Başlangıç > Ölüm Orucu, Gülcan Görüroğlu > Gülcan Görüroğlu ile Söyleşi: Bu Bayrama da Ölümle Yaşam Arasında Gireceğiz

Gülcan Görüroğlu ile Söyleşi: Bu Bayrama da Ölümle Yaşam Arasında Gireceğiz

Gülcan GörüroğluAnneler… Bu 8 aylık zaman zarfında en büyük destekçilerim anneler oldu. Kimisi telefonla arayarak, kimi ziyarete gelerek, kimi destek açlık grevleriyle hep yanımdaydılar. Onlar da evlat sevgisini bildikleri için desteklerini esirgemediler… İçerdeki insanların, tutukluların annelerden beklentileri çok. Mesela Ankara Abdi İpekçi’deki direniş buna güzel bir örnektir. Bize yaşatılan acılara gömülüp yas tutmayalım. Bu acılar bizi bilemeli, her yerde hakkımızı aramalıyız. Buradan onlara da sevgilerimi gönderiyorum. Onlara güveniyorum.

Gülcan Görüroğlu Bazen “artık bu direnişle ilgili söylenecek yeni bir söz kalmamıştır” diye düşünülüyor, ama sonra direniş sürdükçe, ilklere, yeniliklere, yeni coşkulara ve duygulara tanık oluyoruz. 220’li günlerdesin. Şu anki duygularını, düşüncelerini öğrenebilir miyiz?

GÜLCAN GÖRÜROĞLU: 7 yıldır süren bir direniş var. Direniş ilkleri yarata yarata bugünlere geldi. Direniş durağan, tekdüze değil, yaşam durağan değil çünkü. Direnişin her aşamasında yeni şeylerle karşılaşıyoruz.. Sonuçta mücadele ettiğimiz şey tecrit ve bu bir devlet politikası. Yani ciddi bir soruna karşı mücadele ediyoruz. Bu yüzden hep ilklere imza attık. Tecrite karşı mücadele de bu aşamalardan geçerek sürüyor. Mesela bugün hukukçuların kitlesel bir şekilde sokaklara çıkması, aydın-sanatçıların bu soruna karşı yaratmaya çalıştığı kamuoyu çalışması, uzun bir süreden sonra tecriti tekrar tartışılır hale getirdi. Bugün Adalet Bakanlığı dışında kimse tecriti savunmuyor.

Değişik şeylerle karşılaşmak, yenilikler hepimizde heyecan yaratır. Ziyaretime yeni gelen bir insan da öyle. DKÖ’lerin sahiplenmelerinin, heyet şeklinde her siyasi kesimin toplu ziyaretlerinin ayrı bir önemi var.

Behiç’le, seninle, Sevgi’yle direnişin gerçekleştirdiği bu hamle, sansür duvarlarında büyük gedikler açtı. Direniş tartışılmaya başlandı. Tabii devlet de boş durmuyor; son haftalarda TAYAD’lılara saldırılar arttı. Geçen hafta da dergimize ve Temel Haklar’a yönelik saldırılar yapıldı… Direnişin geldiği noktayı ve saldırıları nasıl değerlendiriyorsun?

GÜLCAN GÖRÜROĞLU: Öncelikle geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Geçen hafta siz de saldırıya uğradınız. Büronuz talan edildi.

Direniş, bugün itibariyle tecrit sorununun tartışılması boyutunda çok ilerleme kaydetti. Bu yıllardır ulaşılamayan bir nokta. Bu sesi boğmak için devlet bir “örgüt direnişi” havası verdirmeye çalışıyor. Sanki sorun sadece bir örgütün sorunu gibi gösterilmeye çalışılıyor. Oysa sorun başta tutsakların olmak üzere tüm halkın sorunu. Tecrite karşı direnenlerin sahiplenilmesini istemiyorlar. Ama bugün bu büyük ölçüde aşıldı.

AKP iktidarı mücadeleyi yürüten her kesime saldırıyor. Bu saldırılar bir tepki ölçme saldırıları gibi. Geçenlerde Behiç Abi’nin ailesini kullanmaya çalıştılar. Bu tutmayınca örgütlü kesimlere yapılan saldırılarla muhaliflere gözdağı verilmeye başlandı.

Ama çözüm bu değil. Dediğiniz gibi boş durmuyorlar. Umursamaz görünüyorlar ama eminim ki onlar da gece gündüz düşünüyor ve “ne yapalım”ı hesaplıyorlar. Ama bu çözüm değildir, çözüm tecritin kaldırılması.

Uyumakta zorlandığını biliyoruz. Ayrıca 200 günü aşkın gündür aç bir bedenin güçsüzleşmesi, dayanıksızlaşması tahmin edilebilir. Ama yine de sokağın başında slogan atıldığını duyduğunda fırlayıp var gücünle o sloganlara katıldığını da biliyoruz. Bu kadar zamandır aç olan bir beden, enerjisini nereden alır?

GÜLCAN GÖRÜROĞLU:
Bunun birçok kaynağı var. Örneklerle anlatacak olursam. Mesela ziyaretçiler bana öyle bakıyorlar ki, onların umudu olduğumuzu görüyorum. Sağlık anlamında bir sorun yaşadığımda ziyarete gelenleri bu güçle karşılamaya çalışıyorum. Özellikle şehit ailelerinin ziyareti, beni kendi kızlarının, kardeşlerinin yerine koymaları bana ayrı bir güç veriyor. Mesela şehit ailesi olan Kezban Ana’nın onca yaşına rağmen gelip yanımda destek açlık grevinde bulunması, eylemler yapması, tutuklanması beni ayrıca etkilemiştir. Tecrit altında bulunan tutsakların mektupları, fakslarıyla sürekli yanımda olmaları, onların sevgisini sürekli hissetmem, Behiç Abi’nin beni her aradığındaki kadife sesi..

Mesela geçenlerde Filistinli kadınların direnişçileri kurtarmak için kendi canlarını ortaya koymaları. Sonrasında 64 yaşındaki Fatıma Nine’nin feda eylemi beni çok etkilemiş ve bir anne olarak bana güç vermişti…

Bu Direniş Evi’nden içeri adımını atan, seni gören herkes çok etkileniyor. Peki bu süreçte seni en çok etkileyen şey ne?

GÜLCAN GÖRÜROĞLU: Direnişe başladığım ilk dönemlerde kızlarım öfkelerini yüzüme karşı belirtmeseler de tepkiliydiler. Oturup saatlerce konuşuyorduk. Betül çok ağlıyordu, duygusaldı. “Biz sana kavuşmuşken, sen nasıl gideceksin?” diyorlardı. Sonrasında onlarla bu konuda sorun yaşamadık.

Mersin’den sık sık ziyaretime gelen bir abinin bana sarılması, bakışları ve sevgisini ifade edişini de unutamıyorum. Saçlarıma dokunurken bile sanki kırılacakmış gibi hassaslıkla yaklaşması ve ellerinin titremesi beni çok etkilemişti. Bu durum direnişin ilk gününden bugüne tekrarlanıyor. Yani burada halkımızın sahiplenmesi, şefkati ve o hassaslığının bir ifadesi olarak gösteriyor kendini.

Geçenlerde ziyaretime bir nine geldi. Buraya gençler de geliyor. Çoğu afişleri gördüğü halde uzun bir süre gelmemiş olabiliyor. Başka bir mahalleden gelen yaşlı ninemiz de bugüne kadar gelmeyişini şöyle açıklamıştı: “Sağlık durumum kötü. Beni buraya getirecek biri olmadığı için gelemedim. Ben de bir anneyim, nineyim. Bir annenin yavruları üzerine nasıl titrediğini iyi bilirim. Direnişin çok onurlu bir davranıştır. Umarım kazanırsınız. Artık başka kimsenin ölmesini istemiyorum.”

Çok uzun süredir direnişi kendi dışında bir olgu gibi düşünen çeşitli kesimlerin bu süreçte yeniden bir şekilde sürecin içine girdiklerine tanık olduk. Sanki kısmen benzer bir durum Adana’da da var. 150, 200 gün sonra da olsa, DKÖ’lerden diğer gruplardan ziyaretler oluyor… Nasıl değerlendiriyorsun bu durumu?

GÜLCAN GÖRÜROĞLU:
Geç de olsa bunu algılamaları ve desteklerini sunmaları güzel bir şey. Ama bu adımı daha önce de atabilirlerdi. Behiç Abi’nin aydın kimliği onları sorgulatan bir işlev gördü. Sonuçta atılan adım olumlu bir adım. Tabii onları şu yönden eleştiriyorum. Yani bir insan hayatının değeri olması için illa ki bir kariyer sahibi olması mı gerekir? Attıkları adımlar olumlu olmakla beraber bunu da sorgulamalarını isterim. Mesela açıklamalarında, yazılarında tutsak arkadaşımız Sevgi Saymaz ve beni fazla geçmemeye ya da az geçmeye çalışıyorlar. Sonuçta sorun tecrit sorunu ve buna direnenler var.

Gelinen noktada demokratik kurumlarıyla, siyasi hareketleriyle solun ne yapması gerekiyor, mevcut durum, bugün gelinen noktaya denk düşüyor mu?

GÜLCAN GÖRÜROĞLU: Önemli aşamalar katettiğimiz halde sorunun çözümü noktasında sürecin gerisindeyiz.Yapılabilecek daha birçok şey var. Bugüne kadar yapılanlar tecrit sorununu çözmüş değil. Ama önemli bir kamuoyu oluşturdu. Mesela geçenlerde İstanbul Barosu’nun düzenlediği yürüyüş önemli bir eylemdi. Bu konuda herkes kendi cephesinden üretken ve yaratıcı olmalı. Yani sorunun çözümü noktasında ısrarcı olmak zorundayız. Artık yeni ölümler yaklaşıyor. Çok fazla zamanımız kalmadı.

AKP iktidarına söylemek istediklerin neler?

GÜLCAN GÖRÜROĞLU:
Çözüm konusunda bu kadar aciz davranılmamalı. Direniş karşısında çok aciz görüyorum. Bir siyasi iktidar bir sorun karşısında bu kadar aciz davranıyorsa, kendini sorgulasın. Yukarıda da değindiğim gibi, bu sorunu çözmeleri için yeni bir platforma gerek yok. Biz ne zaman tecrit dediysek “yok” dediler, “AB standartları” dediler… Cemil Çiçek “tecrit yok” diyor, ama onun dışındaki toplumun bütün kesimleri onunla farklı düşünüyor.

AKP şuraya buraya saldırarak, tutuklamalarla, 68 yaşındaki anaları tutuklayarak bu sorunu çözemez. Tek çözüm tecritin kaldırılmasıdır.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı? Okurlarımıza, tutsaklara ve annelere özel olarak söylemek istediklerin varsa, her birini ayrı ayrı dinlemek, dergimizin sayfalarından aktarmak isteriz.

GÜLCAN GÖRÜROĞLU:
Ülkemizde olduğu gibi dünyanın birçok yerinden Yürüyüş okurları beni arıyor. Çoğunun sorduğu sorulardan biri de bu süreçte tecritin kalkıp kalkmayacağı. Sonuçta bu bizim elimizde. Her bir Yürüyüş okuru “ben bugün tecritin kaldırılması için ne yaptım, daha neler yapabilirim?” diye düşünmeli. İktidarın tecrit politikasına kafa yorduğundan, bu politikadaki ısrarcılığından daha fazla kafa yormalı ve ısrarcı olmalıyız.

Eski bir tutsak olarak tutsaklığı çok iyi biliyorum. O koşuları ben de yaşadım. Sonuçta birçok insan haksız yere ağır cezalara çarptırılmış. Çok zor koşullarda olmalarına rağmen mektuplarını, aileleri aracılığıyla selamlarını sürekli aldım, beni hiç yalnız bırakmadılar. Bu süreci onlarla beraber aştık. Fiziken birbirimize uzak olsak da buluşacağımız nokta tecritin kalktığı nokta olacak. Onlara sıcacık sevgilerimi gönderiyorum.

Anneler… Anneler… Bu 8 aylık zaman zarfında en büyük destekçilerim anneler oldu. Kimisi telefonla arayarak, kimi ziyarete gelerek, kimi destek açlık grevleriyle hep yanımdaydılar. Onlar da evlat sevgisini bildikleri için desteklerini esirgemediler. Ve buradan Adalet Bakanlığı’na diyorum ki; hiçbir annenin umuduyla, hayalleriyle oynamaya hakkı yok. Sonuçta her anne gibi benim de iki evladımla, gelecekleriyle ilgili kurduğum hayallerim var. Onlarla oynamaya hakkı yok. Önümüzde yılbaşı ve Kurban Bayramı var. Adalet Bakanlığı‘nın tecrite karşı sessiz kalışından dolayı bu bayrama da ölümle yaşam arasında gireceğiz. Buna rağmen bayrama yönelik, geleceğe yönelik hayallerimiz var. Sonuçta her anne çocuğunun güzel bir geleceği olması için yaşar. Ben de çocuklarımın tecritin olmadığı bir gelecekte yaşamalarını istediğim için direniyorum.
Bizler anneler olarak gün yüzü görmeyen evlatlarımız için “neler yapmalıyız?” diyerek daha fazla dayanışmayı büyütmeliyiz.

İçerdeki insanların, tutukluların annelerden beklentileri çok. Mesela Ankara Abdi İpekçi’deki direniş buna güzel bir örnektir. Bize yaşatılan acılara gömülüp yas tutmayalım. Bu acılar bizi bilemeli, her yerde hakkımızı aramalıyız. Buradan onlara da sevgilerimi gönderiyorum. Onlara güveniyorum.

Söyleşi: Yürüyüş Dergisi

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: