Başlangıç > ÇHD, F Tipi, Tecrit > İzmir ÇHD: Tecrit ve Süngerli Oda

İzmir ÇHD: Tecrit ve Süngerli Oda

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir Şubesi‘nin “İzmir F Tipi Cezaevlerinde Pozisyon İşkencesi Ve Uzun Süreli Ağırlaştırılmiş Tecrit Uygulaması” başlıklı incelemesi

İZMİR F TİPİ CEZAEVLERİNDE POZİSYON İŞKENCESİ VE UZUN SÜRELİ AĞIRLAŞTIRILMIŞ TECRİT UYGULAMASI

İzmir Kırıklar F Tipi cezaevlerinin her ikisinde ( İzmir de 1 ve 2 numaralı olmak üzere ve birbirine bitişik iki adet yüksek güvenlikli F Tipi Cezaevi bulunmaktadır) de görülen uygulama ile ilgili ilk başvuru 2005 yılının aralık ayına ilişkindir. Görüşülen mahpuslardan biri Aralık 2004 tarihinde de benzer bir uygulamanın olduğunu belirtmektedir. Ancak bu kişi belirlenememiştir. Son başvuru Eylül 2006 tarihlidir. 2005 yılı aralık ayı içerisinde çok sayıda mahpusun, yaygın olarak bu uygulamaya maruz kaldığı söylenebilir.

ÇHD İzmir Şubesi’ne bu uygulamaya maruz kaldıkları yönünde toplam 31 mahpusun ismi ulaşmıştır. Bunlardan 11’i ile görüşülmüştür. Diğer 20 mahpus ile nakil, tahliye ya da vasi vekaleti olmaması gibi sorunlar yüzünden görüşülememiştir. Görüşme yapılan 11 mahpustan biri konu ile ilgili olarak şikayet ya da başvuruda bulunmayacağını belirtmiştir, diğer 10 mahpusa yönelik eylemler nedeni ile ilgili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığında soruşturma devam etmektedir1.

A) Gelen başvurularda belirtilen iddialar:

Kendisi ile görüşülen ve anlatımları alınan mahpusların 10’u adli suçlardan tutuklu/hükümlü olup biri İslami bir örgüte üyelik suçlaması ile tutulmaktadır.

Mahpuslar genelde bulundukları hücrelerden (bir mahpus ortak mekanlardan yaralandığı sırada) Ani Müdahale Mangası adı verilen birim tarafından ve bir kısım idari personelin gözetimi altında alınmaktadır. F1 ‘de genel olarak 2. müdür nezaretinde yapılan uygulamaya, F2 de bizzat 1. müdürün nezaret ettiğine dair anlatımlar bulunmaktadır.

Genelde kaba dayak ile başlayan uygulama hakaret, tehdit ve aşağılamayı içeren sözlü sataşmalarla devam etmektedir. Mahpuslardan en az birine falaka uygulaması da yapılmıştır. Yine mahpuslardan birinin boynuna takılan iple nefessiz bırakılarak direncinin kırıldığı belirtilmektedir.

Mahpuslar “süngerli oda” olarak adlandırdıkları yere götürülmektedirler. Bu oda 8-10 m2 büyüklüğünde, içinde bir adet tuvalet bulunan ve tüm duvarları süngerle kaplı bir odadır. Mahpusların tarifine göre kütüphanenin alt katında bulunan oda B-Blok girişinden 5-6 m. sonra sola çıkan koridorun başındadır. F Tipi cezaevlerinde bu hücrelerden iki tane bulunmaktadır. Odaların tavanında havalandırma borularının üzerine kamera yerleştirilmiştir2.

Mahpuslar bu hücrelere tek başlarına konmaktadırlar. Bir uygulamada sayı fazlalığı sebebi ile kardeş olan mahpuslar hücrede beraber tutulmuşlardır. Ancak 1 numaralı F Tipi Cezaevinde bazı hücrelerin de benzer uygulama için gerek geçici gerekse sürekli tutma amacı ile iki kere kullanıldığı bilinmektedir3.

Mahpuslar belirtilen odada ayaklarının birbirine bağlanması ve her iki elin arkadan bağlanması ve bu iki bağın yine vücudun arkasında birbirine bağlanması ile oluşturulan pozisyonda yere yatırılmak sureti ile tutulmaktadırlar4. İlk uygulamalardan başlayarak kelepçe, bez, koli bandı, yatak çarşafı gibi materyaller bağ için kullanılmaktadır. Arkadan bağlama uygulamasının tek istinası İslami örgüt suçundan hükümlü bulunan bir mahpusa namaz kılmasına olanak sağlamak için ellerin önden bağlanması şeklinde gerçekleşmiştir. Bunun doğal sonucu olarak el ve ayaklar birbirine bağlanmamış, eller (önden) ve ayaklar ayrı ayrı bağlanmıştır.

Tutma sırasında mahpuslar uzun süre aç bırakıldıklarını belirtmektedirler. Yemek verilmesi sırasında eleri açılmayan ve gardiyanlar tarafından beslenen mahpuslar bulunmaktadır. Genel olarak sandviç/tost gibi besinler verilmektedir. Besinleri alabilmesi için ellerinin geçici olarak çözüldüğünü belirten mahpuslar da vardır. Günde 1-2 kere su verildiği belirtilmektedir.

Mahpuslar, hücrede bulunan giderde (bir köşede bulunan delik olarak tarif edilmektedir) işeyebildikleri halde dışkılarını yapamamışlardır. 4 gün boyunca bu ihtiyacını gideremediği için hemoroid olduğunu belirten bir mahpus bulunmaktadır. Beraber tutulan iki mahpus birbirilerinin fermuarını ağızları ile açmak zorunda kaldıklarını bir başka mahpusun ise üzerine yapmak zorunda kaldığı belirtilmiştir. Tuvalet ihtiyacının giderilmesi aynı zamanda mahpusların aşağılanmasına neden olacak sözlü sataşmalara da konu olmuştur.

Mahpuslar pozisyon işkencesine maruz kalmalarının yanı sıra sürekli olarak sözle aşağılandıklarını da belirtmektedirler.

Uygulama 17 saatten 7 gün’e kadar uzayabilmektedir. Aralıklar ile 11 gün tutulan mahpus bulunmaktadır. Cezaevi hekimlerinin kapı penceresi ve kamera ile kişileri izlediği gelen duyumlar arasındadır. Bir mahpusa süngerli odaya konduğunda mevcut olan kesikler nedeni ile iğne yapılması dışında tutma sırasında ve sonrasında tıbbi tedavi ve kontrol uygulaması bulunmamaktadır. Yine tutulma sırasında dilekçe verme, görüş ve doktora çıkma gibi istemler reddedilmektedir. Adli tıp ve iz tespitine ilişkin talepler reddedilmektedir. Yalnızca bir mahpusa cezaevi doktorunca yara ve izlerinin sağlık dosyasına geçirildiği ve resmi olarak istenirse verilebileceğine ilişkin bilgi verilmiştir.

B) Uygulamalardan Örnekler5:

1- Başvurucu, 21/12/2005 tarihinde kaldığı hücreden kollarına girilerek kendisini aldıklarını, tek kişilik bir başka yere götürerek ellerini arkadan bağladıklarını ayaklarını da bağlayarak bu bağları birbirleri ile birleştirmek (domuz bağı olarak niteliyor) sureti ile kendisini yere yatırdıklarını belirtmektedir. Yaklaşık 1 saat sonra M….. ile S……….’ın da yanına getirildiğini ve benzer bir muameleye M……. nin da maruz kaldığını belirtmiştir.

Ani Müdahale mangası adı verilen 5-6 kişilik grubun 2. Müdür Kemal’in komutasında ve diğer gardiyanların desteğinde M……. ile kedisini bu şekilde bağladıklarını, kendisini dövdüklerini, kaşını patlattıklarını, sağ gözünün altının ve ağzının kan içinde kaldığını dayak olayının A-6 numaralı hücrede gerçekleştirildiğini, M…. ye ise falaka uygulandığını belirtmektedir. A-6 numaralı hücrede “domuz bağı” olarak tabir edilen pozisyonda sabah saat:11’den ertesi gün saat:8 ‘e kadar (yaklaşık 21 saat) bekletilmiş. Bu süre boyunca elleri ve ayakları hiç çözülmemiş. Ara sıra gelen gardiyanların kontrol adı altında zaman zaman bağ ipini çekerek zaman zaman da hakaret ve tehditlerde bulunarak işlemi ağırlaştırdığını belirtiyor.

Tuvalete gitmek için izin istediğinde “üstüne yap” diye cevap aldığını aktaran başvurucu, bunu en fazla gücüne giden şey olarak belirtilmiştir. İşkence ve diğer muameleler sırasında Kemal isimli müdürün ani manga adı verilen kişilere talimat verdiği ve orada bu işi yaptırdığını beyan etmektedir.

Akşam hava kararıncaya kadar (21/12/2005) bu muamelelerin devam ettiğini ve dayak/ezme işinin hava kararınca bittiğini; isminin Volkan olduğunu bildiği doktorun geldiğini, müdürün “bak ölümcül yara yoksa hastaneye sevk etmeyelim “ dediğini söylüyor.

Bağlı olarak yattığı sırada doktorun gelip kendisine şöyle bir baktığını ve çıktığını Müdüre “hastaneye sevk edelim zaten başımda soruşturmalar var” dediğini , müdürün ise “sevk edersek başımıza iş olur” dediğini duyduğunu belirtiyor.

Kendilerine bu şekilde davranılmasının nedeninin 2. Müdür Kemal (soyadını bilmiyor) ‘in kendilerine takması bunun sebebinin ise hücreden tünel kazılması ve bu duyurulur ise Kemal’in zarar görebileceği endişesi ve başka sebepler ile kendilerine karşı husumet beslemesi olarak açıklanıyor.

2- İzmir Kırıklar 1 Numaralı F Tipi cezaevinde temmuz 2006 başlarında Başvurucu ile eski suç ortağı arasında tartışma ve kavga çıkması üzerine 10’a yakın gardiyan başvurucuyu süngerli oda olarak tabir edilen odaya kapatmışlardır.

Başvurucunun kapatıldığı bu oda 8-10 m2 büyüklüğünde, içinde bir adet tuvalet deliği bulunan ve tüm duvarları süngerle kaplı bir odadır.. Başvurucunun tarifine göre kütüphanenin alt katında bulunan oda B-Blok girişinden 5-6 m. sonra sola çıkan koridorun başındadır.

Başvurucu kütüphanedeki kavgadan sonra 8-10 kişilik -gardiyan, başgardiyan ve Kemal isimli cezaevi müdürünün de bulunduğu- topluluk tarafından süngerli odaya kapatılmış, burada sadece iç çamaşırı ile kalacak şekilde soyulmuştur. Gardiyanlardan birisi “…burası infaz yeri değil, burada infazı biz yaparız…” şeklinde başvurucuyu tehdit etmiş, daha sonra ellerini ve ayaklarını bağlayarak o şekilde süngerli odaya bırakmışlardır. Başvurucu bir ara tuvalete gitmek üzere hamle yaptığında 6-7 gardiyan koşarak içeri girip boynundan çekerek yere yatırmışlardır. Başvurucu yerde yatmakta iken bir diğer gardiyan da sırtına basarak el ve ayaklarını arkadan birleştirerek domuz bağı şeklinde bağlamış, ipin gevşemesini önlemek amacıyla da ipin üzerini koli bandı ile yapıştırmışlardır. Başvurucu elleri ve kolları bağlı şekilde bir gün boyunca tek başına bırakılmıştır.

Başvurucu ertesi gün cezaevinin A-Blok’unda bulunan Tek-15 numaralı hücreye getirilmiştir. Bu hücrede havalandırma çalışmamakta olup temizlik açısından da insan barınmasına uygun koşulları bulunmamaktadır. Cezaevi idarecileri tarafından başvurucuya, hakkında disiplin soruşturması açıldığı bu sebeple tedbiren bu hücreye alındığı söylenmiştir. Başvurucu A Tek-15 nolu hücrede 10 gün kalmıştır. A-Tek-15 nolu hücreden çıkmayı beklerken idareciler tekrar aynı hücrede kalacağını söylemişler, buna gerekçe olarak da 15 gün hücre disiplin cezası almasını gerekçe göstermişlerdir. Bu şekilde başvurucu 15 gün daha A-Tek-15 nolu hücrede kalmıştır.

Başvurucu disiplin cezasının sona erdiği 15 günün sonrasında A-Tek-15 nolu hücreden çıkarılmasını beklemiş ancak hiçbir memur ve görevli kendisi ile ilgilenmemiştir. Bunun üzerine memurların dikkatini çekmek için koğuştaki yatağını yakarak gardiyanların yanına gelmesini sağlamıştır. Başvurucunun yatağını yakması üzerine tekrar sünger odası diye tabir edilen odaya 15’e yakın gardiyan ve idareci tarafından getirilmiş ve burada tekrar iç çamaşırı ile kalacak şekilde soyulmuştur. Başvurucunun anlatımlarına göre 15 kişinin içinde Kemal adlı müdür yerine 2. müdür olon (tahmin edilen 45 yaşlarında, renkli gözlü, gözlüklü, bıyıklı) bir idareci bulunmakta idi. Sünger odasında 6-7 kadar gardiyan mağduru yine domuz bağı şeklinde el ve ayakları bağlanarak bırakmış, idareciler ise bu durumu izleyerek onaylamışlardır. Başvurucunun bulunduğu süngerli odadaki havalandırma bilinçli bir şekilde sıcak konumda çalıştırılmış, mağdur su istediğinde ise kendisine su verilmemiştir. Başvurucu tuvalet ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine gardiyanlardan esmer, kıvırcık saçlı, etine dolgun, 1.65 cm boylarında, beyaz tenli olanı “…tuvaletini altına yap…” diyerek başvurucunun tuvalet ihtiyacını karşılaması engellenmiştir. Başvurucu sünger odası diye tabir edilen odada aralıksız 5 gün daha kalmış, tuvalet ihtiyacı giderilmemiş, sadece günde 1-2 kez su verilerek, elleri ve ayakları bağlı şekilde bırakılmıştır.

3- Başka bir başvurucu 20/12/2005 tarihinde İzmir Kırıklar F 2 numaralı Cezaevinde 4 gün süre ile süngerli odada tutulmuştur. Kendi anlatımları ile :

“Bana diz çökerttiler ellerimdeki kelepçenin üzerine koli bandı yapıştırdılar. Zeki Uzun (1. Müdür) “atölyeden bez, nevresim ipi getirin” dedi. Getirdiler bez parçasını kelepçenin üzerine bağladılar. Bantla sağlamlaştırdılar. Ayaklarımın bileklerini birer halka yapıp ellerimi arkadan kelepçeli durumdayken, ortadan bez sarkıtarak, ayaklarıma birleştirerek bağladılar. Buna sanırım domuz bağı deniliyor. 1 gün süngerli odada yalnız kaldım. 2. gün kardeşim A……’la Z…..’yi benim yanıma getirdiler. Tuvalet ihtiyacımızı, ağzımızla birbirimizin fermuarını açarak giderdik. “

4- Başvurucu İzmir Kırıklar 1 Numaralı F Tipi cezaevinde tarihini hatırlayamadığı bir gün (8 Aralık 2005 olması muhtemeldir), akşam saatlerinde hücrelerine arama için gelindiğini, arama sonucu hücresinden elleri ve ayakları arkadan bağlanarak (domuz bağı denilen pozisyonda) süngerli odaya kapatıldıklarını, bu odada bu pozisyonda 7 gün boyunca tutulduğunu, tuvalet ihtiyacını gidermek istediği zamanlarda elleri gevşetilerek tuvalete çıkartıldığını, ancak bu durum her gardiyan için farklılık gösterdiğini, bazılarının buna bile müsaade etmediğini belirtmektedir. Başvurucu, 7 günün başlangıcında ilk 30 saat boyunca kendisine hiç yemek verilmediğinden, daha sonrasında da günde bir öğün yemek verildiğinden, elleri çözülmediği için yemeğin gardiyanlarca yedirildiğinden yakınmaktadır. Ellerinin bu süre boyunca çok sıkı bağlanmış olması nedeniyle ciddi bir şekilde şiştiğini, ellerlindeki şişme nedeniyle doktora çıkmak istediğinde ise ellerindeki bağın biraz gevşetildiğini fakat doktora çıkmasına izin verilmediğini beyan etmektedir. Başvurucu, süngerli oda tabir ettiği özel bölümden çıktıktan sonra, 10 gün tek kişilik, yataksız, lavabonun olmadığı oda 32 diye tabir ettiği bir odada kaldığını, bu odada kalırken yan odadan (kişinin beyanına göre yan oda yine süngerli bir müşahede odası) sürekli çığlık sesleri geldiğini, kendisinin bundan çok kötü etkilendiğini, çığlık seslerinden rahatsız olduğunu, müşahededen yeni çıkmış olması nedeniyle seslerin ruhsal sağlığını bozduğunu ve odasının değiştirilmesini istediğini ama talebinin dikkate alınmadığını belirtmektedir. Son olarak başvurucu söylediklerinin dinlenmemesi üzerine bir not yazarak yakınmalarını anlattığını ve cezaevi idaresinin bu tutumlarına karşı ölüm orucuna başladığını ve kendisini yakacağını bildirdiğini ve bacaklarına gazete sararak kendisini yakmaya çalıştığını belirtmektedir.

Başvurucu ile görüşme yapıldığı sırada sol bileğinin 10 cm kadar üstünde iç kısımda yanıklardan kalma (kabuğu düşmüş) izlerin mevcut olduğu gözlenmiştir. Başvurucu bu eylemi üzerine tekrar müşahede odasına kapatıldığını, ikinci kez gidenlere burada daha kötü davranıldığını anlatmaktadır. İkinci seferde başvurucu bu odada 4 gün kaldığını, yine aynı şekilde bağlandığını, yemek ve tuvalet ihtiyacını gidermesinin engellendiğini ifade etmektedir. Başvurucu bu odaya kapatılırken direnç gösterdiğini, kaba dayak ve şiddete maruz kaldığını ve bu şekilde ikinci kez süngerli odaya kapatıldığını aktarmaktadır. Odaya konması sırasında, boynuna ip geçirilerek nefes almasının engellendiğini ve bu şekilde direncinin kırıldığını anlatmaktadır. Yine odaya konulma sırasında, bir görevlinin elleri ve ayakları arkadan bağlıyken yüzü koyun yatırılmış şekildeyken ayağıyla beline sert bir şekilde bastığını, canının çok yandığını bildirmiştir.

Başvurucu bütün bunlarla ilgili olarak tekrar şikayet hakkını kullanmak için 3 kez dilekçe yazdığını, bunlardan bir tanesinin 20.01.2006 tarihinde yazılmış olduğunu, diğerlerinin de yakın tarihlerde yazılmış olduğunu, fakat bu dilekçelerin hiçbirine bir cevap alamadığını belirtmektedir. Bu dilekçelerden ikisinin suç duyurusu niteliğinde, bir tanesinin ise protesto maksatlı ölüm orucuna başladığını bildirir bir dilekçe olduğunu anlatmaktadır. Yaptıklarının işkence olduğunu dilekçelerine cevap alamadığını idarecilere sözlü olarak da aktarması üzerine; müdür yardımcısı Kemal Bey’in “bunlar bizim yöntemleriniz, burada kameralar var, her şey çekiliyor, herkes bunları görüyor, dilekçe milekçe burada olmaz” şeklinde cevaplar verdiğini ve hukuksal yollara başvurma hakkının bu şekilde engellendiğini aktarmaktadır. Başvurucunun iri yarı olduğunu ve teşhis edebileceğini söylediği doktorun, bir akşam saatinde muayene sırasında işkence izlerini raporlamak yerine, “burada işkence yok olsa ben buraya gelmezdim, sen de karşı çıkmasaydın gibi telkinlerde bulunduğunu” aktarmaktadır.

Başvurucu aynı muamele ile karşılaştığını duyduğu arkadaşları F……… (1 ay kadar önce), N……………, A……………, S……(soyadını bilmiyor A Blokta), A………(bu kişiye deli gömleği giydirilmiş ve müşahede odasına kapatılmış 1 yıl kadar önce-2004 yılı aralığı oluyor) hakkında da bilgi vermiştir.

C) Adalet Bakanlığı Cevabı

ÇHD İzmir Şubesi gelen başvurular üzerine Bakanlığa yazılı başvuruda bulunmuş, Adalet Bakanlığı konuya ilişkin vermiş olduğu bilgide6: Ceza İnfaz Kurumlarında barındırılan bir kısım hükümlü ve tutukluların etrafı süngerle kaplı odalara konulması uygulamasının dayanağının; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 49. maddesi olduğunu açıklanmıştır. M.49: “Kurumun düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddi tehlikeyle karşı karşıya kalması halinde, asayiş ve düzeni sağlamak için kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler de alınır. Tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının verilmesine engel olmaz.“ hükmüne yer verilmektedir. Bakanlık uygulamanın “kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler de alınır” hükmünün yorumlanarak Kurum idaresinin inisiyatifinde gerçekleştiğini belirtmiştir. Bakanlık uygulamanın “sayıları çok az olan bazı kapalı infaz kurumlarında etrafı süngerle kaplı ve herhangi bir olumsuzlukta müdahale edilmek üzere kamera ile takip edilen” odalarda doktor denetiminde kısa bir süre için gerçekleştiğini belirtmiştir.

Bakanlık uygulamanın : “çoğunlukla uyuşturucu krizi, kendilerine veya etrafa zarar verme gibi ender durumlarda başvurulan bir tedbir” olduğununu, mahpusların burada “kendilerine veya etrafa zarar verme hali ortadan kalkıncaya kadar tutulmakta, saldırganlık durumu sona erenlerin buradan çıkarıldıklarını” belirtmektedir. Gözlem Odası olarak belirtilen bu yerde kaç kişiye, kaç kez, hangi sürelerde, ne sebeple uygulama yapıldığına ilişkin soru ise 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’na aykırı olarak cevapsız bırakılmıştır.

D) Soruşturma

Maruz kalınan fiillere ilişkin soruşturma İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmektedir. Cumhuriyet Başsavcılığı kendi içinde yapmış olduğu iş bölümü esasına göre bu işle yetkili yeterince Cumhuriyet Savcısını görevlendirmiştir. Bu Cumhuriyet Savcıları aynı zamanda Cezaevlerinden sorumlu Cumhuriyet Savcılarıdır. Başsavcılığın cezaevlerine ilişkin denetlememe ve diğer görevleri de bu savcılar tarafından yapılmaktadır.

Gerek bir bütün olarak Başsavcılık gerekse özel olarak soruşturma için görevlendirilmiş savcılar aynı zamanda Cezaevini denetlemek ile yükümlü olup, Adalet Bakanlığı taşra personelinin amiridirler.

Bu bağlamda yapılan uygulamaya ilişkin şikayetin soruşturma makamı, aynı zamanda şüphelilerin amiri ve onları işlerinde denetlemekle yetkili kamu görevlileridir. Birleşen bu sorumluluklar soruşturmanın objektif olarak tarafsız ve etkin yapılamayacağını ortaya koymaktadır.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi Cezaevi Komisyonunun yapmış olduğu görüşme ve inceleme sonucunda :

1. F Tipi cezaevlerinin tecrit/tretman esasına dayalı uygulamalarının mahpuslar üzerindeki yıkıcı etkisi malumdur. Gözlem odası olarak da adlandırılan süngerle kaplanmış özel hücreler Aralık 2000 yılından bu yanan açık bulunan tüm F Tipi Cezaevlerinde bulunmaktadır. İnfaz Yasası daha yürürlülüğe girmeden mimari olarak bu düzenlemenin yapılmış olması yasal dayanağın idari pratiğin arkasından geldiğine ilişkin Cezaevleri uygulamasına yönelik eleştirileri haklı çıkardığı bir gerçektir.
2. F Tipi Cezaevleri mimarisinde ağır tecrit uygulamasını sağlamak için dizayn edilmiş hücreler bulunmaktadır. Bunun dışında zaman zaman bazı hücrelerin pencere ve havalandırmalarında yapılan tadilat ile daha ağır tecrit uygulamaları için fiziki mekan yaratıldığı gözlenmektedir.
3. Belirtilen uygulamanın Bakanlık, Savcılık bilgisinde Cezaevi Müdürünün talimatı ve cezaevi görevlilerince yerine getirildiği açıktır.
4. Uygulamanın kaba dayak, hakaret, aşağılama ve falaka ile başlayıp uzun süreli pozisyon işkencesi ile devam ettiği; mahpusların elleri be ayakları bağlanarak hareket edemeyecek şekilde kısıtlandığı ve bu kısıtlamanın 7 güne kadar devam ettiği, aralıklarla bu işleme 11 gün maruz kalan mahpuslar olduğu, tüm mahpusların ayrıca aşağılama ve onur kırıcı davranışlara da maruz kaldığı iddia edilmektedir. Bu durum Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara aykırı olduğu gibi ceza yasası tarafından da yaptırıma bağlanmıştır.
5. Uygulamaya ve fiillere maruz kalan mahpusların neredeyse tümünün adli suçlar nedeni ile (Organize suçlar, şahsa karşı suçlar gibi TMK kapsamı dışında kalan suçlar) tutulan kişiler olması da dikkat çekici bir başka noktadır. Yeterli hukuki destekten yoksun bu mahpuslar7 aynı zamanda kamuoyu desteğini sağlayıcı sivil toplum örgütü desteğinden de yoksun kategorilerdir. Yine bu mahpuslar tecridin etkisine daha açık kişilerdir.
6. Uygulamaya ilişkin Savcılık soruşturmasının tarafsız ve bağımsız olarak yürütülemeyeceği kanısı bizde oluşmuştur. Zira bu gayri insani ve onur kırıcı işkence uygulamasının kabulü durumunda soruşturma makamlarının bizzat kendisinin de şüpheli/sanık olarak kabulü şarttır.
7. Adalet Bakanlığı ve cezaevi idaresinin elinde uygulamaya ilişkin kesintisiz kamera takip kaydı olduğu açıktır. Bu delilin yok edilmeden Adli makamlara ulaştırılması durumunda gerek başvurucuların iddiaları gerekse idarecilerin savunmaları değerlendirilebilecektir.

Çağdaş Hukukçular Derneği

İzmir Şubesi

Cezaevi Komisyonu

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

857 Sok. No:3 Salihağa İşhanı Kat:7/701 Konak/İzmir

Tel./Fax : 489 82 43 – 0537 6576854 E-mail : chdizmir@gmail.com

Reklamlar
Kategoriler:ÇHD, F Tipi, Tecrit
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: