Başlangıç > Aydınlar Konuşuyor, Bilim İnsanları Konuşuyor, Dünyada Tecrit, Erol Zavar, F Tipi, Sanatçılar Konuşuyor > İzmir’de Erol Zavar İçin Belgesel Gösterimi ve Panel Düzenlendi, Uzmanlar F Tipi Gerçeğini Tartıştı

İzmir’de Erol Zavar İçin Belgesel Gösterimi ve Panel Düzenlendi, Uzmanlar F Tipi Gerçeğini Tartıştı

Erol Zavar İzmirErol Zavar’a Yaşam Hakkı Koordinasyonu tarafından İstanbul’dan sonra İzmir’de de 13 Ocak 2007 tarihinde Alsancak’taki Konak Belediyesi Kültür Merkezi’nde “Ölümü Ektim Randevu Yerinde” isimli belgesel filmin gösterimi yapıldı. Film gösterimi ile birlikte Dr. Alp Ayan’ın yönettiği Dr. Zeki Gül, Avukat Bahattin Özdemir, öğretim görevlisi Haşim Cem Çelik ve Erol Zavar’ın eşi Elif Zavar’ın katıldığı “F Tipi ve Sağlık: Gazeteci ve Erol Zavar’a Yaşama Hakkı” paneli de yapıldı.


İzmir Erol Zavar’a Yaşam Hakkı Koordinasyondan Alp Ayan toplantıyı açarken yaptığı konuşmada; “Burada birazdan gerçekleşecek etkinlikte TİHV İzmir temsilciliği sorumluluk üstlendi, Konak Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nün katkısı oldu. İki kuruma da teşekkürler.

Erol Zavar 2001’de cezaevine girdi, girmeden önce kanser olduğunu biliyordu. 3 yıl boyunca tüm başvurularına rağmen kendisine tedavisi için bir şey yapılmadı. Daha sonra ‘Tecrit Öldürür, Dayanışma Yaşatır’ başlığıyla bir kampanya başlatıldı. Diğer kurumların da çabalarıyla sessizlik kırıldı. 11 tetkik geçirdi ve 10’unda 40 dolayında kanserli hücre alındı. Geçen yıl Erol Zavar’a Yaşam Hakkı Koordinasyonu kuruldu. Yurt dışında çalışmalar yapıldı. Bunun ikinci bölümü filmle başlayacaktı, biraz gecikti. Erol kampanya yapılacağını duyunca bunun, F Tipi cezaevleri ve tecride karşı mücadeleyle birleşince anlamlı olacağını söyledi.

28 Aralık’ta İstanbul’da Tecrit Karşıtı Birlik kuruldu. Sloganı ‘Tecridi Kaldırın, Ölümleri Durdurun’. Ankara’da ve İstanbul’da eylemler yapıldı. İzmir’de de bu yapılanma oluştu.

Hüseyin Karabey adını biliyoruz; insan hakları ve özgürlüklerle ilgili çalışmaları var. ‘Tecride Karşı Sessiz Ölüm’ çalışmasıyla karşılamıştı tecrit dayatmasını. Erol ile ilgili çalışmayı kabul etti ve Nesrin Cevatzade ile bu çalışmayı yaptılar ve sanırım Nesrin daha öne çıktı.” dedi ve belgeselin gösterimine geçildi.

Gösterimden sonra Hüseyin Karabey ve Nesrin Cevatzade de birer konuşma yaptılar.

Hüseyin Karabey : “Filmi yaparken tek amacımız vardı: Karşılaştığımız olaylar karşısında kuracağımız empati”

“Filmi yaparken Erol’u tanımıyordum ama benzer durumda olan birçoklarıyla tanıştım. Hiç hoş olmayan süreçlere tanıklık ettim. 19 Aralık ve sonrası gibi. Filmi yaparken tek amacımız vardı. İnsanlığı harekete geçiren bildiğimiz değil; yani bize okulda öğretilenler, sonradan öğrendiklerimiz değil. Karşılaştığımız olaylar karşısında kuracağımız empati. Yani duygusal bir ilişki kurabildiğimiz zaman harekete geçiyoruz. Sigaranın zararlı olduğu bilinir ama kimse sigarayı bırakmaz. Ne zaman ki bir yakınımızı kaybederiz, kendimiz içmediğimiz gibi, kimseye içirmeyiz. Erol Zavar da, diğer tutuklu ve hükümlüler de bizim için sayıdan ibaret. Onlarla ilgili bir haber duyduğumuzda bir kişi daha ölmüş, hastalanmış diyor bir empati kuramıyoruz. Ama ne zaman ki onların yaşamına tanıklık edince hafızamızın unutamayacağı gerçeğe dönüşüyor. Bizi anlamayanlara yanlış bilgilenenlere ulaşabiliriz. Çünkü karşı taraf, medyayı çok iyi kullanıyor. Biz de karşı argümanlarımızı üretirken aynı kuvvetli şeylere gitmeliyiz.”

Nesrin Cevatzade: “Elif Zavar benim kahramanım”

“Filmi yaparken temel motivasyonumuz olağanüstü sanat yapıtı değil, işe yarar bir mesaj vermekti. Umuyorum ki filmde verilmek istenen nettir. Elif varken benim konuşmam abes. Filme kadın eli değdiğini hissetmenizi istiyorum. Acılar yaşayan Erol kadar, Elif de kahraman bunu buralara taşıyan Elif Zavar benim kahramanım.”

“F Tipi ve Sağlık: Gazeteci ve fiair Erol Zavar’a Yaşama Hakkı” paneli Belgeselin yönetmenlerinin konuşmalarının ardından etkinliğe verilen ara, Mustafa İzzet Çelik’in Erol Zavar’a ait “Ölümü Ektim Randevu Yerinde” isimli şiirini okumasıyla son bulurken, Viyana Üniversitesi’nden etkinliğe gönderilen mesaj okundu.

Alp Ayan’ın yönettiği Dr. Zeki Gül, Avukat Bahattin Özdemir, öğretim görevlisi Haşim Cem Çelik ve Erol Zavar’ın eşi Elif Zavar’ın katıldığı “F Tipi ve Sağlık: Gazeteci ve fiair Erol Zavar’a Yaşama Hakkı” paneline geçildi ve ilk söz öğretim görevlisi Haşim Can Çelik’e verildi.

Haşim Can Çelik: “Çözüm : Halklar hapishanesine dönüşen dünyada hem içerde hem dışarda hücrelerin parçalanmasıdır.”

“Dünyada yaşanan gelişmeler Türkiye’de yaşadıklarımızdan bağımsız değil. fiu an seyrettiğimiz filmle yaşadığımız duygusal yoğunluk arasında biraz teknik gelebilir. Ama bu yapılan özellikle 19 Aralık döneminde yapılan saldırının arka planının ne şekilde olduğunu, hata 19 Aralık’la sınırlı kalmadığını CİK’te yapılan değişikliklerle zorla çalıştırma ve tek tip elbise dayatması getirildiğini görüyoruz. O günkü koşullar içerisinde devlet 19 Aralık sürecindeki şiddetini gölgelemek için buna çok cesaret edemedi. Süreç böyle devam ederse büyük bir ihtimalle zorla çalıştırma mahkum emeğinin kullanılması gündeme gelecek. 19 Aralık sürecinde yapılan operasyonun amacı hangi gelişimlerin ürünü olduğu. Bu konuda özellikle Ankara Üniversitesinden bir hocanın çalışmasından yararlandım. Durumun ne kadar vahim olduğunu belgeselde gördük. İnsan hakları savunucuları bazı hakların kullanımı noktasında devletin tavrını eleştirdiler. Aslında devlet yaptığı işin bilincinde ama biz biraz hafife alıyoruz. İlk slaytımız küreselleşmeyle ilgili:
Ceza politikalarındaki dönüşümün amacı : Küreselleşme ve sermayenin gereği olarak yeniden ya pılandırma ile uyumu, daha az değil daha iyi cezalandırma
Cezalandırma iktidarın yeni bir ekonomisi ve yeni bir teknolojisini yaratma (M. Foucault)

Programın toplumsal sonuçları : Küreselleşme ile piyasa ekonomisinin yarattığı yoksulluğun derinleşmesi ve sınıflar arası farkın artması.

Bu yeni mülksüzleştirme ve yoksullaştırma süreci yoksulların kontrolünün önemini de artırmaktadır. Yeni ceza düzenlemeleri toplumsal kontrol politikalarının hukuksal alandaki izdüşümüdür.
Ekonomik kriz ve artan yoksullaşmaya paralel olarak isyan tehlikesini önlemek, mülkiyetin güvenliğini sağlamak hapishanelerin kuruluş amacıdır.

Yeni ceza rejimi daha sert ceza kuralları getirerek; toplumsal itaati uysallaştırma, disiplin altına alma, mahkum emeğini sömürme, işletmeye dönüşen hapishaneler kurma.
Dönüşümün ilk uygulanmaya konduğu ülkeler: ABD, İngiltere, Avusturalya

Eski sistemden farkı: Yargıçların taktir hakkı son derece kısıtlanması, şartlı tahliyelerin kaldırılması, iyi hallerin ceza indirimi için önemini yitirmesi, tredmana uymayanların aldıkları cezadan daha uzun süre hapiste kalmaları.
Kuzey Carolina eyaletinde iyi hali görülmeyen çalışma ve eğitim programlarına katılmayan mahkumlarına %20 oranında ek bir ceza ön görülmüştür.

Önemli yenilik: “Zorunlu asgari ceza”. Uyuşturucuya yönelik suçlarla mücadele masası ile ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının teşkili.

Örnek, daha ucuz olan yoksul siyahların kullandığı “Crock, kokain” ile zengin beyazların kullandığı “toz kokain” arasında ayrım yapılmakta, beş gram Crock kokain bulunduğu zaman beş yıla kadar hapis yatmaktayken, bu oran beyazlarda 500 gr. Bununla ilgili yapılan itirazlar Amerikan kongresinde reddediliyor.

Bu düzenlemelerin tümünde verilen cezaların amacı “caydırıcılık” ya da “rehabilitasyon” değildir. Amaç cezalandırma ve hapishane nüfusunda bir artış.

ABD’de mahpus sayısı 1999’da 2 milyon. fiartlı tahliye ve gözetim ile bu sayı 99 Haziran’ında 6.318.000. Mahpus sayısında İngiltere 1987-1996 arasında %26, Hollanda’da %106, İspanya’da %70, Yunanistan’da %17, İtalya’da %41 arasında bir artış var.

Hapishanelere yollananlar toplumun dışlanan kesimleri. Yoksullar hapishane nüfusunun en geniş kısmını oluştururken, Amerika’da zenciler, İngiltere’de Hindistan’dan ve Pakistan’dan gelmiş Afrikalılar.

Artan mahpus nüfusunu karşılamak için son yıllarda dünya çapında binlerce hapishane inşa ediliyor. ABD’de son 20 yılda 1000, İngiltere’de 120, Brezilya’da 52, Belçika’da 1000, fiili’de 10, Kanada’da sadece 1 eyalette 5 tane hapishane inşa edilmiş.

ABD’nin 1996’da cezalandırma için harcadığı rakam 41 milyar dolar. Bu rakam eğitime ve sağlığa harcanandan çok daha fazla.

Yine cezalandırma politikaları sosyal sorunların çözümü için sağlık merkezlerine, eve, işe, okula ihtiyaç olduğu düşüncesiyle değil, işsiz ve yoksulları hapsetme amacına yöneliktir.
Artan mahpus nüfusundan yararlanmada ekonomik dinamikler: Mahkum işçi ordusu, zorunlu çalışma, endüstrileşen hapishane “parmaklıklı fabrika”, kar maksimizasyonu.
Mahkumların bedava ve ucuz emek olarak kullanılmayı reddetmeleri halinde: Aile ziyareti yasaktır. Hapishane kantininden, havalandırmadan yararlanamazlar, hücre cezası alırlar.

Mahkum emeği kullanan bazı büyük şirketler: Microsoft, IBM, Motorola, Boeing vb.
Zorla çalıştırma ABD anayasasının 13. maddesine göre devletin hakkıdır. Buna göre mahpus emeğinin sağlık, işsizlik sigortası, emeklilik hakkı, hastalık izni, sendika hakkı yoktur.

Özel sektör 1999 yılı itibariyle Amerika’da 158 cezaevi işletmekte. Mahkumlar özel şirketlerin kontrol alanına devredilmekte adeta mahkumlar da özelleştirilmektedir.
1983’te kurulan hapishane endüstrisinin lideri CCA (Corrections Corporotion of Amerika)’nın 1999 yılının Eylül ayı net karı yaklaşık 500 milyon dolardır. Bu şirketlerin ham maddesi de mahkumdur.

Sonuç : Ceza sistemindeki bu dönüşümün toplumsal bedeli her gün daha fazla işsiz ve yoksulun mahkum statüsüne geçmesi, mahkumluğun ise giderek köleliğe yaklaşması
Çözüm : Halklar hapishanesine dönüşen dünyada hem içerde hem dışarda hücrelerin parçalanmasıdır.”

Alp Ayan: ” F Tipi cezaevlerinde kontrol duygusu bütün ayrıntılarda gözetilmiş. Tavan tabut şeklinde, yataklar sabit”

“Alanda çalışanlar geçmişte normal cezaevlerinde kalıp tahliye olanların yaşadığı sağlık sorunlarıyla F Tipi cezaevleri hayata geçmeye başladıktan sonra gözlemlenmeye başlayan belirtiler arasında oluşan farkı en azından ampirik olarak bir süredir gözlemliyorlar. Daha kronik bir yorgunluk, halsizlik, karamsarlık, belki ertelemecilik, pek çok şey.Bu konuda bilimsel çalışmalar da yapılıyor. Ama bunların hepsi zamana ihtiyaç gösteren şeyler, konunun aciliyetine karşın. Orada yatan insanlar F tipinde. Daha önce bir hukuk vardı, gardiyanlarla, infaz korumalarla. O yüzden öyle bir önlem alınma gereği duyulmuyordu. Ama şimdi haksızlık bütün boyutta olduğu için kendinizi var etmek için, onları, görüş yerine giderken size sürekli zulmeden insanları hep görmezden gelmek zorundasınız. Herkesi görmezden gelmek ve dimdik yürümek zorundasınız. Mesela bunu yıllarca yapan insanlar cezaevinden çıktıktan sonra yolda yürürken birkaç kilometre yol katettikten sonra hedefledikleri yere ulaştıklarında aslında oraya nasıl ulaştıklarını fark etmediklerinin ayırdına varabiliyorlar. Çevreyi hiç görmeksizin yürüdüklerini ve hedefe ulaştıklarını fark edebiliyorlar. 4 kişinin kalabalık geldiğini söyleyebiliyor arkadaşlar. 4 kişi bir arada olduğunuzda fazla bir uyarı oluyor, izleyemiyoruz diyebiliyorlar. Mekansal kısıtlılıklar, görüş alanı ve o anlamdaki farkındalık olumsuz etkileyebilir. Sürekli gözleniyorsunuz ve görev gibi yaşıyorsunuz ve o görev duygusu gibi birçok devinim dışarıya da daha sonra yansıyabiliyor. Kalabalıklar içinde yalnız hissetme şeklinde dışarı vurabiliyor. Sifonların ve muslukların çok rahatsız edici bir şekilde patlar gibi aktığı söyleniyor. Dış izolasyon değil, aynı hücre içindeki iç izolasyon çok kötü oldu. Örneğin 3 kişinin kaldığı hücrelerde bunun çok etkili olduğu söyleniyor. Aşağıda bir gazeteyi çevirseniz hangi önemi gösterirseniz gösterin, o geometrik büyüyerek üst katta dinlenmekte olan kişiye büyük bir hışırtı, bir gürültü olarak yansıyabiliyor. Bunun da birarada yaşamayı oldukça güçleştirdiği belirtiliyor. Havalandırma kapısının bir bölümüne kalorifer peteği denk getirilmiş ve kenarından kavis yaparak çıkmak gerekiyor. Kontrol duygusu böylesine, bütün ayrıntılarda gözetilmiş. Tavan tabut şeklinde, yataklar sabit.”

Bahattin Özdemir: “Bu mücadele her şeyden önce dışarının içeriyi desteklemesiyle ve dışarıda çözülecek bir mücadeledir”

“Ben çok uzun konuşmayacağım. Burada çoğunlukla eski mahpuslarla, muhtemel mahpuslara, onların yakınları beraberiz. Hepimizin bildiği sorunlar. Birkaçının altını çizmek istiyorum. Birkaç örnek vermek istiyorum, kendi deneyimlerimizden. Belki bunlar toplantının sonundaki tartışmayada projeksiyon olur. Cezaevinde sağlık sorunu aslında şöyle bir şey: Bizzat cezaevinde sağlığı bozulmuş birinin nasıl tedavi edileceğine ilişkin bir soruyken o aynı zamanda cezaevinde sağlık sorunu şöyle bir anlama geliyor, cezaevinin zaten insanın sağlığını bozan bir yer olduğu anlamında da bir sağlık sorunu tartışması taşıyor. F tiplerine kadar cezaevlerinde sağlık sorunu diye karşılaştığımız sorunlar hijyen, beslenme bozuklukları gibi bir tür yoksul hastalığı, ya da iyi bakılmama üzerinden hastalıklarken, yüksek güvenlikli tecrit cezaevlerine geçmeye yönelik kişinin ruhsal bütünlüğüne yönelen müdahale ve saldırının doğrudan sonuçlarıyla karşılaşma anlamında yeni bir boyut, kişinin cezaevinde tutulmasıyla ilgili olarak sağlık sorunun yaşaması ile karşı karşıyayız. Film çok iyi olmuş, ellerine sağlık arkadaşların. Sorunlarla ilgili sevk sisteminden tutun, mahpusun hastalanması ve hastalandıktan sonra tedavi olmasına kadar geçecek sürecin ülkemizde normal insanların yaşadığı sürece ek olarak yani bir devlet hastanesinde yaşadığı sorunlara ek olarak neler olduğu konusunda özetleme yaptı. Cezaevi sağlık sorunu olarak tecrit cezaevleri ile bir başka sorunu daha karşımıza getirdi. Mahpusların ruhsal bütünlüklerine yönelik olarak ciddi problemlerle karşı karşıyayız. Son bir yıldır İzmir’de özellikle ortaya çıktı, süngerli oda kavramı. fiöyle bir şey var: Tecridin etkileri konusunda bilgisiziz. Çünkü daha önce bu kadar yoğun bir tecrit ortamıyla karşı karşıya kalmamıştık. Bu kadar sistemli bir şekilde karşı karşıya kalmamıştık. Tecrit temelde zaman içerisinde etkilerinin ortaya çıkması gibi bir kavramda kendi içinde taşıdığı için yavaş yavaş sorunların boyutlarıyla karşılaşıyoruz. İçeride bulunan siyasi tutsaklar gerek sol gerek sağ görüşlü islami çevreden bir örgütlenme, bir inanç çevresi üzerinde bir militan tepkisi gösteren tutsaklar ise bu mahpuslar üzerinde tecridin etkisi daha az görülüyor. O anlamda süngerli oda diye karşılaştığımız sorun adli mahkumların tecrit sonucunda ciddi anlamda saldırganlaşması anormaliteye düşmesi. İzmir Kırklar Cezaevinde adli mahkumlar çok yoğun olarak yatıştırıcı alıyorlar. Daha önce uyuşturucu kullananlar var aralarında ama kullanmayanlar da çok yoğun alıyor. Çünkü tecridin etkisini aslında cezaevi idaresi biraz onları uyutarak geçiştirmeye çalışıyor. Uyumadığı durumlarda onları anti-sosyal olarak niteliyor ve tutumlarını saldırgan olarak belirliyor. Diyelim ki gardiyan içeri girdiği zaman sigarasını içmeye devam etmesi, bir gardiyan ona vurduğu zaman onun da gardiyana vurması gibi davranışlar anti-sosyal olarak kabul ediyor ve 2006 yılında çıkarılan bir kanuna dayanarak 2000 yılında yapılan cezaevlerinde olan özel odalara koyuyor. Bu uygulama açısından çok önemli bir kavram uygulamanın dayanak maddesi olan yasa maddesi 2006 yılında çıkartıldı. Ama F tipleri yapılırken 2 süngerli oda zaten yapılmıştı. Bu da aslında tecrit ve F tipi özellikle tecrit cezaevlerine yönelik olarak getirdiğimiz, yani bunun bir mastır plan çerçevesinde geliştiği ve uygulamanın arkasından yasal sürecin geldiği, burada hukukun sadece kılıf bulma anlamında yapıldığı. İzmir’de çok yoğun yaşıyoruz diyorum. Çünkü şu anda bir adli mahkum süngerli odada yatıyor, muhtemelen elleri kolları bağlı olarak yatmaya devam ediyor. Yalıtıldığı için, vasi vekaleti olmadığı için, kendisine cezaevi idaresi tarafından vasi atanmadığı için de kimseyle görüşemiyor. Mektup cezası olduğu için kimseyle mektuplaşamıyor. Ailesi ziyaretine gelmediği için ailesiyle görüşemiyor. Vasi seçme şansı olmadığı için vekalet verecek avukatı olamıyor. Bu anlamda aslında tecrit fiziksel ve aynı zamanda hukuki bir takım argümanlarla desteklenen bir boyutta gidiyor.
Özellikle mahpusların ruhsal bütünlüğüne yönelik saldırının uzun vadede onlara ciddi zararlar verdiği düşüncesindeyim. Bazı deneyimlerimi aktaracağım: Baronun bir komisyonuyla birlikte Bergama Çocuk Cezaevine gitmiştim. Orada bizi gezdiriyorlardı. Önce müdür sonra baş savcı çok heyecanlanarak çılgın bir çocuğun hikayesini anlattılar. Gerçekten çocuğu çılgın bulmuşlardı, biz bulamadık tabii. 14 yaşında bir çocuk. Bergama Özel Tip Cezaevi şimdi hücre tipine çevrildi. Tutuklu çocuklar 6-8 kişilik koğuşlarda kalıyorlar. Bir akşam üstü hava karardıktan sonra jandarmanın düdüğüyle cezaevi inlemeye başlıyor. Jandarma tüfeğine kurşun sürüyor, ateş etmek üzere. Dışarı fırlayıp zorla jandarmayı engelliyorlar. Gördükleri şey şu: 6.5 metrelik bir duvarın üstünde bir çocuk var ve tel örgülere takılmış. Elinde de bir bohça var. Daha sonra tel örgülerden kurtarılıyor çocuk, bohçanın içinde eşyaları var. Dış duvara değil, iç duvara doğru başka bir hücreye doğru gidiyor. Ne yaptığı sorulunca; “2 haftadır öteki hücredeki arkadaşlarımla kalmak istiyorum bana izin verilmiyor” diyor. Bu grup izolasyonunun amacının ne olduğunu bize çok iyi gösteren bir örnek.

Eskişehir tabutluğuyla başlayan süreç siyasi mahkumlara, tecride yönelik bir faaliyet olarak değerlendirilebilir ama ülkede genel olarak en uçtan başlayıp Alman papaz hikayesi gibi yani herkese uygulama noktasında bugün geldiği boyutlarla birçok tadilat görmüş E tipi ve özel tip cezaevinde tutuklu çocuklarımız dahil şu anda tecritte tutuluyor. Kavrama böyle bakmak gerekiyor. Bu devlet kendi çocuklarımızı, en masum olarak düşündüğümüz kesimi hükümlü olmadan tecritte tutabiliyor. Zihniyetin buradan algılanması gerekiyor. Bu genişliği unutmamamız gerekiyor.

İzmir Kırıklar Cezaevi tek yumruk tek barikat (kavram yerine oturmadığı için öyle diyorum) şu anlamda F tipi cezaevlerinde siyasi mahkumların buraya konmasıyla başlayan süreç, organize suçları daha sonra da normal cezaevlerinde disiplin uygulamasına aykırı davranan bütün mahkumların gerektiği zaman buraya gönderilmesiyle geniş bir yelpaze olarak duruyor karşımızda. Bundan yaklaşık bir yıl önceydi. Tecride yönelik bir dayanışma açlık grevinden dolayı F tipi cezaevinde siyasi mahpuslara disiplin cezası verildi. Biz yaklaşık bir hafta sonra cezaevine gittiğimizde şöyle bir şey öğrendim: Aynı cezaevinde bulunan adli mahpusların bir kısmı, öğlen yemek almayarak ve şöyle bir slogan atarak, “Yaşasın yemek almama destek eylemimiz” diyerek, hiçbir organizasyona tabii olmadan, sadece kendi düşünceleriyle yaptılar. Bunlar entelektüel, kültürel yönlerini geliştirme fırsatı bulamamış kişilerdir. Tecride dayalı cezalar bugün tüm mahpuslara uygulanır duruma gelmiştir, gelmektedir, gelecektir. Bu süreci unutmamak gerekiyor. Bu mücadele her şeyden önce dışarının içeriyi desteklemesiyle ve dışarıda çözülecek bir mücadeledir ama şu unutulmamalı, tecride maruz kalan herkes tecride karşı eylem içerisinde, bunu birlik olarak kabul etmek gerekir.”

Zeki Gül: “Her şey tek renge büründürülmüş. Köşeli bir geometri var. Sadece işliklere gideceğinizde farklı geometrik yapılar, üçgen çatılar, değişik renkler, duvarlar, daha aydınlık”

“Erol Zavar’a ve cezaevindeki tüm hastalara geçmiş olsun demek istiyorum. Filmde cezaevlerinde adli tıpta hekimlerin bağımsız olamadığı söyleniyordu. Oysa hekim hasta ilişkisinde bir farkın olmaması, onların tutuklu olmasının bir önemi olmaması gerekiyor. Onlar bizim hastalarımız. Bunu sağladığımızda kendi mesleğimizden dolayı da sorunların çözümüne katkıda bulunacağımızı düşünüyorum. Bu biraz acı. Yani böyle basit bir şeyi gerçekleştirememek. Tekirdağ’a TTB Başkanı Gencay Hocamızın heyet başkanı olarak 5 kişi katılmıştık. Psikiyatristi, mimar arkadaşımız vardı. Bakanlık önemsiyordu. Cumhuriyet Başsavcısı cezaevine geldi. Bir ana nasıl baktığınız ve nerden girdiğiniz bile önemli. Eğer ilk kez temas ediyorsanız, geçmiş duyarlılıklarınız birikmişse o izleme heyetlerinin risklerini de aslında görmüş olduk. Daha önce Kırıklar cezaevini de valilik izleme heyeti adına ziyaret etmiştim, raporları henüz tamamlanmadı. Dışarıdan bir heyet olarak ilk girdiğinizde kütüphaneye götürüyorlar. Genellikle aydınlık bir mekan, güzel kitaplar var. Yakın yıllara kadar bu ülkede yasaklanmış romanlar, öyküler, şiirler özenle raflarda duruyor. Tüm siyasi dergi ve gazeteler masanın üzerine özenle yerleştirilmiş. Ama bunun bir sergi olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü hiç kırışmamışlar, saat 12 olduğu halde.
Ölüm oruçları konusunda bir gündem yakalamak amaçlı gittiğimizden hızlı bir ziyaretti ve belge toplama amaçlı ziyaretten, bilimsel formatlı ziyaretten kısmen farklıydı. 3 farklı grupla görüşmek istedik. Cezaevinin tüm birimlerini gezme imkanımız oldu. Çete suçlarından 2 kişiyle görüştük. Siyasi fakat işlikleri kullanmakta sakınca görmeyen 2 kişiyle görüştük. Bir de bu alanları kullanmayı kabul etmeyen siyasi 2 kişiyle görüştük.
İlk olarak kütüphanede bir din görevlisi ve 5 sivil gördük. Sonra bunların çete suçlarından olduğunu öğrendik. Bize imam bile geliyor, insanlar ne isterse geliyor diye sundular. Bir soru sordum orada olanlara, cezaevinde haklarınızla ilgili kitapçık verildi mi dedim ve verilmedi dediler. Bir tanesi 8 aydır buradayım ilk defa bir başka insan gördüm dedi. Dilekçe verdiniz mi, talep ettiniz mi, disiplin cezanız var mı deyince hayır, ben siyasi de değilim dedi, onu bir artı olarak söyledi. Kütüphaneye, el işi odalarına gitmeye izin verilmemiş. F Tipini en iyi yansıtan örneklerden biri bir mahkumun şu ifadeleri. “Üç yıldır aynı suçtan yargılandığım arkadaşımı koridorda gördüm ve ona ne diyeceğimi bilemedim, merhaba mı diyeceğim, nasılsın mı diyeceğim ve bunları unuttuğumu hissettim”. Bu ifadeler tecridi çok yalın bir şekilde veriyordu. En ufak bir ses, bir sıkıntı ve çok iyi anlaştığı bir arkadaşıyla kırgınlık nedeni olabiliyor. Bir başkası şöyle söylüyordu: “Bizim sadece spor salonuna gitmemize izin veriyorlar, orada sadece aynı hücrede kaldığım arkadaşımla gitmeme izin veriyorlar”. Yani bütün bir yılı geçirdiği bir kişiyle spora gitmesine, basketbol oynamasına izin veriyorlar. Ne yaptınız diye sorunca, “Volta için daha uzun oluyor, ama arkadaşımın hayat hikayesini daha iyi bildiğim için o unutunca ben tamamlıyorum” dedi.

Her şey tek renge büründürülmüş. Köşeli bir geometri var. Sadece işliklere gideceğinizde farklı geometrik yapılar, üçgen çatılar, değişik renkler duvarlar, daha aydınlık.

55 yaşında 9 yıldır cezaevinde olan biri ben artık örgütlü bile değilim diyordu ama 8 aydır ilk defa bir işliğe çıkabildim diyor. Tredman dedikleri kendi kimliğinden koparmaya çalıştıkları bir insan bile hiçbir şeyden yararlanamıyor. Bu işlikleri mahkumlar için değil, dışarıdan gelecekler için bir perde olarak yapıldığını izledim.

Bir kontrol odası ve 50’ye yakın ekranı var. –Her şey harekete endeksli ama cezaevi hareketsizliği öngörüyor- Ve cezalandırıcı yönleri fazla. Savcıya yılda bir kez işliğe çıkmamış insanlar var ve sürekli ardışık ceza veriliyor. Kapıya vuruyorlar sürekli biz de ceza veriyoruz, o yüzden bir şeyden yararlanma hakları yok. Öyle bir kurgulamışlar ki, insanlar hiç konuşmasalar ve talep etseler bu işlikleri, böyle bir işlik yok aslında. Cezalara ihtiyaç duyan bir system kurmuşlar. Disiplin cezaları vermeleri gerekiyor ki bu ilişkilerin yeterli olduğu algılansın. Gayri insani yönü sunuda sergiliyor: Tutuklular var ve sürekli ceza veriyorsunuz dediğimde; tutuklu olup(12 yıl tutuklu kalmış) ceza almadan tahliye olan birine çok disiplin cezası vermişler ve işliklerden yararlanamamış. Bu örnekler aydınlatıcı.”

Mustafa İzzet Çelik “ Yolcu” şiirini okumasıyla devam eden etkinlikte Elif Zavar son olarak söz aldı.

Elif Zavar: “Sadece yüreğimle şunu istiyorum: Gerçekten mücadeleyi sahiplenip başarıya biz götürebiliriz”

“Erol’un Sincan F Tipi cezaevinden kucak dolusu selamlarını iletiyorum.

Belgesel Erol’un cezaevi sürecinin bir kesiti sadece. Söylenecek çok söz, yapılacak çok işler var. Şu gerçeği defalarca kendimize tekrar etmişizdir. Biz çoğalmadıkça, yüksek bir ses olmadıkça, her ses birbirimize haykırışa dönüşmeden bir şeylerin aşılamayacağını
Son süreçte Tecrit Öldürür, Dayanışma Yaşatır İnisiyatifi, İstanbul, Ankara ve İzmir’de etkinlikleri devam ediyor. Ben Ankara’da da katıldım ve birlikte olunca yapılamayacak hiçbir şey olmadığını anladım. Ve bunu da yukarıya taşımanın insanların omuzunda olacağını biliyorum. Çok sesliliğin bir aradayken daha çok çıktığını gördüm. İstanbul’dakini zaten basından, arkadaşlardan takip ediyoruz. Umarım İzmir’de de bu ses tam anlamıyla yükselir. F Tipi cezaevleri gerçekten planlanmış, tasarlanmış bir sistemin ürünüdür ve bugün bütün yakıcılığıyla devam etmektedir. Sağlık, iletişim, yargılanma sorunuyla ve uzayıp giden bir sürü sıkıntılardan dolayı gerçekten F tipi cezaevleri cezaevi olmaktan çıkmış, ceza kamplarına dönüşmüş durumdadır. Bu konuda bugünden yapacağımız şeyler yarına bir adım olacaktır. Bugün atacağımız adımlar ve direnişle oluşacak kazanımlar yarınlarda çocuklarımız da herhangi bir gerekçeyle F tipi cezaevlerine gittiğinde aynı koşulları yaşamaması için en önemli adım olacaktır.

Sadece yüreğimle şunu istiyorum: Gerçekten bunu sahiplenip başarıya biz götürebiliriz. Bizim etrafımızdaki, maalesef ölü toprağı serpilmiş olan halkı silkeleyip kaldırmak da bize düşüyor. Bunu yapıp bu insanlara hayatın arka planını, boyalı basında öne çıkarılan medyatik insanların hayatından başka hayat olduğunu, onların çekmek zorunda bırakıldıkları ızdırapların yaşandığı ve bunun da insan yaşamına sahip çıkarak kazanılacağını duyurmamız gerektiğini düşünüyorum. Herkese teşekkürler.”

Elif Zavar’ın konuşmasından sonra izleyiciler söz aldılar. Cezaevlerindeki hasta tutsaklar ve cezaevi sorunlarıyla ilgili görüşler dile getirilirken öğretim görevlisi Haşim Cem Çelik, faaliyetlerin sokak ayağının öneminden bahsederek, “6 yıldır bunu yeterince öremediğimiz için süreç tıkandı. Tecridi kırmanın en önemli yollarından biri mektuplar. –Bu konuda duyarlı olmalıyız. Adli tutsaklarla da yazışıyoruz. Görev bilinciyle mektup, kitap bombardımanına tabi tutalım-” dedi. Etkinliğin sonunda Alp Ayan, CMK’nın oluşturulması, tutsak yakınlarının çalışmalarının federasyon çatısı altında ortaklaştırılması, kardeş tutsak kampanyasının canlandırılması dileklerini tekrarladı ve etkinlik Mustafa İzzet Çelik’in okuduğu Erol Zavar’ın “Gelişlerin, Gülüşlerin, Düşlerin Olsun” şiiri ile son buldu.

Etkinlik boyunca Erol Zavar’ın el emeği göz nuru ile yaptığı katılarla, “Ölümü Ektim Randevu Yerinde” isimli şiir kitabı ve Savaş Kör’le dayanışma kartlarının bulunduğu stand açıldı.

Odak Dergisi’nden alınmıştır

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: