Başlangıç > Salih Mirzabeyoğlu, Telegram - Zihin Kontrolü > Doç. Dr. Ümit Sayın: Zihin Kontrol Projeleri

Doç. Dr. Ümit Sayın: Zihin Kontrol Projeleri

Türkiye ve diğer ülkelerdeki DSM-IV sınıflaması takipçisi psikiyatristler ne derlerse desinler, Colin Ross isimli Amerikalı psikiyatristin yazmış olduğu bazı kitaplar istihbarat örgütlerinin aslında ‘Zihin Kontrolü’ projelerinde ne kadar ilerlediklerini göstermektedir. Colin Ross’un 2006 yılında yayınlanan ‘CIA Doctors’ (CIA Doktorları) isimli kitabı ve 1995’te yayınlanmış ‘Satanic Ritual Abuse’ (Satanik Rituel Tacizi) isimli kitabı aslında istihbarat örgütlerinin insan beynini kontrol etmek konusunda ne kadar yol almış olduklarını kanıtlıyor.

DID/MPD (Dissociative Identity Disorder ve Multiple Personality Disorder), yani çoğul kişilik, aslında çok az görülen bir psikiyatrik olgu olarak biliniyor. Fakat son çalışmalar ve bazı yazarların yazmış oldukları kitaplar şu ana kadar bildiklerimizin ötesindeki bazı gerçekleri ele almakta. John Marks (The Search for Manchurian Candidate), Colin Ross (Satanic Ritual Abuse, the CIA Doctors, Dissociative İdentity Disorder) , Steven Hassan (Combatting Cult Mind Control), Kathleen Taylor (Brain Washing: The Science of Thought Control), William Sargant (Battle for the Mind: A Physiology of Conversion and Brain Washing), Denise Winn (The Manipulated Mind) gibi yazarların çalışmaları çok net olarak insan beyninin ne kadar zayıf bir psikolojiye sahip olduğunu ve yeterli koşullar sağlandığında hem bireysel zihin kontrolünün, hem de toplumsal zihin kontrolünün nasıl oluşturulabileceğini bizlere sunuyor.

Colin Ross’un yapmış olduğu son 20 yıllık çalışmalar çocuklarda ‘ritüel taciz’ (ritual abuse) ile oluşturulan psikolojik travmanın uygun koşullarda çoğul kişilik bozukluğu meydana getirebileceğini kanıtlar nitelikte. Ross’a göre CIA bu konuda MK- Ultra projesi kapsamında çocuklarda Ritüel Taciz deneyleri yapmış durumda, bu deneyler 1950’lerde başlamış, halen sürüyor! Bu deneylerin bir kısmı üçüncü dünya ülkelerinde kurgulanmış. Bu ülkelerin içinde Türkiye de var! Aklımıza çoğunun taciz kurbanı olduğu, İstanbul sokaklarını dolduran kökenleri Güneydoğu olan yüzlerce tinerci çocuk geliyor tabii ki! Türkiye toplumu ve Türkler 1950’lerden beri ‘CIA Zihin Kontrolü’ operasyonlarının etkisi altında! Özellikle radikal dinci bazı tarikatlarda ve cemaatlerde ciddi Zihin Kontrolü operasyonları yapıldığını biliyoruz.

Psikiyatristler ise bu konuda akıl almayacak düzeyde bilgisiz ve ilgisizler. Bu konuda henüz bir giriş kitabı olarak yazmış olduğum ‘Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler: Zihin Kontrolünden, Psikolojik Savaşa’ isimli kitap bu konuda Türk toplumunun açlığını kanıtlarcasına 2 ay içinde üçüncü baskıya giriyor. Bu konularda daha önce konunun uzmanları olmayan kişiler tarafından yazılmış bazı kitaplar ise sadece birer dezinformasyon abidesi olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Şu anda üzerinde çalıştığım ‘Zihin Kontrolü ve Kara Bilim’ isimli kitapta konunun detaylarına girmeye çalıştım. Eğer İstanbul Üniversitesi yönetiminin hakkımda açmakta olduğu soruşturmalar ve beni Üniversiteden atmak için yapmış olduğu girişimlerle mücadele etmekten vakit bulabilirsem, kitaplarımı bitirebileceğim.

CIA’nın çocuklarda psikolojik travma ile ilgilenmesinin nedenlerinden birisi, bu çocukların bazılarında büyüyünce gelişebilecek çoğul kişilik olgularını araştırmak. Çoğul Kişilik (DID/MPD) aslında kolay kolay gelişebilecek bir psikiyatrik bozukluk değil. Ross’un DID hastalarının % 95’i çocukluklarında cinsel veya başka türlü bir tacize maruz kalmışlar. Bu da insanlarda uzun ve kalıcı etkiler yapmakta. Çoğul kişilik gelişen yetişkinlerde bilinç disosiasyona uğruyor ve birbirinden habersiz en az iki kişilik aynı beyinde varlığını sürdürüyor. Bu kişilerde yoğun amnezi (unutkanlık) olabildiği gibi başka psikiyatrik bozukluklar da görülüyor. Bu kişilerin bazıları yanlış teşhis konularak şizofreni veya psikoz tedavisi gördükleri zaman, bu psikiyatrik bozukluk daha da kötüleşiyor. Psikiyatrinin aslında emekleme çağında olduğunu söylersek abartmış olmayız. Psikiyatrik bozukluklar ve bilinç konusundaki en yetkin bilim dalı ise Nörobilim (Neuroscience). DID vakalarında çok kolay farklı kişilik, bilinçte ilaçlarla (örn. Halüsinojenler, LSD, PCP, THC vb.) ya da diğer gizli tekniklerle çok kolay açığa çıkarılabiliyor ve bu latent kişilik programlanabiliyor. Evet! Bir film senaryosundan veya bilim kurgu romanından bahsetmiyoruz, tüm bunların 21. yüzyılda gerçek olabildiğini göreceğiz.

DID-MPD hastalarında veya DID kökenli Mançurya Kobaylarında belli dönemlere ait unutkanlık, sürekli ambivalans (çelişkili konuşmalar ve çelişkili davranışlar), paralojik (mantıkdışı) düşünceler, ağlama nöbetleri, sara krizlerine benzer krizler, depresyon, uyku bozuklukları ve rüyalarda bazı sorunlar, çeşitli davranış bozuklukları görülmekte! Demiri tavında dövüp şu soruyu soralım: Bu belirtiler size hangi politikacımızı hatırlatıyor? Benzer çalışmaları Nöroloji bölümünde yapmıştım. Şu anda bu konudaki bir makalemiz PNAS dergisinde yayınlanmakta, bu çalışmada hayvanlarda oluşturulan bir çeşit travma modeli olan farklı epilepsi modellerinde, hayvanlar yetişkin hale gelince, travmanın hem hippokampüsde hem de çeşitli yolaklarda kalıcı elektrofizyolojik etkiye ve uzun süreli psikolojik sorunlara veya öğrenme problemlerine yol açtığını kanıtlamıştık (bu konuda bir makalemiz Epilepsia’da yayınlandı). Yaptığımız çalışmalar, postnatal (doğum sonrası) dönemde (P20 ve P30 arasında) oluşan travmanın veya aşırı nöronal aktivitenin uzun süreli elektrofizyolojik değişikliklere ve öğrenme ile ilgili sorunlara yol açtığını kanıtlamıştı. Gelişim nörolojisi çalışmaları aslında yakın bir gelecekte bu konuların sırrını çözecektir.

Zihin Kontrolü konusunda 1950’lerde Amerika’da CIA, NSA ve DoD- Pentagon İngiltere’de MI6, Almanya’da BND, Rusya’da KGB tarafından başlatılan çalışmalar hiç bir zaman durmadı. Bir kaç yüz milyar dolar bu çalışmalara ayrıldı ve çalışmalar değişik ülkelerde ve kültürlerde de sürdürüldü (Türkiye bunların içindeydi!). Bazı subaylar ve politikacıların da bu operasyonlardan geçirildiği konusunda elimizde şüphe uyandırıcı bazı bilgiler vardır; özellikle Türkiye aleyhtarı bazı kararların alındığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin tasviyesi yolunda bazı adımların atılmış olmaya çalışıldığı bu dönemlerde, hangi subayların birer truva atı olarak Genelkurmaya sokulmuş olduğunun araştırılması gerekir! Zihin Kontrolü Operasyonlarının detaylı olarak araştırılması Türkiye’nin Ulusal Güvenliğini ilgilendiren bir konudur, bu konulardaki çalışmaları engelleyenlerin ise Türkiye yararına çalışmadıkları aşikardır!

Mançurya Kobayı (Manchurian Candidate, Mançurya Adayı), yani beyni yıkanmış, iradesi kontrol altına alınmış ve istenilen bazı eylemleri itiraz etmeden, kayıtsız şartsız gerçekleştiren bazı kişilerin yaratılması konusundaki çalışmaların tamamlandığı söyleniyor. Türkiye’deki politikacılara bakarsak her taraf Mançurya Kobayları ile dolu zaten! Konu sadece Mançurya Kobayı meselesi değil! Aynı zamanda sosyal zihin kontrolü operasyonları da pek çok ülkede yapılıyor; örneğin Türkiye’de belli bir şeriatçı ve radikal dinci görüşe sahip oy oranı 1985’lerde % 5 iken, bu oran 20 yıl içinde % 35-40’a çıkartılabiliyor; bunun sonucundaki geri dönüşümsüz çöküşü, Türkiye Cumhuriyeti’nin tam tasviyesini, Büyük Ortadoğu Projesinin gerçekleştirilme çabalarını ise hep birlikte hayretler içinde izliyoruz (bkz. acikistihbarat.com’daki ABD’nin ve AB’nin Türk Düşmanlığı ve Sevr Kararlarının Kanıtları ve Türk Silahlı Kuvvetlerine Karşı Psikolojik Harp: Başka Çete Operasyonları da var isimli yazılarım). Radikal dinci cemaatlerin ve tarikatların zihin kontrolü ve beyin yıkama yöntemlerini sistematik olarak kullandıklarını tüm yönleriyle biliyoruz. Beyinleriniz ve psikolojik yapınız, medyayı ya da başka yöntemleri kullanmakta olan yabancı istihbarat örgütlerine emanet! Ulusalcı bir Derin Devletimiz olmadığı için de, hiç bir önlem alıp oto-kontrol mekanizmalarımızı ve Anayasayı veya Ulusal Güvenliği koruyabilecek diğer mekanizmaları devreye sokamıyoruz

http://zihinkontrol.blogcu.com/2076303/

Reklamlar
  1. 10 Nisan 2007, 13:17

    SIR PERDESİ ARALANDI: TELEGRAM-Zihin Kontrolü-

    Gülçin Şenel

    Bir Sual: Zihin Dışarıdan Yönlendirelebilir mi?

    Bu sual, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun 1998’in Aralık ayında Metris Cezaevinde başlayan zindan hayatının, Kartal Cephesinde, kendisine uygulanan “Telegram işkenceleri”nin “intihar teşebbüsü” vesilesiyle kamuoyuna malolması sonrasında gündeme geldi. Bir gazetede çıkan NSA’nın zihin yönlendirme çalışmaları yaptığını anlatan haberin ardından, bütün gazete ve televizyonlarda, “nasıl yapılır?”, “kim yapar?” etrafında açıkoturumlar, ropörtajlar yayınlanmaya başladı. Neticede hadise, “ceviz kabuğunu” doldurmayan geyik muhabbetine döndürülürken bu esnada yığınla çeviri-derleme kitab da yayınlandı. Tabiî, Kartal Cezaevi’nde “özel hücre”sinde, “zihin kontrolü” uygulanan Mütefekkir Mirzabeyoğlu’nun isminin mümkün olduğunca geçmemesine ve hadisenin onunla gündeme gelmiş olmasını gözlerden kaçırmaya dikkat ederek yapıldı tüm bu tv, gazete ve kitab yayınları. “Olmaz canım”, ama “olursa da şöyle olabilir” şeklinde ABD merkezli komplo teorileri etrafında yapılan yayınlar, “Türkiye’de böyle birşeyin olması imkansız” yollu devam ededursun, kimi farmakolog-eczacı, kimi psikolog, kimi gazeteci “uzmanlar”(!) da, çok meraklı oldukları bu mevzuda her nedense, “Telegram” hadisesini ifşa eden Mütefekkir Mirzabeyoğlu’ndan hiç bahsedemediler. Hele “uzman”ım diye ortalıkta dolaşan Prof. Ümit Sayın’ın mazereti bir hayli komik: “Bilmiyordum!” Yani onların zihinleri bu hususta çoktan yönlendirilmişti ve bir “his ibtali” içinde gevezelik etmekle görevliydiler sanki. İş gele gele dezenformosyona varacaktı ki, bu gevezeliklere son verecek olan, Salih Mirzabeyoğlu’nun beklenen eseri yayınlandı: Telegram-Zihin Kontrolü.

    Geçtiğimiz günlerde yayınlanan eser, epey bir maceradan sonra elimizde. Macera mı? Hadise şu: Geçtiğimiz ay (13 Ağustos 2003) bir haber geçti ajanslara: Salih Mirzabeyoğlu güya Adli Tıp’a başvurmuş ve zihin kontrolüne maruz kaldığını bildirerek incelenmeyi taleb etmiş. Hem de “ne yaptıysam onlar yaptırdı” şeklinde bir açıklamayla! Külliyen yalan elbette. Haberlerde kaynak olarak gösterilen Adli tıpta görevli Prof. Dr. Ümit Sayın, hadiseden sonra, noter tasdikli bir tekzib hazırlayarak, bu oyuna alet edilmek istemediğini beyan ediverince, Mütefekkir’in kitabı çıkmadan ortalığı bulandırmaya çalışan bu komplo da suya düştü. Ümit Sayın’la yapılan ropörtaj ve hadisenin teferruatı “Beklenen Nizam” Dergisi’nin 6. sayısında. (bkz. http://www.yeninizam.cjb.net )

    İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun zindanda kaleme aldığı eseri Telegram-Zihin Kontrolü, bu hususta bir ilk. Hem “Telegram” uygulanan, bu işi tecrübe eden müşahid, hem de yüzyılımızın fikir ve aksiyon mütefekkiri sıfatıyla kaleme aldığı eser, kendisine bu saldırıları düzenleyenlerin “kimliklerinin tesbiti ve ifşaını” ve Telegram’ın “altyapısını”, dayanak noktalarını gösterici bir genişlikte. Bu yüzden sahasında ilk ve tek. Kendi ifadesiyle:

    “Şair Bodler’in simyadan mülhem, sevgilisine “sen bana çamur verdin, ben ondan altun yaptım!” demesi gibi, bize zehir yedirdiler, biz onu panzehir ve bağışıklık aşısı yolunda kullandık. Bir bakıma Türkiye’de pratiği -teorisi de!- benimle meşhur olan bu iş, “ilim sınır tanımaz” tesellisiyle, Lût kavmine parmak ısırtır melânete ve yardımcı unsurlarla insanı robotlaştırmaya davranmışken, diğer yönüyle “dünyada” da kıstırılmış fertler üzerindeki tecrübelerin sınırını aşamamıştır. Bu ikazdan sonra bildireyim ki, gerek yaşamış kobay ve gerekse mevzuu alâkadar eder buudları işaretlemek bakımından, galiba dünyada ilk örneğim!”(1)

    İşte biz, “zehiri bile şifaya çeviren bünyenin” Mimarı’nın, “Telegram” hadisesini de, (aylarca yaşadığı “tarif edilemez” işkencelerin ve saldırıların ardından), altyapısını tahlil ederek, davasına delil kılıcı “hakim” ve “hakîm” tavrına, “kahraman” edasına hayranız:

    “Bu bir din mi, ilim mi çekişmesidir!” diyen Telegramcılar’ın, meseleyi ortaya yanlış koymaları ve sahtekârlıkları bir yana, sadece “iç şekil” bahsinde vurgulananlar bile, ruhun, “beynin irtisamları” olmadığını göstermeye yeter. Tıpkı gözün, görme sıfatının organı-âleti olması gibi, beyin de düşüncenin organı. Beyni ne kadar teshir edersen et, -edebildiniz mi?-, sizi “yücelerinizle” beraber “sin kaf” eden yanım ve “acı” duygum bile, benim uğrunda idam cezası aldığım dava tezimi delillendiriyor: Önce ruhçuluk, ardından “ruhçuluğun hakikati ne?” davası!” (2)

    Ve Mütefekkir’den bir ihtar:

    “Mevzu bilinmeli; tedbirin yarısı bundan geçer… Ve abartılmamalı; bu yoldan kendisine lüzum kalmadan tesirin kat ve kat arttırılmasına fırsat verilmemeli!” (3)

    Peki İBDA Mimarı’na “Telegram işkencesini” uygulayanlar kimlerdi? Eserin “Perde Arkası” başlıklı Levhası’nda, kimlikler ifşa ediliyor. Bizzat İBDA Mimarı’na bu saldırıyı “yapanlar”, yani “Dost Tarikatı” zümresi ve onların elebaşı, çete lideri İ.G., kendi ifadeleriyle eserde konuşturuluyor. Üzerinde çok konuşulacak olan bu ilginç Levha’dan sadece şu iktibas bile yeter:

    “Telegram’da, JİTEM’den Binbaşı K.’nin sesiyle, “ilah”tan “peygamber” olmaya kadar “yücelik”lerini ilan eden serseri, kendini Mustafa Kemal’in yarattığını ilân ettiği demlerde, elbette Mehdî’liği ıskalayamazdı:

    -“Ben Mustafa Kemal’in yarattığı, Türk Ordusu’nun en şerefli subayıyım. Bütün insanlık, Mustafa Kemal tarafından yaratıldı; ondan geldik, ona dönüyoruz! Ben Mehdî’yim ulan, Mustafa Kemal’in Mehdî’siyim!” (4)

    Bu adam kim? Eserden “Şah Mat” başlığı altında, bu adamın ve zümresinin fotoğrafı:

    “80 yaşlarında parkinson hastası bir manyak; ama öyle alelâde soydan değil de, kitabî yönü zengin zannedilen, muhteşem bir manyak. Üstadım’ın Şeyh Bedreddin hakkında dediği gibi, “ilmi nisbetinde cahil, cehli nisbetinde cesur”, tehlikeli bir zır deli. Ama bütün örgütüyle –belki de!- talihsiliği, belâsını bulmak üzere bana çatmış olması. Belkisi de olmayan bir kat’iyetle söyleyeyim, benim şahsımda “bizimkilere” de uzanan o aşağıların aşağısı dili, “gösterileri”, animasyonları. Bizimkiler; “kirli dedeler, pis şeyhler, zavallılar”, vesaire, vesaire.

    Sefillerin en sefili ve adîlerin en rezili olan bu adam, bana uygulanan Telegram işkencesinin mânâda ve belki de fiilî olarak başı ve insan ruhunu tahrib ederek teslim alma işinde zümresiyle beraber akla hayâle gelmedik cinsî sapıklıkların şâhıdır. Onları zümre ve metodlarıyla birlikte çökerten, Allah’ın izniyle benim; veya vesile olan benim.” (5)

    Eserde bazı “meşhur”larla karşılaşmak, bu “meşhurlar”ın kirli yüzlerini görmek işten bile değil. Teferruatını merak edenleri esere havale ediyoruz. Ve hemen söylemeliyiz: Bu eserle ilgili intibalarımızı kaleme almak bize iki yönlü hissî bir yoğunlaşma yaşattı. Birincisi, öfkemiz ve kinimiz, ikincisi hayranlığımız ve gururumuz; öfkemiz ve kinimiz başta Mütefekkir’e bu işi yapan fertlerin tek tek hepsine! “Ya Müntakim Allah!” duası ile açılan ellerimiz, hedefini biliyor artık. Hayranlığımız ve gururumuz, Mütefekkir Mirzabeyoğlu’na. Aylarca “Telegram Saldırıları”na maruz kalmış bir “kobay” olarak tek başına verdiği bu mücadelede, insan nasıl olurmuş, müslüman nasıl olurmuş, dava adamı nasıl olurmuş, lider nasıl olurmuş, “kahraman” kimmiş dosta düşmana gösterdi. Ve bununla da kalmadı, eseriyle zamanın kaydını tuttu ve mührü bastı. Bu dönem kapandı dostlar, İBDA Mimarı çağın en büyük gizli silahlarından biri olarak takdim edilen ve etrafında yoğun bir alâka uyanan “telegram”ın pratiğini de teorisini de; altyapısını da üstyapısını da tahlil ederek davasına delil kıldı! Hem de tek başına verdiği destansı mücadelesinin hemen ertesinde! Mütefekkir konuşsun:

    “Rezillerin en rezili insanların, aşağılığın en bayağısı tertiblerle ve benzerleri arasında da gerçekten sefillerin en sefili düşünceleri-aşureleri adına beni yok etmek veya “mankurt adam yapmak” istemeleri, aslında benim şahsımda davama duyulan korkudan, -1999 Metris ve Bandırma destanlarındaki gerçeklemelerden-, ve söylemeliyim; lisân-ı hâl ile tersinden gösterdikleri hayranlıktandır. Necib Fazıl’la beraber Efendi Hazretlerini de tanıdıklarını sanan ve kendi rezilliklerine uygun şekilde Telegram yoluyla onları bana kötülemeye çalışan bu salaklar ordusu, bana niye ille de Atatürk hakkında kitab yazdırmak istesinler ve DGM’de ille de “Atatürkçüyüm!” demem için çalışsınlar? Hikayesi B-7 Koğuşu’nda.” (6)

    TELEGRAM’IN ALTYAPISI

    Eserin çok mühim iki özelliği var bizce. Birincisi, Telegram’ın Türkiye ayağını ifşa etmesi; Dost tarikatı ve elebaşının kendi kitabları ve sözlerini tahlil ederek bu zümrenin “altyapısı”nı kendi ifadesiyle “değerinden fazla değer vererek” anlatması. Ki bu, İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun fikir adamı hüviyetinin gereği. Diğeri ise Telegram’ın dayandırıldığı mistik inanışlar, şamanizm çeşitleri, cin-büyü, teknolojik alt yapı, psikolojik veriler, felsefe ve ayrıca edebiyat sahalarında takib edilmesi. İBDA Mimarı işaretliyor:

    “‘Telegram’ bahsinde, benim daha en başta aldığım notlarda, bunu “bir tür modern büyücülük” diye niteleyişim vardı; henüz bu meselenin Türkiye’de bilinmediği kırık dökük birkaç tercümenin de illüzyonvari bir gözle bakılması yüzünden geniş bir alaka zemininde yer bulmadığı bir zamanda, şimdi de olduğu gibi bizzat yaşayanın ağzından anlatılmadığını da hatırlatarak, sözkonusu nitelemenin bana ait ve ağızdan ağıza geçerken hileli bir şekilde bir ölmüşe atfen kullanıldığını belirteyim. Ayrıca henüz ortada hiçbir veri yokken, benim elime geçmemişken, bunun Şamanist kültürlerden devşirilen bir iş olduğu; nitekim, bu çerçevede benim Bakırköy Akıl Hastahanesi’nden dönüşümden, yani başlangıcın üzerinden 6-8 ay geçtikten sonra elime ulaştırılan eserlerle, tesbitim tamı tamına isbata kavuştu.” (7)

    “Büyü” bahsi önemli. Hatırlayacaksınız, İBDA Mimarı’nın bundan birkaç ay evvel yayınlanan “Sefine” isimli eserinde vurguladığı üzere, Kuantum Fiziği’nin vardığı “bütüncü-küllî anlayış”a dayanak olarak kullanılan “mistik-metafizik görüşler ve inanışlar”, “İslâm olmasın da varsın Budizm olsun, Taoizm olsun, Şamanizm olsun” şeklindeki tavrın “siyasî” buudunu işaretlemekteydi. Kuantum dünyasında “olmaz” dediğimiz şeylerin “olabilir”liğine kapı açılması, yani bir nevi “sırra-bilinmeze” karşı “ihtimaller aleminde herşey mümkündür” yaklaşımı sebebiyle, Şamanizm gibi büyücülükle meşhur inanışların “kuantum araştırmacıları” için bulunmaz bir kaynak olduğu açık. Eserinde bu hususa da değinen İBDA Mimarı, Telegram’ı “modern büyücülük” olarak tasvir ettikten sonra “hologram” bahsinde bir misal verirken, yaşadıkları açısından her ihtimali değerlendirmeye aldığını vurguluyor:

    “Bir not: Bedenin holografik ve maddi olmayan yapısının altını bir kere daha çizen başka bir hâdise de, İndiridi İndirason adındaki İzlândalı bir medyumun oluşturduğu fenomendir. 1905’de İzlânda’nın önde gelen birkaç ilim adamı “paranormal” hâdiseleri incelemeye karar vermiş ve İndirason’u da tecrübe için seçmişlerdi. Sözkonusu kişi o sıralar psişik yeteneklerinden haberli olmayan sıradan bir kasaba serserisiydi; ama ne kadar hünerli olduğu çarçabuk anlaşıldı. Kolayca “trans-istiğrak”a girebiliyor ve bazen çok garib birşey oluyordu; bedeninin bazı bölümleri tamamen görünmez hâle gelebiliyor, ilim adamlarının şaşkın bakışları altında bir kol veya el yavaşça gözden silinip, uyanmasından az önce yeniden beliriyordu.

    Bir not: Kartal Cezaevi… Ayağında uzun konçlu postalı, pantolu, dizinden üstü görünmez asker… Dizinden üstü görünmez gardiyan… Tehditlere uygun şekilde, uyurken üzerime saldıran ve uyanık gözle gördüğüm dokunma duyusu olarak algıladığım, 15-20 gardiyan eli; dirseklere kadar çıplak ve gerisi görünmeyen adamlar… Uyanıklıkta bir buud farkı gibi yaşanan ve uyanıklıktan uyanıklığa geçişte –tabiî hal dediğimiz durumda da, hâdisenin devamı olarak, gülerek kapıdan uzaklaşan bir sürü… Yaşadığım bu ve benzeri olaylarda, her türlü ihtimâli gözönüne almakta oluşumu göstermek üzere, hologram tedâisi içinde veriyorum. Şu veya bu surete bürünebilme istidadı olan cin bahsini ve “resim gönderme” büyü veya teknolojisini de hatırlatarak.” (8)

    “Şuur Süzgeci”nin Kurgulanması

    Mütefekkir, “Kültür Davamız” isimli eserinde üzerinde hassasiyetle durduğu “şuur süzgeci” meselesini, burada vesilesiyle işaretlerken uyarıyor:

    “Dikkat: Bütün hayat, ferdin iç’e ve dış’a doğru olan faaliyetleri içinde, hadiseye yanaşan ve etkilenen bir süreçle “şuur süzgeci”nin kurgulanması işidir; neler geçer, neler kalır, nasıl geçer, niçin kalır vesaire. Bu, “yaşama kültürü” genel ifadesinden eğitime, telkin, propaganda ve reklam işlerinden, psikoloji, psikolojik savaş ve diğer ilim dallarına kadar herşeyi kapsar bir davadır. Biz telegram bahsi içinde bunu sözkonusu ettiğimize göre, alâkaları istikametini göstermiş, bellibaşlı birkaç temel hususu da aşağıda işaretlemiş bulunuyoruz. Ayrıca dikkati çekmek istediğim mesele bir misal çerçevesinde şudur: Birkaç binyıllık akupunktur tedavisi malûm. Aynı şey, bugün Batı tıbbında gümüş iğneler kullanma yerine, onunla erişilen ve tesir edilen bölgeye lazer ışınıyla erişme ve etki biçiminde olmaktadır ki, çoğu kimse bu tedavinin o eski uygulamanın değişik tatbiki olduğunu bilmez. Telegram için de aynı şey. Zihin silme, yeni şahsiyet tipi meydana getirme, kontrole alma vesaire, çok eski devirlerden beri bilinenlerin günün verileri içinde yeni şekillerle tazelenmesidir. Çok önemli bir mesele olsa da, hudut taşırılmamalı ve propagandası araçtan fazla sindirici bir duruma yol açmamalıdır. Dimdik ayakta duruşum, bu mutlak(!) kudrete yenilmeyişim bir misal. Hem de tek başıma kıstırıldığım bir mekânda teslim olmayışım! İntihar teşebbüsüme gelince, o da buna dair bir kahramanlık tavrıdır. Hikayesi “B-7 Koğuşu”nda.” (9)

    Ve İntihar

    “Kahramanlık tavrı” demişken, eserden, “İntihar” başlıklı Levha’dan yorumu içinde bir iktibas:

    “Sıcak bir yaz gününde buzlu bir şerbeti içer gibi davası uğrunda ölüme atılan-atılacak olana “intihar komandosu-intihar eylemcisi” demek, sadece bir ağız alışkanlığıdır; hangi davaya mensub olursa olsun, bu böyle!

    İslâmî yönden bakıldığında, bu eyleme “fedaî eylemi-şehadet eylemi” denilmesi tabiîdir; o hâlde, işin içinde aldanışlar olsa da, netice itibariyle benim bilek ve kolumu kesmem, yahut kendimi asmaya teşebbüs etmem, bir şehadet eylemidir!”(10)

    Son olarak; İBDA Mimarı, Telegram’da sık sık atıf yaptığı bir eserin de müjdesini veriyor:

    “Bir not: İfademe, “ben Atatürkçüyüm!” diye başlamam ve onların dikte edeceği şekilde konuşmam için… Yahut hiç konuşmamam için… Daha sonra, Mahkeme’deki ifademi değiştirmem için… Ve basın önünde vücudumu robot gibi çöktürüp ağlamam ve basından özür dilemem için… Baba tarafı meçhul olanların yapıp ettiklerinin basınla ilgili kısmını, bu küçük notlarla uyarırken, aslını “B-7 Koğuşu” isimli eserde anlatacağımı bildireyim.”(11)

    Bu eser, önümüzdeki günlerde hem çok konuşulacak, hem de kimi çevrelerde epey bir panik yaratacak gibi görünüyor. Daha eser çıkmadan hazırlanan “komplo”lara bakınca, önümüzdeki günlerin çok ilginç hadiselere gebe olduğunu söylemek zor değil.

    Dipnotlar:

    1- Salih Mirzabeyoğlu, Telegram-Zihin Kontrolü-, İBDA Yay., İstanbul 2003, s. 9

    2- A.g.e., s. 9

    3- A.g.e., s. 9

    4- A.g.e., s. 21

    5- A.g.e., s. 13

    6- A.g.e., s. 24

    7- A.g.e., s. 81

    8- A.g.e., s. 283

    9- A.g.e., s. 124

    10- A.g.e., 333

    11- A.g.e., s. 75

    İsteme Adresi: Çatalçeşme Sk. Üretmen Han No: 29 Kat: 3 / 316 Cağaloğlu-İstanbul

    Tel: 0212- 528 33 07

    http://www.gulcinsenel.up.to

  2. 10 Nisan 2007, 15:22

    TELEGRAM-Zihin Kontrolü-

    Salih Mirzabeyoğlu

    İsteme adresi: İBDA Yayınları

    Çatalçeşme sokak Üretmen Han No:29

    Kat:3/316 Cağaloğlu İSTANBUL

    Tel: 0 212 – 528 33 07

    TAKDİM

    “Hakiki edebiyat dehâsı, ortaya çıktığı her yerde, kendi içinde bir bütündür. İsterse dilin yetersizliği, dış tekniğin veya ne olursa olsun bir şeyin yetersizliği, karşısına çıkmış olsun. Onun içinde yüksek bir iç şekil vardır ki, sonunda herşey bunun hizmetine girer; karanlık ve bulanık alanda bile, sonradan berraklıkta olduğundan daha mükemmel çalışır!”

    ·

    Telegram-telemetri; uzaktan zihin kontrolü, zihni yönlendirme, haberleşme, telepati, işkence… Telegram, kelime anlamıyla, bildik dile çevrilmek üzere kendi “mors alfabesi” dedikleri işaretlerle uzaktan haber iletmeye yarayan “telegraf” demek; elektrikle çalışır bir model… Aynı neticenin çeşitli usullerle sağlanır olması bakımından, bizim anlatacağımız “telegram”, sadece âletle ilgili bir şey değil… Böyle bir iş üzerinde, Goethe’den işaretlediğimiz “iç şekil” davasının yeri ne?

    ·

    Bilindiği üzere “edebiyat”, sadece “güzel sanatlar” anlamında söz sahasının değil, “ilm-i edeb”in bütünü anlamında bütün sözlü ilimleri de kapsar. Elinizdeki esere gelince, bir yönüyle eskilerin “istişhad” dedikleri “delil getirme ve şahid kılma” usulüyle felsefeden müsbet ilme ve şamanizmden İslâm tasavvufuna kadar geniş bir sahaya kanat açarken, diğer yönüyle bunları “hatırât” nevine dair olarak işlemektedir… Neticede her iki şekliyle de edebiyat; ve “iç şekil” mevzuunu çok önemsiyorum, çünkü bu benim “yaşadıklarımı” davam adına semerelendirdiğimin resmidir!

    ·

    “İç şekil”, kelimeler ve cümleler üzerinde herhangi bir kalıb ifâdesi değil de, kelimeler ve cümleler vasıtasıyla kalıbda bir fikir hususiyetini gösteren “üslûb” ile aynı çizgide… Herşeyi hizmetine alan “bir şey”, ruh, mânâ… “Zevken idrak”e mevzu imân gibi, akıl ve “unsurlar”ın titreştirdiği ruhta doğan; ruhun titreştirdiği “akıl” ve “unsurlar” ki, ruha hitab eden… Ebu Hanîfe Hazretlerinin, “söz kalbden gelince kalbe hitab eder” hikmetinden bir çizgi… Sonunda her şeyi hizmetine alan; alabiliyorsa, işte “iç şekil”… Karşınızdayım!

    ·

    “Bu bir din mi, ilim mi çekişmesidir!” diyen Telegramcılar’ın, meseleyi yanlış ortaya koymaları ve sahtekârlıkları bir yana, sadece “iç şekil” bahsinde vurgulananlar bile, ruhun, “beynin irtisamları” olmadığını göstermeye yetere. Tıpkı gözün, görme sıfatının organı-âleti olması gibi, beyin de düşüncenin organı. Beyni ne kadar teshir edersen et, -edebildiniz mi?-, sizi “yücelerinizle” beraber “sin kaf” eden yanım ve “acı” duygum bile, benim uğrunda idam cezası aldığım dava tezimi delillendiriyor: Önce ruhçuluk, ardından “ruhçuluğun hakikati ne?” davası!

    ·

    Şair Bodler’in, simyadan mülhem, sevgilisine “sen bana çamur verdin, ben ondan altun yaptım!” demesi gibi, bize zehir yedirdiler, biz onu panzehir ve bağışıklık aşısı yolunda kullandık. Bir bakıma Türkiye’de pratiği –teorisi de!- benimle meşhur olan bu iş, “ilim sınır tanımaz” tesellisiyle Lût kavmine parmak ısırtır melânete ve yardımcı unsurlarla insansı robotlaştırmaya davranmışken, diğer yönüyle “dünyada” da kıstırılmış fertler üzerindeki tecrübelerin sınırını aşamamıştır. Bu ikazdan sonra bildirmeliyim ki, gerek yaşamış kobay ve gerekse mevzuu alâkadar eder buudları işaretlemek bakımından, galiba dünyada da ilk örneğim!

    ·

    Mevzu, bilinmeli; tedbirin yarısı bundan geçer… Ve abartılmamalı; bu yoldan kendisine lüzum kalmadan tesirin kat ve kat arttırılmasına fırsat verilmemeli!

    ·

    Son dakika haberi verir gibi, Adlî Tıb’dan olduğunu söyleyen kuyruk bir tipin 13 Ağustos 2003 tarihli “milliyetsiz” bir gazetede çıkan sözlerini aktarmalıyım:

    -“Salih Mirzabeyoğlu, beni zihin kontrolüyle terörist yaptılar diye Adlî Tıb’dan yardım istedi. Kendisine yardım edeceğiz. Bu işleri CIA yapıyor. Aftan istifade etmek için de böyle bir iddiada bulunmuş olabilir!”

    Bu, mayın tarlasına sürülen tombulca ve eşek tipli şöhret heveskârı adamcıklar bir yana, kimlerin yüreğine kâbus gibi çöktüğümüz belli. Sözleri üzerine yorum yapmama gerek yok: Herkesin malûmu ki, ismimin yanına ***lik yakışmaz. Bu soydan haberlerin resmî kanallardan teşvik ve tasvib gördüğünü bildiğim için de, hep söylediğim şeyi tekrar hatırlatayım: Hukukunuzu nideyim!

    İÇİNDEKİLER

    TAKDİM

    1. LEVHA PERDE ARKASI

    Şah Mat

    Atatürk

    Ali-M……d

    Abdest

    1980 Sonrası

    2. LEVHA GENEL BAKIŞ

    Robot Kimlik

    Klâsik Bir Zihin Kontrol Operasyonu

    Bizi Uydudan Yönetiyorlar

    Siborg: Yarı İnsan, Yarı Robot

    Meğer “Dijital Manyaklık” Kurbanıymış

    Erdiş’i Çip Yönetiyormuş

    Basın Faslı-Müdafaam’dan

    ABD’nin “Siyah Elbiseli” Paniği

    3. LEVHA ŞAMANİZM

    Şamanizm

    Şamanizm ve Toplum

    Misâl: Yakut Şamanları

    Misâl: Sibiryalı Şamanlar

    Taoizm

    Balık Sembolü

    Organik Olmayan Varlıklar

    “Suzi Müzü”

    Üçüncü Cins

    4.LEVHA PRENSİPLER

    Pranga

    “Ben”de Kurulan Dünya

    Şuur Süzgeci

    Uyarma-Aşılama

    İradenin Kırılması ve Yönlendirilmesi

    “Olayı Körüklemek”

    Hipnoz

    Karın Bölgesi

    Şamanizmin Mahiyeti

    5. LEVHA RENK TERAPİSİ

    Aura-Hâle

    Uzaktan Tesir

    Elektromanyetik Alan

    “Düşünce ve Enerji”

    6. LEVHA İLÂÇ VESAİRE

    İlâçlar

    Çeşitli Uygulamalar

    Ses ve Enerjinin Düzenlenmesi

    “Acaib Hayvan”

    7. LEVHA EDEBİYAT

    Castaneda

    Parça Parça

    Freud

    Tao Hakkında

    “Sabitcan”

    “Mankurt Adam”

    “Bilinmeyen Hitler”den

    “Doğuşlar”

    Nadir Bey’in Sırrı

    8. LEVHA FİZİK-KİMYA VE TEKNOLOJİ

    “Kirlian Etkisi-Kirlian Dedektörü”

    Kirlian Fotoğrafçılığı

    Bilgisayarla Beyne Bilgi Yükleme

    Bir Mülâkat

    9. LEVHA CİN VE BÜYÜ

    Rejisör

    Görüntü Meselesi

    Hologram

    Perisperi-Cinn

    Şamanizm ve Cinlenme

    Büyü-Büyücü

    Şamanizm ve Büyücülük

    Siyasî Buud

    Büyücüler-Deliler

    10. LEVHA İSLÂM TASAVVUFU

    Divane ve Deli

    Mektup Sureti

    Keramet-İstidrac

    Bir Misâl

    Beyin ve Şuur

    11. LEVHA İNTİHAR

    Ölçü

    Maristan

    İntihar

    12. LEVHA EK

    Hafıza

    Mezon

    Psikometri

    Ruhî Muharrikiyet

    Ve Lâzer Işınıyla

    Castaneda’dan

    “Işık huzmesi”

    “Cızırtı ve Kaynama Sesi”

    “Uçtu Uçtu!”

    “Vücut Isısı”

    Zihin Okuma ve Denetleme

    http://www.yeniakademya.org

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: