.
Özellikle ayda bir yapılan açık görüşlerde sıkıntı yaşanmaktadır. Ziyaret yeri çok küçük olduğu için görüşmeler sağlıksız cereyan etmektedir. Aileler içiçe oturmak zorunda kaldığı gibi gardiyan da yer darlığı nedeniyle ailelerin başlarında dikilmekte, bu nedenle de aile mahremiyetine özen gösterilmemektedir. Daha geniş mekânlar bulunmasına rağmen personel yetersizliği gerekçe gösterilerek kullandırılmamaktadır.

6- Telefon görüşmeleri haftada 10 dakika ile sınırlıdır. Telefon ile görüşülecek kişi ve numarası önceden tespit edilmekte ve 10 dakikalık görüşme süresinin tamamını bir yakını için kullanmak zorunda bırakılmaktadırlar. Bir kişi ile kesintisiz 10 dakika görüşmenin zorluğu da ortadadır. Örneğin 3’er dakika ile üç ayrı yakını ile görüşememektedirler. Bu da sürenin daha verimli ve çok sayıda yakın ile görüşülmesine imkân verecek şekilde kullanılmasına engel olmaktadır.

7- Cezaevine gelen mektuplar biriktirilerek topluca dağıtılmakta, bu da gecikmeye neden olmaktadır. Bir mektup cezaevine ulaştıktan 15–20 gün sonra mahkûmların eline ulaşmaktadır. Mektuplarla ilgili şikâyetin daha önceki cezaevi ziyaretleri sırasında kısmen düzeldiği gözlemlenmişken, şikâyetler son ziyarette yeniden dillendirilmiştir.

8- Yeni Bolu Cumhuriyet Savcısının göreve başlamasından bu yana hücre aramalarında fark edilir bir tavır ve davranış değişikliği meydana gelmiştir. Mahkûmlar bu değişimin neden kaynaklandığını personele sorduğunda personel “yeni Cumhuriyet Savcısının kendilerini çok sıkıştırdığını, aramaların özellikle SERT yapılmasını istediğini” söylemişlerdir.

Aramalarda insan onurunu zedeleyecek davranışlarda bulunan personel, aramayı amacından saptırarak eşyaları dağıtmakta, mahkûmların psikolojisini bozacak davranışlar sergilemektedirler. Arama sağlıksız bir şekilde ve temizliğe riayet edilmeksizin yapılmaktadır. Mevzuatta aramanın “eldivenle” yapılacağı belirtildiğinden, bu kurala şeklen riayet edilmekte, ancak personel bir hücrede klozeti aradığı eldivenle, diğer hücrede yiyecekleri, mahkûmların üstlerini ve eşyalarını aramaktadır.

9- Personel, cezaevine nakillerin yapıldığı ilk günlerdeki gibi şiddet uygulamakta, ancak idare, mahkûmlara yaklaşımında “güvensizlik” izhar eden ve her talebin “ardında ne var” diye aşrı şüpheci davranış sergilemektedir. Personel şiddet uygulamamakla beraber, özellikle yeni Cumhuriyet Savcısının tayininden sonra cezaevi kurallarını daha sert ve anlayış göstermeksizin uygulamaktadır.

10- Havalandırma alanlarının kapıları, diğer F Tipi cezaevlerinde akşam sayımıyla birlikte (20:00’da) kapanmaktayken, Bolu F Tipi cezaevinde 16:00’da kapanmaktadır.

11- Kanunen yasak olmadığı halde, mahkûmların talebine rağmen bazı dergiler cezaevine sokulmamakta, gerekçesi sorulduğunda ise “bayide yok” gibi cevaplar verilmektedir. Mahkûmlar, “Yasak yayın” niteliğinde olmayan özellikle dergilerin teminin niçin zorlaştırıldığını, cezaevi için gizli bir “yasak yayın” listesinin var olup olmadığını merak etmektedirler.

12- Hücrelerde haftada en çok 3 kitap bulundurulabilmektedir. Bu nedenle, araştırma ve inceleme yapmak isteyen mahkûmlar sıkıntı çekmektedir. Özellikle Kuran-ı Kerim üzerine inceleme yapacak olan mahkûmlara Kuran’ın Arapçası ve Türkçe meali verildiğinde zaten haftalık kitap hakkı dolduğu gerekçesiyle başka bir Türkçe meal verilmemektedir.

Cezaevi kütüphanesi, kitap çeşitliliği bakımından halen yeterli hale getirilememiştir.

13- Hücrelere haftada üç gün, bir saat sıcak su verilmektedir. Tuvaletlerdeki sifon sistemi çok kötüdür. Bloğun her hangi bir koğuşunda çalışan sifon tüm hücrelerde duyulmaktadır. Öyle ki bir mahkûmun kulağında duymaya ilişkin sorunlar oluşmuştur. Sifon sisteminin bazı ülkelerde taciz mahiyetinde inşa edildiği haberleri karşısında F Tiplerinde de aynı kasıt olduğunu düşünülmektedir.

14- Türkiye şartlarında soğuk bir iklimi bulunan Bolu’da, cezaevinin Kalorifer ve sıcak su tesisatının gün aşırı çalışmıyor olması, mahkûmların sağlık problemini arttırmaktadır. Mahkûmlar kaloriferin niçin çalışmadığını, sıcak suyun niçin akmadığını sorduklarında “arızalı, tamir ediliyor” cevabını almaları olağan hale gelmiştir. Niçin bu kadar sık arıza yaptığını da mahkûmlar merak edilmektedir.

15- Cezaevi idaresi koridorları zaman zaman boyamakta ancak hücreleri boyamamaktadır. Hücrelerin boyanması talep edildiğinde ise “boyanın ve boya bedelinin hücredeki mahkûmlarca karşılanması halinde boyanacağı” söylenmektedir.

16- Cezaevinde çıkan yemekler lezzetsiz hatta bazen yenemeyecek kadar kalitesiz çıkmaktadır. Bunun nedeni personele sorulduğunda “Bolu ilindeki tüm cezaevlerine giden yemeğin Bolu F Tipi cezaevinde piştiğinden kalitenin düştüğü” belirtilmektedir. Mahkûmlar, sorunun bu kadar basit olması halinde çözümün de kolay olması gerektiğini, aksi halde aç kaldıklarını veya yedikleri yemekten dolayı sağlık problemlerinin arttığını ifade etmektedirler.

17- Her hücrede, idarenin anons yapabilmesi için haporlor bulunmakta ve bu hoparlörlerden günün her saati yüksek sesle anons yapılmaktadır. Bu anonsların büyük çoğunluğu cezaevi personeli arasında iletişimi sağlamak amacıyla yapılmaktadır. Aranan personel, hücre bölümünde değil koridorlarda olduğu halde anonsun her yerde ve yüksek sesle yapılıyor olması, istirahat halinde olan, hasta olan veya ibadetle meşgul olan mahkûmları rahatsız etmektedir.

18- Mahkûmlar, hastane, telefon görüşmesi vb. her türlü hücre giriş ve çıkışlarında yalınayak beton üzerinde bekletilmektedirler. Böyle bir uygulama yönetmelikte bulunmadığı halde keyfi olarak uygulanmakta ve bu da mahkûmların sağlık problemlerini arttıran bir başka neden olmaktadır.

Mahkûmların bu ve benzeri sıkıntılarını dillendirebilecekleri, yöneltebilecekleri bir sistem de bulunmamaktadır. Personele iletilebilmekte ancak personel de memur olduğundan durumu üstlerine bildirememektedir. Bu şikâyetler yazılı olarak iletildiğinde ise ya hiç cevap verilmediğinden veya geçiştirici cevaplar verildiğinden, sağlıklı işleyen bir sistem mevcut değildir. İnfaz hâkimliği ihtiyaçları karşılayamamaktadır. Dilekçe yazmak, belirli bir süre beklemek şikâyet konusunun dile getirilmesini anlamsız kılmaktadır. Cevabın uzun sürmesi ve bürokrasi nedeniyle ihtiyacı karşılamıyor. Özellikle acil (süreli) sıkıntılarda olumlu bir karar çıksa bile faydasız kalmaktadır.

19- 2,5 yıl sonunda mahkûmlar F Tipi Cezaevlerinin “mimari” olarak da insan sağlığını tehdit ettiğini bizzat yaşayarak görmüşlerdir. Zira mimari olarak alanların dar ve küçük olması nedeniyle mahkûmların gözlerinde rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlamış, doktora gidebilen mahkûmlara doktor “gözlerin geniş alanlara bakamaması nedeniyle kornea ayarının bozulduğunu, bunun da ileride ciddi göz rahatsızlıklarına sebebiyet vereceğini” belirtmiştir. Görüştüğümüz mahkûmlardan infazı en az kalanının 12 yıl olduğu düşünüldüğünde, rahatsızlıkların ne dereceye çıkacağı tahmin bile edilmemektedir.

Cezaevindeki mahkûmların sağlık problemleri zamanla aynîleşmeye başlamıştır. Son bir yılda ortaya çıkan bedensel rahatsızlıklar özellikle, kulak, göz ve kaslarla ilgili şikâyetlerdir.

20- Kantinde satılan malzemeler ya bozulmaya yüz tutmuş, ya defolu veya sahte/taklit ürünlerdir. Cezaevi kantininde satılan tüm malzemeler cezaevi saymanlığınca İhale yolu ile satın alındığından ürün temini yasal prosedür içinde görünmektedir. Mahkûmlar, ihaleye katılan tüm firmaların bozulmaya yüz tutmuş, defolu veya taklit ürünlerle mi ihaleye katıldığını merak etmektedirler.

Kantinde satılan eşyalar bozulmaya yüz tutmuş, defolu veya taklit olmasına karşın kaliteli ürün fiyatından satılmaktadır.

Bolu gibi iklim olarak soğuk bir ilde ihtiyaç bulunmasına karşın kışın eldiven, kaşkol, şapka ve kışlık çorap bulunmamaktadır. Niçin getirilmediği sorulduğunda ise “ihale yapıldı, gelecek” denmektedir. Cezaevinde son iki kışı geçirmiş olan mahkûmlar, daha önce de kışlık malzemenin kış mevsimi biterken getirildiğini, kendileri temin etmek istediklerinde ise “yasak” denilerek izin verilmediğini beyan etmektedirler.

İDARE İLE GÖRÜŞMEMİZ

Bolu F tipi cezaevindeki görüşmelerimiz saat 16.00’ya kadar devam etmiştir. Cezaevine girişte müdür beyle görüşmek isteğimizi görevlilere ilettik, ancak bu talebimizin müdür beye iletilip iletilmediğini bilmiyoruz. Çıkışta da müdürle görüşme talebimizi tekrarlayarak “mahkûmların şikâyetlerini dinlediğimizi, raporumuzu hazırlamadan önce müdür beyi de dinleyerek bir rapor hazırlayacağımızı, bu nedenle müdür beyle görüşmemiz gerektiğini” bildirdiğimiz halde “müdür bey bloklarda mahkûmlarla görüşüyor” gerekçesi ile görüşme talebimiz reddedilmiştir.

DEĞERLENDİRMEMİZ

1- Bolu F Tipi Cezaevindeki temel sorunun “TECRİT” uygulamasına ilişkin olarak devam ettiği, F Tipi cezaevlerine yapılan nakillerden bu yana geçen sürede “Tecrit”in yol açtığı psikolojik ve bedensel rahatsızlıkların gözle görülür bir şekilde ortaya çıkmaya başladığı görülmüştür. Başta Bakanlık olmak üzere Cezaevi idaresinin abartılı ve yersiz güvenlik gerekçeleri ile hakları kısıtlaması sorunun derinleşmesini sağlamaktadır.

2- Temel insan hakları ihlali niteliğindeki TECRİT’e bir an önce son verilmeli, sosyal mekânlardan daha uzun süreli yararlanma imkânı tanınmalıdır. Özellikle sosyal mekânlarda mahkûmların bir arada olacakları kişileri seçmekte özgür olmaları sağlanmalıdır. Daha önce çok defalar beyan ettiğimiz üzere, cezaevi sınırları içinde sürdürülen TECRİT, mahkemelerce verilen hapis cezasının idare tarafından genişletilerek uygulanmasından başka bir şey değildir. Hele ki, yasal iddia cezaevinin bir ıslah kurumu olduğuna ilişkin ise, emir-komuta düzeni içindeki sınırlamalarla, kişilik gelişiminin ve sağlıklı birey olmanın, insan kalmanın ne denli imkânsız olduğu açıktır.
Buna bir de yerel düzeydeki cezaevi idareci ve personelinin, kendilerine yasal olarak sağlanan takdir yetkisini mahkûmun aleyhine ve sert bir tavırla uyguluyor olmaları, cezaevlerinde savunmasız olarak hücrelerde tutulan insanların ruhsal ve bedensel sağlığını bozmaktadır.

3- TECRİT’e son verecek uygulamaları geliştirmek bakımından başta insan hakları kurumları olmak üzere, barolar ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapılmalıdır. İstanbul Barosunun bir evvelki yönetiminin “3 kapı 3 kilit” önerisi hayata geçirilebilecek bir uygulama olmasına karşın göz ardı edilmiştir. Bu proje, bir nebze de olsa “Tecrit”i hafifletecektir.

Sayın bakanlığın cezaevleri ve özellikle F Tipi Cezaevleri gibi ivedilik arz eden bir hususta gösterdiği sessizlik, hatta bazen “devlet konuk evi” gibi yakıştırmalar hiç de sorumluluk ve görev bilinci ile bağdaşacak bir tutum değildir.

4- Hücrelerde yapılan aramalarda personelin daha anlayışlı ve dikkatli davranarak insan onurunu zedelemeden sertlikten uzak arama yapılması ve hijyenik kurallara riayet edilmesi gerekmektedir.

5- Daha önceki cezaevleri raporlarımızda sürekli belirttiğimiz “Cezaevi İzleme Kurulları”na, devlet/idare dışı kurumların da dâhil edilerek denetimlerine özel önem verilmesi şeklindeki teklifimizi tekrar yineliyoruz. Cezaevlerinde özellikle devlet/idare dışı kurumların denetimine özel önem verilmelidir. “Cezaevi İzleme Kurulları” bu amaca hizmet eder niteliğe büründürülebilir. Ne var ki, bu kurullar hâlihazırda bazen sorunlara kaynaklık eden görevliler tarafından oluşturulmuştur. Tarafsızlığı bilinen saygın sivil toplum örgütlerine kurullarda yer verilmemiştir. Sivil toplum örgütleri bu kurullarda ağırlıklı olarak bulunduğunda idarecilerin denetlenmesi ve dengelenmesi mümkün olacak ve bu şekilde cezaevi barışı sağlanabilecektir.

6-Ziyaretler daha uzun sürelere yayılarak, ziyaretçinin geldiği saatte görüşmeye izin verilmeli ve ziyaretçi ailelerin özel konumları dikkate alınmalıdır. Yine telefon görüşmelerindeki on dakikanın tek kişi ile sınırlanması uygulamasına son verilmelidir.

7-Cezaevi içerisindeki anons sisteminin teknik altyapısı anonsların hücrelere ayrı koridorlara ayrı olarak yapılabilmesine olanak vermesine rağmen özel anonsların dahi hücrelere yapılıyor olmasının önüne geçilmelidir.

8-Bolu ilinin iklim şartları göz önünde bulundurularak, kışlık malzemelerin gecikmeksizin cezaevi kantininde satıma sunulması, bu mümkün değilse mahkûmların dışarıdan teminine imkân verilmesi gerekmektedir. Cezaevi kantini rekabetsiz ortamdaki ticari işletme (Tekel) mantığı ile çalıştırılmamalı, mahkûmların özellikle demirbaş eşyada daha elverişli şartlarda dışarıdan da alış-veriş imkânı sağlanmalıdır.

9-İnfaz Hâkimliğinin mahkûmların talep ve şikâyetlerini karşılayamaması nedeniyle, Mahkûmların talep ve şikâyetlerini iletebileceği ve sağlıklı şekilde işleyen bir sistem kurulmalıdır.

Tespitlerimizi ve değerlendirmemizi içeren altı sayfadan ibaret raporumuz Sayın Başkanlığınıza saygı ile sunulur.

Reklamlar
  1. fikret
    17 Şubat 2008, 15:45

    Cezaevinde halen en temel sorun “tecrit” uygulamasıdır. Mahkûmların tümü, üçer kişilik koğuşlarda kalmaktadırlar. Mahkûmlar; diğer mahkûm ve tutuklularla hertürlü irtibatın kesilerek “yalnızlaştırma”ya tabi tutulduklarını, bu “tecrit”in sadece üçer kişilik koğuşlara kapatılmakla sınırlı olmayıp sosyal alanları (kütüphane vs.) kullanırken de devam ettiğini, sosyal alanlarda bir başka mahkûm veya tutuklu ile en ufak bir sohbet nedeniyle disiplin cezasına tabi tutulduklarını, “tecrit” uygulamasındaki şikâyetlerinin Cezaevi İdaresinden ziyade cezaevindeki “tecrit” koşullarından kaynaklandığını, F tipi ile ilgili yasal düzenlemelerin “tecrit”e yönelik olduğunu, bu yasal düzenlemelere bir de cezaevi idaresinin uygulamaları eklendiğinde insani bir hayattan mahrum olduklarını, sosyal alanlardan tam olarak yararlansalar bile bir mahkûmun görebileceği başka mahkûm sayısının 10 kişiyle sınırlı olduğunu beyan etmişlerdir. “Tecrit” durumu psikolojik olarak mahkûmları zorlamaktadır. Güvenlik tedbirleri artık paranoya haline gelmiştir ve güvenlik gerekçesiyle mahkûmların hakları ihlal edilmektedir. Bu nedenle, mahkûmlarda bedensel rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Memurlar bile bu güvenlik paranoyasından rahatsızlıklarını belirtmektedirler.

  2. fikret
    17 Şubat 2008, 15:49

    sanliurfa kapali cezaevinde her gun dayak iskence ve iskenceden ziyade mahkumlar hergun hucreye atiyorlar yani anlayacaginiz cezaevin icinde de cezaevine mileti atiyorlar ben kendi sahsima bunu sidetle kiniyorum.turkiyenin adeleti buyle olmamasi lazim.

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: