Başlangıç > Salih Mirzabeyoğlu, Tecrit, Telegram - Zihin Kontrolü > ‘Kirli Savaş’ Aracı Olarak ‘Zihin Kontrolü’ Çalışmaları

‘Kirli Savaş’ Aracı Olarak ‘Zihin Kontrolü’ Çalışmaları

“CIA tarafından haplar hakkında yapılan tecrübelerde, kendilerinin haberi olmadan hap yutturulan birçok kişi intihara kalkışmış ve bir kısmı da ölmüştür. Bir araştırma neticesi ortaya çıkan bu rezalet, CIA ajanları tarafından Senato Komisyonu karşısında itiraf edilmiştir. Bu çalışmalar o kadar endişe vericidir ki, hiçbir özel tahsisata gerek yoktur; özellikle insanın kobay olarak kullanıldığı klasik organik kimya tecrübeleri sözkonusudur.” Emre Bolat‘ın yazısı

cia belgesi

TELEGRAM (Zihin Kontrolü)
Emre Bolat

Bu konu, bir bakıma bakir sayıldığından geniş kitlelerce çabuk anlaşılması, kavranılması pek mümkün görünmüyor.

Yeni olmayan fikir ve hadiseler bile kitlelerden saklanmak istendiğinde başarı sağlanabildiğine göre, yeni bir hadisede yeni fikirlere adapte olmak haliyle zor oluyor.

Düşünün bir; yakın tarih konusunda bile insanlar nasıl manipüle ediliyor, nasıl bir zihin karmaşası oluşturuluyor. Halbuki bu hadiseler dün denecek kadar yakın bir zamanda cereyan etmiş hadiselerdir.

Diyeceğimiz şu ki, bahis mevzuu edeceğimiz konunun kitlelere sirayeti henüz yeni olduğundan algılanmasında güçlükler mevcuttur. Ama teknolojinin bunca ilerlemesinden şişinen insanoğlu artık bu tür hadiselere eliyle tutuyormuş gibi inanmak zorunda, zira örnekler dünyanın dört bir köşesinde öyle çok ki; mızrağın çuvala girmediği aşikâr.

Buna rağmen, bu konuyla ilgilenen Armen Victorian’dan şu satırları da neticeyi bildirmesi bakımından hemen nakledelim:

«Neticede, kaçınılmaz olarak resmin tamamını sunamıyoruz. Zihin kontrolcülerin yaptıkları ve hâlen yapmakta oldukları, bir ajandanın dipnotunda veya emekli bir araştırmacının hatıralarında bulunabilir. Bu sebeplerle, bu kitap, bu benzeri kaynaklar üzerinde yaptığım ve hâlen de sürdürdüğüm araştırmalarımın bir derlemesi niteliğindedir.»

Bu meselede yapacağımız alıntılar, bu alıntıyla birlikte Salih Mirzabeyoğlu’nun TELEGRAM isimli kitabından olacaktır. Zîra kendisi hâlihazırda Bolu F Tipi cezaevinde aynı akıbete maruz kalmanın zorlukları içinde bu işe tevessül eden hâin taife ile boğuşmaktır.

mind controlBu meselenin hususiyetlerinden biri kıstırılmış olmaktır. Yani kontrol altına alınmış kişilere bu uygulama kolay yapılmaktadır. Bu mânâdan olmak üzere bir işaret fişeği olması bakımından hatırlatalım; Efendi Hazretleri’nin hastalık bahanesiyle bunca tecrîde maruz bırakılması ve bırakanların ABD odaklı kişi ve kurumlara işbirliği içinde olması şüpheleri fevkalâde artırmakta ve bu işlere ön ayak olmuş kişileri de şiddetle zan altında bırakmaktadır. Hatırlatmış olalım.

Bu mevzuunun uzmanı olmadığımızdan haliyle kitaptan yapacağımız alıntılarla meseleyi açmaya çalışacağız. Bu mevzu gelecek zamanların ve hatta şimdiki zamanın en mühim mevzuularının başında yer alıyor.

Netameli bir mevzuu. Netameli olduğu kadar herkesin üzerinde önemle durması gereken bir mevzu.

Şuradan başlayalım:

«“CIA tarafından haplar hakkında yapılan tecrübelerde, kendilerinin haberi olmadan hap yutturulan birçok kişi intihara kalkışmış ve bir kısmı da ölmüştür. Bir araştırma neticesi ortaya çıkan bu rezalet, CIA ajanları tarafından Senato Komisyonu karşısında itiraf edilmiştir. Bu çalışmalar o kadar endişe vericidir ki, hiçbir özel tahsisata gerek yoktur; özellikle insanın kobay olarak kullanıldığı klasik organik kimya tecrübeleri sözkonusudur.”»

cia-lsd-kupur

Dini Cemaatler

Bu başlığı atmamızın sebebi, şimdi yapacağımız alıntıda bu cümlenin geçiyor olmasındandır. Dikkatlerden kaçmaması için mühim!

«CIA bir yazara mektubunda: “ Teşkilatımızda, MKULTRA ve ilgili bazı diğer projeler altında, başta LSD olmak üzere, hipnotizma ve uyuşturucu ilaç kullanımı gibi tekniklerle, davranış kontrolü alanında 1963’ten önce yapılan ve insanların kobay olarak kullanıldığı birtakım araştırmaların CIA tarafından desteklendiğini, delilleriyle gösteren belgeler mevcuttur. Meselâ MKDELTA’nın görevi, MKULTRA materyallerinin ülke dışında kullanılmasıyla alâkâlı hazırlanmış özel bir prosedürce belirlenmişti!”

MKULTRA projesi kapsamında olan bitenler sadece uyuşturucu maddelerin kullanılması ile sınırlı değildi. Duyumda azaltma oluşturulması, dinî cemaatler, mikrodalga tecrübeleri, psikolojik şartlanma, psiko-cerrahi, beyin nakli ve daha başka pek çok araştırma alanı da MKULTRA çatısı toplanmıştı. Hepsi kara bütçeden finanse edilmek üzere toplam 149 alt proje ve bunlara ek olarak 33 alt proje daha vardı.»

Şimdi düşünün; 1963’lerde kara bütçeden finansla bu işlere tevessül etmiş bu karanlık adamlar, aradan bunca zaman geçtiğine göre kimbilir tekniklerini hangi seviyelere ulaştırmış olarak insanlar ve cemaatler üzerinde ne oyunlar oynuyorlar? Kimbilir?!..

“Böyle şeyler olmaz, saçma, hayal ürünü” diyenlere dikkat edin, ya ahmak ya da hain taifesindendir, üçüncü bir şık yok. Efendi Hazretlerinin birileri tarafından bunca gayretle hacir altına alınmaya çalışılması boşuna değil. Ahmak ve hain taifesinin bu işlerden elini çekmesi için herkes gayret etmeli…

Bilinsin ki, bu ahmak ve hain taifesi sitem güçleri tarafından gayet usta manevralarla idare edilmekte… Peki bu işler hukuksuz işler değil mi?.. Tabiî bu sorudan sonra insanın gülesi geliyor; hangi hukuk? Hukuku yapanlar onu tekmelemekte baş aktördürler. Gerisini hukukçular anlatsın.

«Yüksek rütbeli bir CIA görevlisinin bir gazeteciye dediği gibi: “ Bu işleri araştırmaya çalışan kongre alt komisyonu, sadece ve sadece meseleye dair küçücük bir fikir edinebilir!”»

Anlaşılıyor herhâlde!


Mahkûmlar Üzerinde

«Yine CIA fonlarıyla desteklenen bir projede, Doktor Jomes Hamilton, “teorik olarak uyuyanlar” lâboratuarı denilen sistemi kurup çalıştırmaya başlayacaktı. Fakat, Hamilton, bunun yerine, emrine verilen fonları, Vaceville Kaliforniya Cezaevi Tıbbî Yardım Enstitüsü’nden, mahkumlar üzerinde tecrübeler yapabileceği bir lâboratuarı açmakta kullandı. 30 Mart 1975 tarihli bir mektubda Hamilton, parayı nasıl harcadığının teferruatlı bir dökümünü sunarak şöyle diyordu:

“100 mahkûm kobay üzerinde yeni bir deneme serisini sürdürüyoruz. Kobaylarda radyoaktif iyodin troidi, T-4 ise kandaki kırmızı hücrelerin sayısını tarıyor; ve daha geliştirmekte olduğumuz pek çok ölçümlerle önceki çalışmalardaki değişkenler arasındaki nisbet ve ilişkileri ortaya koymaya gayret ediyoruz!”

1996 tarihinde Doktor Armen Victorian’la yaptığı telefon konuşmasında Hamilton, mahkûmlar üzerinde yapılan tecrübeleri inkâr yoluna sapıyordu.»

Aynen T.C.’nin mahpushânelerinde olduğu gibi… “Delil yok” diyorlar , var olanları imha ediyorlar vesaire… Bu devran elbet bir gün döner. Dönmesi uzakta değil hani!.. Allah kerim!

ABD ve İncirlik Üssü

İşler karışık… İşler bulaşık… Eloğlu burnumuzun dibinde. Ne halt karıştırdığını sorma hakkımız bile yok, öylesine esir olmuşuz. İçerideki hain taifesini maşa olarak kullanan yankiler Ilımlı İslâmcıları, diyalogcuları yanlarına alarak bulaşık işlerinin kamuflajını da rahatlıkla gerçekleştiriyorlar. Ortaklaşa kurdukları hastanelerde kimbilir bilmediğimiz ne dolaplar dönüyor.

İncirlik, dedik. Boşuna demedik tabiî. CIA ile ortaklaşa iş kotaran Pentagon, ülkemizin her yanında boşuna üs’ler açmamış. Devam edelim:

«“Eldeki kesin delillerin ortaya koyduğuna göre, gizli denemelerde insanların kobay olarak kullanılması işine bulaşan tek kurum CIA değildir. 1950’den 1970’lere kadar CIA, LDS ve diğer kimyevî maddelerin insanlar üzerinde denenmesi hususunda AMERİKAN ORDUSU ile sıkı işbirliği içinde olmuştur. İnsanlar üzerinde yapılan testlerin büyük çoğunluğu ordu tarafından Edgewood Arsenal Araştırma Lâboratuar’ında gerçekleştirildi. Bu araştırmalar da ordunun kilit ismi Doktor Albert Kligman’dı. Kligman’ın sözkonusu araştırmaları, bazı radyo izotopik maddelerin kullanımını da ihtiva ediyordu; ve bu maddeler, Pennsylvenia’daki Homesburg Tutukevi’ndeki pek çok mahkûm üzerinde kullanılmıştır.”»

Yapılıp Edilenlerden Bir Nokta

«Ululslararası Af Örgütü’nün görüştüğü, bir zamanlar tutuklu olan İrlandalı bağımsızlık yanlıları ile ilgili raporlarda şöyle ifadeler vardı:

“ Mr. Murphy kendisine ikram edilen çayı içtikten sonra duvarda kimi imajlar gördüğünü söyledi… Mr. Bradley de bir fincan çay içtikten sonra çeşitli halüsinasyonlar gördüğünü ifâde etmişti!”

Hedeflenen, insanları düşük güç ve ritmik vuruşlu mikrodalgalara maruz bırakarak, uzaktan gürültü hissi oluşturulmasıyla ilgili yanıltıcı ve şaşırtıcı tertib oluşturulması… Kendisine, modül ayarları iyi yapılmış düşük güçte mikrodalgalar göndertilen kişilerin başlarının içinde veya tam ortasında vızıltı, tik-tak veya tıslama duygusu oluştuğu bildirilmektedir:

“Anılan oluşumun gerçekleşmesi için 0.4-3.0 Ghz frekansında santimetreye göre ayarlanan ortalama güç yoğunluğunda dalgaların gönderilmesi yeterli olmaktadır. Hattâ vuruş ve ritm ayarları iyice netleştirildiğinde anlamlı bir konuşma duygusu bile meydana getirilebilmektedir.»

Girişte alıntı yaptığımız Armen Victorian’dan:

«Zihni kontrol altına alma metodu ve usullerini araştıranlar için büyük önem taşıyan alt başlıklardan biri de, “ışınlama” dır; ve yine açıkça ortaya konacağı gibi, CIA sadece zihin kontrolüne yönelik ışınlama testleri yapmamış, üstelik bu testlerde bütün alemşümûl etik-ahlâk değerleri hiçe sayarak insan kobaylar kullanılmıştır. CIA, zihni kontrol etme tekniklerinin araştırılması çalışmalarında yalnız değildir; fakat şüphesiz ki, eski Sovyetler Birliği ile beraber bu sahanın lideri durumundadır. Elbette çalışmaların çoğu kamuoyundan gizli tutulmuştur ve diğer kurumlara bilgi ulaştırılması da büyük bir gizlilik içinde yürütülmüştür. Bazılarının kaçınılmaz bir şekilde sansüre uğrayacağını ve hatta belki de hiç ortaya çıkarılmama ihtimaline rağmen, Amerika’daki “Bilgi Özgürlüğü Kanunu”nun kapsamlıca kullanılması, insanların düşünme ve davranma şekillerini kontrol etme yolundaki gelişmelere ve insanların karşı koyma güçlerinin azaltılmasının nasıl mümkün olabildiği mevzularına ışık tutmaktadır… Neticede, kaçınılmaz olarak resmin tamamını sunamıyoruz. Zihin kontrolcülerinin yaptıkları ve hâlen yapmakta oldukları, bir ajandanın dipnotunda veya emekli bir araştırmacının hatıralarında bulunabilir. Bu sebeple, bu kitap, bu ve benzeri kaynaklar üzerinde yaptığım ve hâlen de sürdürdüğüm araştırmalarımın bir derlemesi niteliğindedir. Fakat burada, duygusuz bilim kurgu dünyasında bile kendine yer bulamayan meşum ve bir o kadar da gizli yeni telkinlerin olduğunu gösteren yeterince malzeme mevcut.»

Ilımlı İslâmcı Diyalogcu ve Yeni Dünya Düzenci Mübtezellere

«Bir not: Zihin kontrolü ile ilgili meselelerin “Uluslararası gizli anlaşmalarla” resmi muamelelerde bahsedilemeyeceği hususu, aşağıdaki haberle de doğrulanıyor. İpin ucunun kimlerin elinde olduğu da. Telegramcılar’ın “Yeni Dünya Düzeni” münadiliğini yapmalarının sebebi de. (…)

ABD’NİN “SİYAH ELBİSELİ” PANİĞİ

(En gizli istihbarat servisinin Ankara bürosu ortaya çıkan ABD, paniğe kapıldı. Washington yönetimi, NSA’nın adının mahkeme kayıtlarından çıkarılmasını istedi.)
ABD, Akşam Gazetesi’nin haberiyle ortaya çıkan dünyanın en esrarengiz örgütü NSA’nın (National Security Agency’nin) Ankara bürosu, gözlerden saklamak için hemen harekete geçti. Hiç varolmadığı iddia edilen ve ajanlarına bilimkurgu filmi “Siyah Giyen Adamlar”dan mülhem “Siyah Giyen Adamlar” denilen örgütün adının resmî belgelerinden çıkarılmasını istedi (24 Şubat 2003)

Örgütün Ankara’daki Teknik İrtibat Bürosu’nda 19 yıl görev yaptığını ileri süren Mehmet Özkan Birben’in açtığı tazminat davasının Yargıtay kararında, davalı olarak “NSA”nın, adının da davadan çıkarılmasını istedi. Başvuruda NSA’yı değil, sadece ABD Hükümetini temsil ettiğini vurgulayan Tezcan, “karar düzeltme” talebinde özetle şu itirazlarda bulundu:

─ “… davalı kişi olarak, NSA Türkiye Teknik Bürosu gösterilmiştir. Daireniz kararında adı geçen Teknik İrtibat Bürosu, tüzel kişilik olmayan idari bir birimdir. Kararlardaki davalı adının ABD olarak düzeltilmesini istiyoruz…”

NSA’nın asılsız ihbarı üzerine gözaltına alındığını ileri sürerek NSA aleyhine tazminat davası açan Mehmet Özkan Birben ise, bu iddiasını isbat için komşuları A.Y. ile K.Y. ve N.A., bunların yanında kendisini gözaltına alan Albay İ.K. ve Binbaşı İ.H. ile Başkomiser K.O.’yu şahid olarak gösterdi..

Bir Not: NSA hakkında internette bilim kurgu filimlerini aratmayan iddialar dolaşıyor. Örgütün, bütün ABD vatandaşlarının özel kayıtlarına sahib olduğu anlatılan sitelerde, 50 bin NSA ajanının sahip oldukları nano teknolojik bilgisayarlarla uzaktan insanları hipnotize edebildikleri ileri sürülüyor. NSA’nın yüksek ses frekanslarıyla hipnotize ettiği kişilere bir robot gibi istenen her eylemi yaptırabildiği savı savunuluyor.

Bir Not: Nefes aldığımız her saniyede, cümlesinin bütün uzantısı köpekleriyle canına okumaya yeminliyiz.»

Bu söz üzerine söz’e hâcet yok. ÂMİN, diyoruz!

Furkan Dergisi, Şubat 2007

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: